Folklor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Folklor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2007 Perşembe

Samsun'da Toplum ve Kültür




Toplum açısından Karadeniz’in metropolü sayılabilecek olan Samsun Şehir Merkezi, 20.YY başlarına kadar ciddi bir gayr-i müslim nüfusu barındırmakta idi.Günümüzde Şehir Merkezi nüfusunun büyük kısmını Doğu Karadeniz’den ve şehrin kendi ilçelerinden aldığı göç oluşturmaktadır.Şehir insanları açısından geniş bir yelpazeye sahip olup, en tutucusundan en entellektüeline kadar insanlara rastlamanız mümkündür.

1950-1990 yılları arası ülkemizin gözde şehirlerinden olan Samsun, 90′lı yıllar sonrası gerek belediyelerin ihmalkarlıkları gerek önceki yıllarda aldığı göçlerden dolayı başıboşluk yaşamış, bu başıboşluk şehre özgü olan Samsun Fuarı bitme derecesine getirmiştir ve sonunda kapanmıştır, kapanan tekel fabrikaları ve özelleştirmelerden dolayı, işsizlik had safhada olup 2000 yılı itibari ile Samsun göç veren bir şehir haline gelmiştir.

Kültürel açıdan Samsun, bütün Anadolu şehirlerini yaşadığı sıkıntıları çekmektedir.Uzun yıllar sonra bitirelebilen Atatürk Kültür Merkezi’nin bitirilmesinin gecikmesinin kültürel faaliyetlere uzun bir süre ket vurduğu ve kültür merkezin şu an yeteri kadar aktif olarak kullanılamadığı aşikar bir gerçektir.

Son dönemlerde yerel belediyelerin katkıları ile kültürel faaliyetlerde gözle görülür ilerlemeler kaydedilmiştir.Ulusal bazda yayınlanan Samsun merkezli edebiyat dergisi “Yolcu” buna en güzel örnektir.Bunun yanında İstanbul merkezli ulusal bazda yayın yapan bir çok edebiyat dergisine de içerik sağlanmaktadır.

Samsun’da derin muhabbetlere girebileceğiniz aynı zamanda Yolcu Dergisi’nin gayr-ı resmi merkezi olan Cibran’da Yolcu dergisi editörlerine her daim rastlamanız mümkündür.

Son 2-3 yıla kadar denize küsmüş bir sahil kenti görünümünde olan Samsun; yapılan sahil yolu, Doğu Park, tamamlanmakta olan Batı Park gibi projelerle denizle barışık hale gelmiş ve eşine az rastlanır tesislere kavuşmuştur.

3 Nisan 2007 Salı

Orhan TAYLAN


Yaşamı ve sanatı  
1941 Samsun'da doğar. Selanik kökenli Tarık Taylan ile İstanbullu bir ailenin kızı ressam Seniye Fenmen'in oğlu. İlkokulu Samsunda bitirir.

1960 İstanbul Amerikan Erkek Koleji'ni bitirir. 27 Mayıs '60 askeri darbe rejiminin getirdiği bir yasa uyarınca, askerliğini yedeksubay-öğretmen olarak yapmak için başvurur. İki yıl Söke'nin Sazlıköy'ünde öğretmenlik.

1962 Devlet döviz sınavını kazanarak İtalyaya gider. Roma Güzel Sanatlar Akademisine girer. Yoğun bir sanat ve kültür ortamı. Desenini geliştirmek için sıkı bir çalışma dönemi. Duvar resmi tekniklerini araştırır. Meksika duvar resmi ile tanışır. Okul sergilerine katılır. 

1966 Roma Akademisini bitirip Türkiyeye döner. Türkiye İşçi Partisine üye olur. Dekoratif duvar resimleri yapar. Sendikalara ve gençlik derneklerine afişler, dergi grafikleri çizer.

1968 Birinci kişisel resim sergisini İstanbul Belediye Galerisinde açar. Gönül Dinçer'le evlenir. Vasıf Öngören'in oyunları için sahne dekoru, kısa metraj film denemeleri ve seramik çalışmaları. Heykelci Kuzgun Acar ve karikatürcü Tan Oral ile çeşitli ortak çalışmalar.

1971 Askeri darbe. Bir gece yarısı Tan Oral ve eşi Gönül ile birlikte üç gün için gözaltına alınır; bütün arşivi, 200 kadar kitabı el konulup yok edilir. Poster yayıncılığı ile "demokrat resim" denemeleri. 

1976 Antalya Uluslararası Sanat Festivalinde ilk duvar-resmini yapar; "Promete", 110 m2, sıva üstüne akrilik . Görsel Sanatçılar Derneği başkanlığına seçilir. Serigrafi tekniğini öğrenir. Gönül'le boşanma. Çizdiği "1 Mayıs" afişi, kutlamalarda yaygınlıkla kullanılır. 

1977 Paris ve Berlinde dört Türk sanatçı ile grup sergileri. "1 Mayıs" afişi WFTU'nun Prag'da düzenlediği uluslararası sendikal afişler yarışmasında birincilik ödülü alır. Aynı yıl , A.Bezirci, A.Behramoğlu, B.Pirhasan, A.Kadir ile birlikte yazı kurulunda yer aldığı "Sanat Emeği" dergisi yayın hayatına girer. "Politika" gazetesi sanat sayfasında haftalık makaleler yazar. 

1980 "Dünyamız" duvar resmi uygulaması, 70 m2, sıva üstüne akrilik, Maden-İş Sendikası,İstanbul. 12 Eylül askeri darbesi. Bütün ilerici dernek, sendika ve demokratik basın organlarının kapatılması. Antalya'daki "Promete" duvar resminin sıkıyönetimce imha edilmesi. 

1981 Melek Ulagay'la evlenir.

1982 Ferhat'ın doğumu. Barış Derneği'nin kurucu ve yönetim kurulu üyesi olma nedeniyle Askeri Mahkemece açılan dava ve Maltepe Askeri Cezaevinde sekiz aylık ilk tutukluluk. Tahliye ertesinde "Maltepe Resimleri" sergisi, Şehir Galerisi, Taksim, İstanbul. Aynı davadan ikici kez tutuklanma.

1985 "Hasret Resimleri" Sergisi, Tanbay Galerisi, Ankara. Yüz kadar yağlı pastel çalışmasının yeraldığı sergi, tutukluluk sürerken, eşi Melek tarafından gerçekleştirilir. Tutuklu 12 Barış Derneği yöneticisinin Nobel Barış Ödülüne aday gösterilişi. 

1986 Otuzsekiz aylık tutukluluğun sonu. Amnesty İnternational tarafından düzenlenen "Düşünce Suçlusu Türk Ressamı Orhan Taylan adına" uluslararası katılımlı resim sergisi, Liege Müzesi, Belçika. 

1988 "Hasret Resimleri " adıyla yönetmen N.Arca tarafından yapılan belgesel film. 1988-1990 "Turkish Highlights" sergilerinde yapıtlarının yurtdışında sergilenişi, Londra, Amsterdam, Moskova. Yağlıboya çalışmalarına ağırlık verdiği dönem.

1990 Her yıl İstanbul ve Ankara'da sergiler. Ankara Urart Sanat Galerisinde "1890 Tarih ve Hürriyet Üstüne" resim sergisi. Bu sergide ele aldığı Cumhuriyet öncesinin mirası teması'nın izleri gelecek sergilerinde sürer. Sıraselvilerde Aslanyatağı sokak'taki atölyesinde sürekli toplu çalışmalara başlar. Atölye sergileri düzenlenir. 

1993 Kişisel sergi, Simon's Rock of Bard College, M.A., U.S.A. Taksim Şehir Galerisi İstanbul; "25.Yıl", retrospektif resim sergisi. Tünel'de Sofyalı sokak atölyesini kurar.

1996 Kasım; Geneve, Gallerie Chausse-Coque, Kişisel sergi. Aralık; Atina, Atina Belediyesi galerisi, Kişisel desen ve pastel sergisi. 

1997 Nisan; "96-97 Çalışmaları", KSM sergi salonu, Caddebostan, İstanbul. Haziran; "İstanbul -Atina Yüzyüze", 15 Türk ve 15 Yunanlı sanatçı ile dostluk sergisi, KSM Sergi salonu, Caddebostan, İstanbul Kasım; Doku Sanat Galerisi, Kişisel resim sergisi, Nişantaşı,İstanbul 

1998 Nisan; Garanti Sanat Galerisi, Elmadağ,İstanbul Aralık; "Atina-İstanbul Yüzyüze", 15 Türk ve 15 Yunanlı sanatçı ile dostluk sergisi, Melina Mercouri Kültür Merkezi, Atina. 

1999 Nisan; Karsu Sanat Galerisi, Kişisel Resim sergisi, Esentepe,İstanbul. Kasım; Doku Sanat Galerisi, "Çeşitli Dönemlerden", Nişantaşı, İstanbul. Aralık; "Heykeller" kişisel heykel sergisi, İstanbul 9. Sanat Fuarı,TÜYAP, İstanbul 

2000 Şubat; İşbankası Sanat Galerisi,Kişisel Resim Sergisi, Ankara Şubat; Armoni sanat Galerisi,Kişisel Resim ve Heykel Sergisi, Ankara 

2001 Nisan; Kişisel Resim Sergisi, Karsu Sanat Galerisi, İstanbul Kasım; "Yeni Resimler" The Grand Gallery, National Arts Club, New York, U.S.A. 

2002 Mayıs; "Tekrenk Yağlıboyalar", Yağhane Sanat Galerisi, Bodrum 
2002 "Peintures et Dessins", Elele Kültür Merkezi, Paris
2002 Kisisel Resim ve Heykel Sergisi, MEB Sanat Galerisi, Göztepe, İST. 
2002 Yunanlı ve Türk sanatçılarla sergi, Kaleiçi, Bozcaada
2002 Kişisel resim heykel sergisi 12.İst.Sanat Fuarı,Lütfü Kırdar
2003 Yeni Çalışmalar; Resim-Desen sergisi, Hobi Sanat Galerisi, İstanbul 
2003 Desen sergisi, Dem-Art sanat galerisi, İstanbul 
2003 Resim sergisi, Karsu Sanat Galerisi, İstanbul 
2003 Resim ve Heykel Sergisi, Armoni Sanat Galerisi, Ankara 
2003 13. Sanat Fuarı, Resim sergisi, Lütfü Kırdar , İstanbul 
2003 "Usta Sergisi", Antalya Resim fuarı, Antalya 
2004 "Kültürlerarası Şenlik", Yunanlı sanatçılarla karma sergi, Büyükada, İstanbul 
2004 Atölye Sergisi, Sanatçının atölyesi, Beyoğlu, İstanbul 
2004 Resim sergisi, Hobi Sanat Galerisi, Nişantaşı, İstanbul 
2004 14. Sanat Fuarı, Resim ve Heykel Sergisi, Lütfü Kırdar, İstanbul

Hakkında yapılmış filmler 
1988 "Hasret Resimleri", Yönetmen:Nurdan Arca, Belgesel, 24 dk., Prodüksyon Ajans 21, 
2003 Orhan Taylan , Yaşamı ve Sanatı", Yönetmen:Murat Düzgünoğlu, Belgesel 54 dk., 
2003 "Atölyesinde Orhan Taylan ", Yönetmen: Angelika Brudniak, Belgesel, 34 dk., Kaos Prodüksyon, 2004 

23 Mart 2007 Cuma

Sen Hep Samsun'a mı Çıkarsın?

Ordu'lu Sanatçı Mustafa Sabri Gözükan'ın
taştan oyarak yaptığı Samsun Atatürk Heykeli


(...)
kemalim kemalim tatlı kemalim
kılıcı belinde atlı kemalim
sen hep böyle heykeldemi durursun
sen hep böyle nutuk tamı durursun
sen hep böyle samsuna mı çıkarsın
ay oğul ay kemalim
hele bir de kahvelere ırgat pazarlarına
hele bir de zındanlara
çık hele bir
çık hele bir kemalim

yazın gel güzün gel zemheride gel
zemheri soğuk dersen kemalim
azıcık beride gel
gel de anlasınlar sen kimin kemalisin
ağanın mı beyin mi  beyoğlunun mu

kimi kurşun sıkar kimi cop sallar
kan akar okulların kapılarından
defteri kan kitabı kan günaydını kan
böyle mi doğmuştu güneş samsun'dan
ekmeksizler okul diye meleşir
bir kalemi yedi kardeş üleşir
ölen ölür ölmeyenler ağlaşır
bu muydu beklediğin kurtuluşundan

sen hep samsun'a mı çıkarsın ay oğul ay kemalim
hele bir de her yere
çık hele bir
çık hele bir
kemal'im
çık ki he ryer samsun olsun kemal'îm
çık ki her yer samsun olsun kemal'im
(…)
/ Hasan Hüseyin KORKMAZGIL

Not: Affınıza sığınırak paylaşıyorum.Şiirin tamamına ulaşamadım, ancak bu kadar toplayabildim.

9 Mart 2007 Cuma

Adnanca / Öykü



Altı üstü bir öyküydü okuduğum. Ucu ötelerden Adnan’a değiverdi. Düşüncenin kanatlarında, bir değip bir kaçtık ufuk çizgisinden. Çocukluğumun bahar kokulu sokaklarından bulutlu günlerine…

Kısacık zaman parçasının kanatlarındaydım, bedestenden koyu yeşil manto aldı Babam. Üstümde yeşil manto, içimde buz dağı! Ansızın büyüdüm. Özlemlerim Ankara yollarında. Iradıkça ıradı Samsun… Denizi görmek için sabırsız içimdeki çocuk… Kulaklarımda öfkeli dalgaların uğultusu, maviler akacak yüreğime… Ankara’nın yeşilini bastıracak doğduğum kentin ıslak yüzü…

Kent uykuda. Adnan uyanık. Parke taşlı sokağın başında yerini almış. Geleceğimi duyumsamış olmalı. Ağlar mıyım, gülümser mi Adnan bilir. Kentin rengi mi değişir, sesler mi çoğalır, eksilir mi insanlar Adnan bilir! Anam unutur, Adnan unutmaz. Çok düşünür, az taşınır! Sıradan yaşamları atlar da incitmez karıncayı. Tam donanımlı Adnan! Mavi yeşil bakar yaşama! Saçsız da düşünür, saçsız da aşık olur Adnan. Yüreğindeki ateşin alazı dağlar, yandım demez.

“Sen şimdi içecek de istersin,” der, Adnanca’yı bilen adam. Ayranını içer içmez düşer yola. Kestirme yoldan iner. Tele takılır pantolonu. Dizden altı çıplaktır artık. Nicedir soğuk üşütmez, nicedir iklimler atlar onu…

Yırtık pantolonla yürür Çifte Kahvelere. Güneşe döner yüzünü. Bir güneş bakar, bir Adnan. Gözünü kırpmaz. Mavi yeşil dalgalanır. Birkaç bozukluk atarlar önüne, aldırmaz. Şeker verseler alırdı, çocukluğunun hatrına!

Dalgınca bakar güne. Cumhuriyet Meydanı’nda duraklar. Bir kanepeye çöker. Muzosu iner otobüsten, sarılırlar. “Beni mi bekliyordun Adnan?” Mavi yeşil kızar Adnan. Bu da sorulur mu, der Adnanca!

“Hadi gel çorba içelim, eskiden yaptığımız gibi, şöyle bol sirkeli, sarımsaklı işkembe çorbası. Doymazsak bir daha, doymazsak yine, doymazsak…” Gözleri dolar Muzo’nun sarılırlar. Yeğniyle siler gözlerini. “

“Düşünsene Adnan, eskiden bir tabak işkembe çorbası alabilirdik bütün paramızla. Bir çorbaya iki kaşık vermezdi garson bozuntusu hır çıkarırdık. Patron duyar, iki kaşık gönderirdi. Ekmek doğrardık kaynar çorbanın içine. Öyle lezzetli çorba içmedim ömrümde. Ya sen Adnan, ya sen?

Adnanca’nın da bir sınırı var! Askerliğinden öteye geçit vermez. Ne doktora ne de Muzoya. Yine de mavi yeşil bakar Serpil’e. Aylarca bekler Adnan. Geleceği anı sektirmez, köşede biter. Akşamdan varsıllaşır düşleri. Düş kelebekleri uçuşur sabaha değin! Serpil’in eli omzuna değer; İyi misin Adnan? Beni mi bekledin?” Bakar Adnan, yanıtı bakışındadır. Birbirine küs kirpiklerin arasından mavi yeşil ışıklar gönderir gözlerime. Gizlerim dökülür, çırçıplak kalırım. Boy vermişse başaklar yüreğinde, mavi yeşil bir teşekkürdür ışıyan! Ilık bir yağmur okşar kenti; otunu, dikenini; kurdunu, kuşunu okşar...

Elbirliğiyle hazırlık yapar doğa; sevdiği gelecektir, bir de Muzosu!

Bu kez uzadı der Adnanca. Ondandır Cumhuriyet Meydanı’nı yurt bellemiştir. Fırıncının uzattığı sıcak ekmek göğsünde! Güneş’ten de acelesi var bugün…

/Zübeyde Seven TURAN

2 Mart 2007 Cuma

Samsun'da Kültürel Değerler



Folklor:
İlde ilk göze çarpan özellik folklorik zenginliktir. Coğrafi konumu bakımından bir çok göçe uğrayan Samsun pek çok kültürü, gelenek ve göreneği bir araya getirir. İlçe düğünleri de bu geleneklerle doludur. Kına gecesi, kız alma, damat çıkarma vb. Kına gecesinde maniler söylenerek geline ve damada kınalar yakılır. Bu manilerden en yaygın olanı:

Tuz kabını tuzsuz koyan
Anasını kızsız koyan
Yuvasını ıssız koyan
Gelinim hatunum kınan kutlu olsun
Vardığın yerde dilin tatlı olsun.

El Dokumaları
Samsun halkı; yerli halk, nüfus değişimiyle Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya'dan gelenler, Kafkasya'dan Kırım'dan göçenler, Doğu Karadeniz'den ve Anadolu'nun çeşitli illerinden gelip yerleşenlerden oluşmuştur. Bu nedenle bütün bu insanların getirmiş olduğu birikimleri Samsun'da rengarenk bir kültür mozayiğini oluşturmuştur.

Samsun Giysileri
Kadınların tepelekli, göynekli, uç etekli, şalvarlı, önlüklü ve topuklu iskarpinli kıyafetleri; erkeklerin ise gömlekli, yelekli, köstekli, İngiliz külotu şeklindeki pantolonlu geleneksel kıyafetleri artık sandıklarda korunmakta ancak özel günlerde giyilmektedir.

 Halk oyunları ise davul, zurna, saz ve darbuka, el davulu, akordiyon eşliğinde oynananlar olmak üzere çok çeşitlidir.

Yöresel Yemekler:
 Samsun mutfağında ise; en başı keşkek ve tirit çekmektedir. Karalahana, yoğurtlu ve mısır çorbasının yanında; Yazı pancarı, Kocakarı Gerdanı tatlısı da meşhurdur. Köylerde yöreye has ekmekler de çıkmaktadır. Samsun pidesinin ünü ise tüm dünyaya yayılmıştır.

Samsun Yemekleri
Samsun'un kültüründeki çeşitlilik aynı şekilde yemeklerine de yansımıştır. Mısır, lahana, fasulye, pancar gibi sebzelerin pirinç, et, buğdayla birlikte pişirildiği sebze yemekleri, kaz, tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından yapılan yemekler ve hamur işleri ağırlıktadır. Düğünlerde ise yaygın olarak keşkek ve yahni yapılmaktadır.

Samsun'un en meşhur yemeği türkülere de konu olmuş 'tirit'tir. Tirit; kaz eti, bulgur pilavı ve evde açılıp yağlı tavuk suyuna batırılmış yufkanın birlikte yendiği oldukça lezzetli ve ilginç bir yöresel yemeğimizdir. Çakallı Menemenini ve Balkaymak Dondurmasını özellikle tatmanızı öneririz. En ilginç yemeklerinden birisi de Pazar sabahları kahvaltıda yenilen pidesidir. Bu pide unu dünyaya yayılmış Samsun Pidesidir.

1 Mart 2007 Perşembe

Samsun' da Folklor



                                            Çizgi: A.Yaşar SERİN



1985 yılında kurulan Samsun teşkilatımız ilk çalışmalarından birini Türkiye genelinde hatta Karadeniz bölgesinde bile bilinmeyen Samsun Merkez ve ilçelerinde ilk halk dansları saha araştırmasını yapmış böylelikle Samsun yöresi halk dansları, Samsun yöresi halk giysileri, Samsun yöresi Halk çalgıları ve halk danslarının müzikleri ortaya çıkartılmıştır. Bu araştırmalar bizzat kaynağına gidilerek birinci kaynak kişilerden bilgi ve teknoloji kullanılarak elde edilmiştir.


Samsun Oyunlarının Karakteristik Özellikleri
Samsun yöresi oyunlarının bazıları eller tutularak, eller tutulup dirsekler birleştirilerek, eller omuza atılarak oynandığı gibi eller tutuşmadan karşılıklı oynanan oyunları da vardır. Çökme figürü, el vurma figürü çapraz yürüme figürü topuk vurma yada ayak ucu vurma figürü dönme figürü oyunlar içerisinde yer almaktadır. Oyunlar genellikle oyuncuların belli bir alan içerisinde dolaşması şeklinde icra edilir. Az da olsa düz sıra halinde oynanan oyunlara rastlanılmaktadır. (Örneğin alafranga oyunu gibi) Oyunların oynanışında hiçbir zaman daire oluşturulmamaktadır. Oyunlar genellikle yavaş başlar. İlerleyen bölümlerde hızlanır. Bazı oyunlarda oyuncuların nara attıkları (Sarhoş barı ve kaba ceviz) gözlenir. Karşılama türü oyunlarda yaygın bir şekilde omuz sallama figürü vardır. Erkeklerin omuz sallama figürleri kızlara nazaran daha ağır ve diktir.

Samsun halk oyunları yönünden ülkemizde geçiş bölgesi sayılan illerimiz arasındadır. Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra bölgeye yerleşen balkan göçmenleri Hora – Karşılamaları yöreye getirmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesinden şehre gelen göçler nedeni ile horon çeşitleri yaygınlaşmıştır. Ladik ilçesi gibi bazı bölgelerde bulunan alevi vatandaşlarımızın dini dansları sayılan semahlara da Samsun ilinde rastlamak mümkündür. Görüldüğü gibi Türk Halk Danslarının üç değişik karakter yapısında olan danslara Samsun’da ulaşılabilir.


Tespit edilen Samsun Halk Dansları İsimleri
Alaçam, Sarıkız, Tombul gelin, Samsun sallaması oyunları, Bafra, Sarıkız ikileme, Demirağa, Zirto, Kabadayı, Kasap, Samsun horonu, Tombul gelin, Rumeli dik horonu, Köroğlu, Kızlar havası, Çarşamba, Çarşamba çiftetellisi, Çarşamba düz oyun havası, Çarşamba karşılaması, Sağır perde, Anadolu çiftetellisi, Karaçalı, Kasap, Kaba ceviz, Alafranga, Gürcü horonu, Salı pazarı, Üçlü horon, Terme, Üçlü horon, Gürcü horonu, Horon kurma, Ladik, Üç ayak, Makinalı, Tamzara, Hoşbilezik, Temurağa, Sarhoşbarı, Sarıkız, Oduncular, Ağam ben yandım, Yelleme, Ladik horonu, Ladik semahı, Vezir köprü, Sarıkız, Oduncular.


Samsun Halk Dansları giysileri
Kadın Giysileri; Çarık, corap, paçalı don, üç etek, önlük, başlık, iç yelek, cepken.
Erkek Giysileri; Çarık, çorap, şalvar, aba, gömlek, bel kuşağı.

Samsun Halk Danslarında kullanılan yöresel çalgılar
Bağlama, tambura, cura, zurna, klarinet, kaba davul, davulbaz, tef, cümbüş, kaval.








SAMSUN HALK OYUNLARI

Oyunların çalgıları:
Meydanlarda davul-zurna, meydanlarda ve kapalı yerlerde kemençe.

Oyunlar
Agacının fatme – Karşılama, Erkek. Çift-Toplu
Allama Sallama – Erkek, Kadın, Tek-Toplu
Arap havası – Erkek. Taklitli.
Bacıdum – (Bak. Sirto)
Bilalağa – Erkek.
Cezayir oyunu –
Cigoş, Cügoş – (Bak. Zigoş)
Cimdallı – Türkülü. Kadın. Tek-Toplu
Cuguşun harmanları, cuvgus – Karşılama. Erkek, Çift-Toplu.
Çamaşır yıkama, Çamaşır yıkar mısın – Taklitli. Erkek. Tek.
Çarşamba çiftetellisi –
Debreli Hasan –
Dik horan, Dik horon – Horon. Erkek
Dört ayak – Halay. Erkek.
Esen yol oyunu – Erkek. Tek-Toplu.
Gökteki yıldızlar – Horo. Erkek.
Hasan Paşa –
Haticem – Horo. Erkek
Helvacı – Taklitli. Çift.
Hora, Horo – Horo. Erkek.
Hüseyina, Hüseyinağa – Horo. Erkek.
İki ayak – Halay. Erkek.
Kabacöğüz –
Kabadayı – Horo. Erkek.
Kafkas oyunu – Erkek, Kadın, Karma.
Kamber – Horo. Erkek.
Karadeniz horanı – Horon. Erkek.
Karşıki dağda –
Karşılama – Erkek, Kadın, Çift-Toplu.
Kasap – Horo. Erkek.
Kavala – Horo. Erkek.
Köçek oyunu – Erkek. Tek, Toplu.
Köroğlu – Erkek. Çift-Bıçaklı. Türkülü.
Kunduranı Tek Tek bas – Horo. Erkek.
Kürt horonu – Horon. Erkek.
Ladik horanı – Horon. Erkek.
Neynam –
Niksarvari titreme – (Bafra)
Orta oyunu –
Paşadudu – (Bak. Hüseyinağa)
Pıtık oyunu – (Bafra). Kadın. Erkek. Tek. Toplu.
Sallama –
Samsun sallaması – Tek. Toplu.
Sıra Zeybeği –
Sinsin-Ateş oyunu – Erkek. Toplu. Meydan ateşi etrafında çember halinde oynanan oyun.
Sirto, Şirto, Şür to – Horo. Erkek.
Sülüman Aga –
Telgrafı Telleri – Horo. Erkek.
Üç ayak – Horo. Erkek.
Üsküdar – Horo. Erkek.
Vezirköprü Sallaması – Erkek, Kadın. Tek-Toplu.
Zigoş – Karşılama. Erkek. Çift-Toplu.

Samsun halk oyunlarında üç etken söz konusudur:
* Yerli halk.
* Çeşitli illerden ve Kafkasya’dan gelip Samsuna yerleşen göçmen halk.
* 1924 yılı ve sonrasında Batı Trakya’dan (Selanik, Kavala v.d.) ve Bulgaristan’dan gelen mubadil halk.

Mubadil ve göçmen halk ile yerli halk arasındaki folklorik olarak belirgin bir fark vardır. Örneğin; Yerli oyunlarda eşlik çalgısı çift davul tek zurnadır. Mubadillerde ise çift zurna tek davuldur. Çarşamba çiftetellisi oynanırken mubadiller tek zurna çaldırarak oynarlar.

18 Şubat 2007 Pazar

Memleket !



/Çiğdem ÜLKER    
Kış soğuğunun bütün Türkiye'yi kavurduğu bir günde Ankara'dan selamlar sevgili okurlar. Başkent'ten yürekler dolusu sevgi size. Biliyorsunuz, Anadolu'nun tam ortasındadır başkent. Ve en yakın denizden saatlerce uzaklıktadır. Ankara'ya en yakın deniz Karadeniz’dir, ama, Karadeniz'in ılık rüzgârı Ankara'ya ulaşamaz elbet.

Ama sevgili dostlar, Ocak ayının acımasız soğuğuna rağmen dayanılmaz değildir Ankara'nın Ocak sonları. Yarı yıl tatilidir. Kent boşalır, tenhalaşır, sessizleşir, trafik sakinleşir. Ankara aksamları bir başka güzel olur ve güneş kocaman batar dağların arkasında. Camları kızıla duvarları pembeye boyayarak batar. Ve kış tatillerinde Ankara bir başka havayı solur. Kent sanki başkalaşır, farklı bir kimliğe bürünür.

Öğrenciler memleketlerine giderler. Üniversiteler boşalır. Sadece memleketi Ankara olanlar kalır burada. Benim gibi. "Memleket neresi" diye soranları, "Ankara" diye yanıtlayanlar kalır burada. Ankara'yı memleket belleyenler kalır burada. Gurbet ellerde "memleket" denince, Ankara'yı düşünenler kalır burada. Benim gibi.

Ve sözün burasında bu "memleket" sözcüğü takılır kafama. Memleket, bütün dünya dillerinde en çok kullanılan sözcüklerden biri. Memleket, içimizdeki bin bir duyguya aracılık yapan sözcüklerden belki en önemlilerinden biri. Memleket, yabancı bir dil öğrenirken ilk öğrendiğimiz sözcüklerden biri. Hasretiyle içimizin yandığı memleket. Bu ağustos sıcağına aldırmadan, ta Avustralya'dan, Hollanda'dan, Fransa'dan koşup geldiğimiz aziz toprak. Memleket. Yabancı ellerde, fabrika bantlarında, gece nöbetlerinde, gelecek için uğraşılan günlerde adı bile içimizi titreten sözcük. Memleket. "Memlekete gidiyorum" diyenlerle selam yolladığımız, türküleriyle ağladığımız, adı geçince gurbet ellerde kulak kesildiğimiz. Memleket. Ekonomik krizlerle sarsılsa da, dolar mark başını alıp gitse de, kentlerinin bakımsızlığı çok üzse de, memlekettir o.

Memleket sözcüğünün içine sığdırdığımız duygular, sevgiler, vazgeçilmezlerdir o. Yabancı ellerde, daha adını anarken, yüzünüzü ağartan mavi Antalya'dır, Ege'nin incisi beyaz İzmir’dir. Şair Nedim'in bir sengine yekpare Acem mülkünü feda ettiği İstanbul'dur, Doğu'da karlı sınır boylarındaki küçük köylere dek, memleketin soluk aldığı Anadolu’dur. Şairin deyimiyle, "Dört nala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanandır o". Yerde yeşil bir halıya benzeyen topraktır o.

Boz bulanık akan bir Sakarya nehridir memleket. O Büyük Zaferin öyküsünde yer alan Sakarya Meydan Savaşıdır. Porsuk nehri kıyısında hoşgörülü bir Yunus şiiridir ve belki, Yunus'un şiirlerini yakan, kalanını nehre veren bir Molla Kasımlar diyarıdır. Ama, Memlekettir. Bizimdir. Hepimizindir. Ortak kan damarlarımızdır sanki, Fırat ve Menderes. Meriç ve Aras. Berrak sularla Çağlayarak aksalar da bizimdir, bulanık ve cılız olsa da suları bizimdir. Fırat'ın, Menderes'in suları. Ege'nin kıvrak, kıpırdak, Doğu'nun asi, isyankar nehirleri. Bizimdir. Konya ovasında, manzaranın yeknesaklığı kadar, yeknesak, uzun ve acılı bir aittir memleket. Ama aynı memleket bir Karadeniz ezgisinde fıkır fıkır, şıkır şıkır neşeler solur. Çayelin'den ötelerde, Ordu ile Fatsa arasında, kemençeler, sipsiler, neşeli türkülerdir memleket. Ne kadar uzakta olursak olalım, ne kadar kazanırsak kazanalım, bir parçası olduğumuzu hiç unutmadığımız yerdir memleket.

İster kendi gönlümüzle ayrılmış olalım ondan, ister ekmek parası için, ister görevle, ya da bilinmez ne nedenle. Belki çok kazanıyorsunuz dışarda, belki ülkemizi temsil ediyorsunuz bir şerefli görevle. Kim bilir belki artik hiç geri dönmeyeceksiniz. Aileniz dostlarınız var orada. Eviniz evleriniz, bahçeleriniz. Ama memleket... Ahh memleket.

Beyaz tülbentli, nur yüzlü, ışık bakışlı kadınların, annelerin, yengelerin, baldızların samimi, ılık sözleridir, yerel aksanlı Türkçeleridir memleket. Bozulmuş, kalınlaşmış elleriyle sundukları, gözlemedir, bazlamadır, bir bardak çaydır memleket. Bir tozlu yolun sonunda ulaşılan, işte ne bileyim mesela, Kocadağ'ı aşınca görünüveren taş evlerdir memleket. Köy kahvesinde her daim, türküler çalan. Televizyonda Kemal Sunal filmleri oynayan. Yaz kış kasketlerini arkaya itip kahvede oturan hemşerilerindir memleket. İki bin iki yüz km karelik Anadolu'da ve Rumeli'de, Akdenizden Karadenize, Iğdır'dan Edirne'ye bizim olandır.

Bir vatana sahip olmanın ne demek olduğunu çok iyi öğrendiğimiz gurbet ellerde, kıymetini çok çok iyi anladığımızdır memleket. Bir radyonun sesinde dindirmeye çalıştığımız hasretidir. Sevgisidir. Tutkusudur. Memleketten size selamlar sevgili dostlar. Memlekette olsun, bizde olsun, Türkiye'nin Sesi'nde olsun kulağınız. Esen kalın.

Şair Nef'i ve Samsun



Şair Nef'i (1575-1635)

Gazel
 Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil

Girdi miftâh-ı der-i genc-i ma'ânî elime
Âleme bez-i güher eylesem itlâf değil

Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i Nef'î
Tab'-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil



Samsun adının menşei hakkında Sayın Baki SARISAKAL'ın kitabında Şair Nef'i ye rastlayınca aklıma önce  TÛTÎ-İ  MU'CİZE-GÛYEM NE DESEM LÂF DEĞİL şarkısı geldi.




Şair Eleştirince, İdam Edildi.

 Asıl adı Ömer olan şair Nef'i, 1575 yılında Erzurum'un Hasankale ilçesinde doğdu. Nef'i, gençlik yıllarında yine şair olan babası Mehmet Bey'in, evi terkederek Kırım Hanı Gazi Canıbek Giray'ın yanına gitmesi üzerine, zor günler geçirdi. Sultan I. Ahmet döneminde geldiği İstanbul'da, maden mukataacılığı ve katipliği görevi, Edirne'deki sürgün döneminde ise Muradiye Vakfı yöneticiliği yaptı. Daha sonra affedilerek İstanbul'a dönen Nef'i, kendileri de şair olan I. Ahmet (Bahti), II: Osman (Farisi) ve IV. Murat (Muradi) gibi padişahların yakın çevresinde bulunma fırsatı elde etti.

Şair, sözlerinin güçlülüğü sayesinde kısa zamanda Saray'ın dikkatini çekti ve çok sayıda önemli ödüle layık görüldü. Sert mizacı ve sözünü esirgemez tavrı yüzünden düşmanları eksik olmayan Nef'i, kasideleriyle Sultan I. Ahmet, II. Osman ve IV. Murat gibi padişahlarla, Kuyucu Murat Paşa, Nasuh Paşa, Gürcü Mehmet Paşa, Hüseyin Paşa, Halil Paşa ve İlyas Paşa, Ekmekçizade Paşa, Kemankeş Ali Paşa, Baki Paşa gibi sadrazamlar için övücü kasideler yazdı.

1630 yılında Sultan IV. Murat, Beşiktaş Sarayı'nda Şair Nef'i'nin "Siham-ı Kaza" isimli eserini okurken yakınına düşen yıldırım nedeniyle, kendisine düşmanlık besleyenler tarafından "uğursuz" olarak değerlendirildi.

Siham-ı Kaza şiirinin ardından Edirne'ye sürülen büyük şair hicivleriyle başta Sadrazam Bayram Paşa (Bakınız: http://samsun01.blogcu.com/879815/ )olmak üzere bazı saray erkanını rahatsız etti. Nef'i, sonunda, dönemin başbakanı mevkiinde olan Sadrazam Bayram Paşa'nın 27.01.1635 tarihinde verdiği bir emirle, Boynueğri Mehmet Ağa tarafından Saray'ın odunluğunda boğduruldu ve Sarayburnu'ndan denize atıldı. Nef'i'nin idamını 'Siham-ı kaza' şiirine bağlayan şairler, bu elim hadise için

"Gökten nazire indi Siham-ı Kaza'sına
Nef'i diliyle uğradı hakkın cezasına" beytini düşürdüler.


Şeyhülislam Yahya'ya ince eleştiri

Divan edebiyatımızın büyük şairlerinden Şeyhülislam Yahya, bir şiirinde Nef'i hakkında ustaca bir hiciv yazmıştı. Şiirinin bir yerinde Nef'i'nin şiirdeki büyüklüğünü dile getiren Yahya, "İmrü'l Kays kendidir kafir" diyerek, Nef'i'yi cahiliye dönemi şairlerine benzetmişti. Nef'i, Şeyhülislam Yahya'nın, kendisine yaptığı 'kafir' imasına şiirinde şöyle cevap vermişti: Müfti efendi bize kafir demiş / Tutalım ben ana diyem müselman / Yarın vardukta ruz-i cezaya / İkimiz de çıkarız anda yalan

Ve Şairin idamına daha doğrusu boğdurulup denize atılmasına vesile olan Samsun adı geçen (Bu isim için ayrıca bakınız;  http://samsun03.blogcu.com/1912330 ) meşhur şiir:


Siham-ı Kaza'dan

Gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek
Kande sen kande nigehbani-i alem a köpek

Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
Bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek

Ne gune kaldi meded devlet-i Al-i Osman
Hey yazuk hey ne musibet bu ne matem aköpek

Ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun
Olmaya sahibi bir Asaf-ı kerem a köpek

Hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler
Bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek

Bu mahlallerde ki Bagdadı ala şah-ı Acem
Arz-ı rumu ede teshir Abaza hem a köpek

Sattınız iki soysuz bir olup hanlığı
Kimseyietmedünüz bu işe mahrem a köpek

Paymal eylediniz saltanatın ırzını hem
Yok yereoldı telef ol kadar adem a köpek

Hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain
Tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek

Sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır
Ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek

Ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun
Öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek

Böyle kalur mu soysuzlar elinde devlet
noldu ya gayret-i şahenşeh-i azam a köpek

Hak götürdü arabı gitti hele dünyadan
Kim götürse akabince seni bilmem a köpek

File nacar meger yükledeler tabutunu
Çekemez cife-i murdarunu adem a köpek

Filler de çekemezse ne acep laşeni kim
Var mı bir sencileyin div-i mülahhem a köpek

Sen soysuz eşek ol Kirliorospu yaraşur
Bindürüp sırtına teşhir edersem a köpek