26 Mart 2007 Pazartesi

Kafkasya'dan Göçe ilişkin Rakamlar


1860'lı yıllarda Kafkasya'dan göçederek Osmanlı Devleti'nin o günkü topraklarında iskân edilen Kafkasyalıların sayısı tahmini olarak 700 bin-1 milyon arasındadır. Osmanlı Devleti'nin nüfus yapılanmasını inceleyen Ubucini, ilk göç dalgasının sona erdiği 1864'te Osmanlı topraklarındaki Kafkasyalıların sayısının 700 bine ve bu rakamın yüksek ölüm oranlarının azaltılmasına rağmen 1866'ya kadar 1 milyona ulaştığını tahmin etmiştir. Bir diğer araştırmacı Marc Pinson, 1860'lı yılların ilk yarısında Kuzeydoğu Kafkasya'dan göç edenlerin sayısının 522 bine ulaştığını belirtmektedir. Bir diğer önemli çalışmada Berzhe, Rus kaynaklarını tarayarak 1858-1866 periyoduna Karadeniz limanları yoluyla Kafkasya'yı terkedenlerin sayısını 493.194 kişi olarak vermektedir. Berzhe bu sayıya incelediği yıllarda Kafkasya'ya kara yoluyla terkedenleri katmadığı gibi sonraki yıllarda göç edenlerin sayısına dair bir tahminde de bulunmamıştır.
      
Karayolu ile Kafkasya'dan göçedenlerin de deniz yoluyla göçedenlerin sayısına yaklaştığı tahmin edilmektedir. Ayrıca Berzhe'nin verdiği sayı Çarlık Rusyası resmi makamlarının bilgisi dahilinde göçedenlerle sınırlı olduğundan gerçektekinden daha düşük olma ihtimali kuvvetlidir. Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Kafkasya nüfusu ile ilgili çalışmasında V. A. Sarafyan, Ömer de Helle'e atıfta bulanarak Kafkasya'dan göç edenlerin sayısını 2 milyon olarak vermekte ve Shnistlerin bu sayıyı 1.5 milyon olarak bildirdiğini belirtmektedir. Bu sayıların tamamı 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı öncesinde oluşan göç akımları ile ilgili olduğundan genel olarak göç olayına katılan Kafkasyalıların tamamını yansıtmaktan uzak olduğu halde göçün nasıl büyük bir kitle hareketine yolaçtığı hakkında fikir vermektedir. Göçler sonunda Rus-Kossakların da iskân edilmesine rağmen Kafkasya nüfsunda ortaya çıkan azalma göçün demografik etkisini çok güzel göstermektedir. Kuzey Kafkasya'nın 1850-1860 yıllarında 3.200.000 olan toplam nüfusu 1897 nüfus sayımında yarı yarıya azalmış olarak 1.662.000 kişiye düşmüştür.

Bütün etkili faktörlen dikkate alınarak 1859-1879 yılları arasında 2 milyon Kafkasyalı'nın anayurtlarından göçetmek zorunda kaldığı gerçekçi bir tahmindir. Fakat bu göçmenlerin ancak 1.5 milyonu hayatta kalmış ve Osmanlı topraklarında yerleşmiştir. 1881-1914 yılları arasındaki devrede önceki göçmenlere ilave olarak 500 bin Kafkasyalı daha Kafkasya'dan göç etmiştir. Bu dönemde Kazan ve İdil-Ural bölgesinden de Türk-Tatar ve Başkırd Türklerinin önemli miktarda Osmanlı topraklarına göç ettiği bilinmektedir.Kafkasyalı göçmenlerin önemli bir kısmı, muhtemelen toplam nüfuslarının %20'si kötü beslenme ve salgın hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Kafkasya göçmenlerinin büyük bir kısmını barındıran Samsun'da 1864-1865'te ölüm hızı, günde 120-150 ölüm gibi çok yüksek oranlara çıkmıştı. Yine büyük bir intikal noktası olan Trabzon'da 1865'te 53 bin ölü kaydedilmiştir. O günkü nüfusla oranlandığında bu rakamların gösterdiği gerçek daha iyi anlaşılacaktır.

Bu büyük nüfus hareketinin hedefi olan Osmanlı topraklarına göçmenlerin yerleştirilmesi hususu o günkü Osmanlı Devleti'ni önemli bir meseleyle yüz yüze getirmiş ve devrin yöneticileri o günün şartları düşünüldüğünde son derece tutarlı ve başarılı bir iskân politikasını belirleyip uygulayabilmişlerdir.

II. Abdülhamid Han döneminde daha önce kurulmuş olan İdare-i Umumiye-i Muhacirin Komisyonu geliştirilerek eski Suriye Valisi Naşid Paşa yönetiminde göçmenlerin günlük harcamaları için yemiye verilmesi, geçici olarak kalacakları yerlerin hazırlanması ve daimî iskân mahallerinin belirlenmesi gibi önemli konularda çalışmalar yapmıştır. Göçmenler meselesinin çözümünde gerekli malî kaynak hususunda sıkıntıyla karşılaşan Osmanlı hükümeti aldığı 30 bin Osmanlı Lirası borca karşılık olarak yabancı sermayeli Osmanlı Bankası ve diğer kaynaklara geçiy ücreti iki katına çıkartılan Karaköy köprüsünün gelirini karşılık göstermişti. Bu yıllarda devletin mali durumunun son derece bozuk oluşu, göçmenlerin iskânı hususunda bazı yönetim katlarında huzursuzluğa yol açmışsa da II. Abdülhamit Han, "Halife-i müminin ve'l-müminat" sıfatıyla insiyatifi elden bırakmayarak hem göçmenlerin hem de Osmanlı müslümanlarının gözünde mümtaz bir mevkiye yükselmiştir. Kendi ifadeleriyle "Rusyaca, din ve diyanetimize olan taarruz ve halelden dolayı Hz. Peygamberin (s.a.v.) sünnet-i seniyyesine baş eğerek Kafkasya'dan hicret" eden Kafkaksyalılara yakın ilgi ve güzel muamelede II. Abdülhamid Han'ın annesinin Kafkasyalı oluşunun etkili olduğu söylenmiştir.

1899 yılında II. Abdülhamit Han, göçmen işleriyle ilgili komisyonun bizzat başına geçmiş ve doğrudan doğruya göç meselesinin içinde yeralmıştır. Bu yıllarda Anadolu'ya göçetmekte olan Kafkasya'lı kafilelere Ermeniler tarafından saldırılarda bulunulduğuna dair haberlerin yoğunlaşması üzerine devlet, Rusya nezdinde girişimlerde bulunarak Kafkasyalı göçmenlerin can ve mal güvenliklerinin teminini talep etmiştir.

Osmanlı topraklarına yerleşen göçmenler 6 yıl süreyle askerden muaf tutuldukları gibi mali durumları düzelene kadar 10 yıl süreyle de vergi muafiyetinden yararlanıyorlardı. Yine hükümet tarafından gerekli tarım aletleri ve tohum yardımı yapılarak ziraate yönlendirilen göçmenler stratejim kaygılarıyla Rus sınırına yakın, nüfusu az veya etnik yönden karışık yörelerde yerleştirilmişlerdir.Osmanlı Devleti göçmenlerin iskânında kendi yararına en uygun yerleştirme planını uygularken özellikle Kafkasyalı göçmenlerin yerleştirilmesi hususunda Rusya'nın müdahalesiyle karşılaşmıştır. Uzun Kafkasya mücadelelerinde Kafkasyalıları yakından tanıyan ve onların savaşçı nitelikleri yanında disiplinli geleneklerinin verdiği azmi iyi bilen Ruslar, göç eden Kafksayalılardaki Rus düşmanı duyguları da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na Osmanlı ordusu saflarında katılan Kafkasyalılarda test etmişlerdi.
      
Bütün bu sebeblerle Rus Çarlığı, Osmanlı Devleti'nden "Kafkasyalı göçmenlerin Rus sınırlarından önemli bir uzaklıkta ve her hâl ü kârda Erzincan, Tokat, Amasya ve Samsun hattından daha Batı'da yerleşmelerini" resmen talep etmiştir. Osmanlı yöneticileri Kafkasyalıların iskânında genellikle bu talebi gözetmişlerdir. İskân politikasını dikkatle izleyen Rus hükümeti, devamlı olarak Kafkasyalı göçmenlerin Anadolu'nun güney bölgeleri ve Suriye'de yerleştirilmesini Osmanlılara tavsiye etmiş ve bu konudaki ısrarları baskı denebilecek boyutlara ulaşmıştır. Öte yandan İngiltere, Yunan hükümetinin görüşüne uygun olarak Batı Trakya'da 8.000 Kafkasyalı ailenin yerleştirilmesi planına itiraz etmiştir. Daha önce 1876'da toplanan İstanbul Konferansı'nda "Kafkasyalı göçmenlerin Rumeli'de iskân edilmemesi" kararlaştırılmış ve bu karardan önce Rumeli'de iskân edilmiş olan Kafkasyalılar ikinci bir göçün sıkıntılarını yaşamak zorunda bırakılmışlardır.

Bu şekilde devletlerarası pazarlıklara konu olan Kafkasyalı göçmenler, yoğun olarak Trabzon, Samsun, Sinop, Adapazarı, Kayseri, Sivas, Erzurum, Çorum, Çankırı, Bursa, Eskişehir, Tokat şehirlerinde iskân edilirken bir kısmı da Diyarbakır, Mardin, Muş, Halep, Şam gibi Osmanlı topraklarının güney kesimlerinde yerleştirilmişlerdir. Öte yandan bir grup Kafkasyalı da Dobruca, Varna, Köstence, Burgaz, Sofya gibi bugün Bulgaristan ve Romanya sınırları içinde kalan yerlerde iskân edilmiştir. Hatta dinî saikleri kuvvetil olan bir grup Kafkasyalının doğrudan Filistin'e göçederek o zaman Osmanlı'ya bağlı olan Kudüs ve havalisinde yerleştikleri bilinmektedir. Filistin'deki Rus konsolosu 1883'te Yafa'ya ulaşan bir Osmanlı gemisi ile 365 Kafkasyalı'nın geldiğini ve bu gelenlerin sadece kutsal yerleri ziyaret etmekle kalmayıp Ürdün nehri boyunca yerleştirdiklerini Moskova'ya rapor etmiştir. Osmanlı Hariciye Arşivi, Rusya'dan göç etmeleri kabul edilen Müslümanlar ve Rus istilasından sonra yurtlarından hicret eden Kafkasyalı ve Kırımlılar ile ilgili bilgilerin birçoğunu ihtiva etmektedir. 1895'ten 1908'e kadarki sürede Kafkasya'dan göç etmelerine izin verilen Müslüman gruplara örnek olarak 1895'te Kuban bölgesinin Volni, Kuna Gazi, Korgakav, Urup ve Karamunsin köylerinden bin aile İzmit'e ulaştıktan sonra trenle Ankara'ya sevkedilmişlerdir. 1899'da İdil-Ural bölgesindeki Ufa ve Tamarra'dan 395, 353 ve 791 aileden oluşan 3 ayrı gruba izin verilerek Rostov üzerinden gemilerle İstanbul'a doğru yola çıkarılmışlardır. 1906'da Uyum'un Kubarti kabilesinden 233 aile ve Kuban'dan 372 ailenin göçüne izin verilerek Adana vilayeti ilçelerinde yerleştirilmişlerdir.

Bu göçler sonunda Osmanlı Devleti'nin ve özellikle Anadolu'nun yoğun etnik değişimlere uğradığı bir sosyolojik gerçektir. Genel olarak göç hareketinin en önemli siyasi sonucu 1701'deki Malazgirt zaferiyle simgelenen Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinin tamamlanmasını sağlaması olmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder