29 Mayıs 2006 Pazartesi

Çarsamba Ağzı



Hayatımda duyduğum en komik Türkçe ağzıdır. Bilmeyenler için anlaşılmaz bile olabilir. Babası Çarşambalı olan Ferhan Şensoy eserlerinde sıklıkla kullanır, benim için ise çocukluğum samsunda geçtiği için oldukça tanıdık bir ağızdır.
- la elim acıyu ya lan, elim acıyu
- beri bak, sen ne diyun ya yienim? çarpıveririn valla
- bori gel bori

(...)
-az baaa bak yalah aguzlu döl?
-ne va la gavad ?
-geliyni malla almiy gidiyk horiy
-işim va benum firaktalaa pekutcem...,

(efendim tercume etmekde isterim ki bir anlam bulsun)
- az bana bak bana yalak ağızlı çocuk
- ne var ulan *****
- geliyor musun, inekleri almaya gidiyoruz horuya?
- işim var benim çitleri tamir edecegim*

(...)
Ferhan Şensoy, “Kalemimin sapını gülle donattım” adlı otobiyografik romanında virgül olarak mınakoyiiim kullanıldığından bahsetmektedir. Bundan bahsettiği sayfalar feci komiktir. Koca koca adamların böyle konuşmaları insanın komiğine gitse bile gülmemek lazımdır, çünkü Çarşamba insanı az buçuk kovboy mizaçlıdır.

- ne güliyn la kavat?
- naa gidiyn la ?
- yasar emminin dölüynen çarşiy gidiym ben
- az baa bak baa sen beni biliyni sen
çarşiy gitcaamis !!!
yörü telliy (tarlaya) gidiyk
balcan maallicez , fişkı yiyesicenin dolu seni..

(...)
İçinde en çok küfür barındıran Türk şivesi. Samsundan kalkan Çarşamba minibüslerinin önünde şöyle bağıran bir adam görmek çok olasıdır; jetten hızlı gidiy, döller gucakta gidiy.

Çarşamba'nın meşhur köy düğünlerinde insanlar düğünlerinin dilden dile dolaşması için kutularca mermi atarlar. Bu düğünlerde mermi kara borsaya düşer. 2 3 misli fiyata çıkar merminin kutusu.

Ferhan Şensoy'un da kitabında anlattığı gibi küfür gayet alışılagelmiştir. Fındık oranın altınıdır. Fındıklarını bahçeden toplayıp parasını alanlar hemen havalara girer, akşamları rakı içer. Memleketin para gördüğü bu mevsimde vurulan insan sayısında artış görülür genelde. Tehlikeli ama çok seviyorum memleketimi...

Virgul, ünlem ve nokta yerine mınagoyim kullanılan ağızdır.

(...)
Samsun Çarşamba dolmuşu muavini çığırması;
-çarşamba bi liriy bi liriy
-döllee para yok
-cetten de fızlım gidii

Soyka  diye bir kelime barındırır içinde. Kötü, pis, işeyaramaz gibi anlamlara gelir kullanıldığı yere göre.
SOYKA kalasıca, fışkı yiyesice, taktiy (tahtaya) gelesice diye bir beddua üçlemesi vardır ki aman diyim..

(...)
Samsundan Trabzon ‘a kadarki kesimde bulunan insanlarin hepsinin konuşmadığı ağız, zira bu bölgede inanılmaz çok sayıda farklı ağız ve lehçe vardır, Çarşamba ağzı sadece biridir.

Samsun ile Ordu ‘yu bilmesem de Ordu ‘nun ilçeleri arasında bariz bir ağız farkı vardır. Bu Çarşamba ağzı onlarca ağızdan biridir. Gidip görmedim zira memleketimdir orada buyudum.

Çarşamba'nın köylerinde bile değişiklik gösteren ağız. Örneğin bir köyde "geliyorken"e "geliikenelazin" denirken, başka bir köyünde (genelinde yaygın olan budur) "geliiken" denir.

Ünye'ye kadar olan bölgede kullanılan ağız Çarşamba ağzına benzese de Çarşamba ağzı ayrıdır.

örnek: animlee, melikgilin döllee bizim çangallaa almışlaa da gidilee ye ge.
Anlamı: aaa, meliklerin çocukları bizim sırıkları almışlar da gidiyorlar ya.
(ge'yi çevirmedim, gıcı, gıcım da denir buna. kuzum gibi bişeydir ama yalnız kızlara hitap şeklidir.)

Örnek:anne-mıstıaaa mıstıaaa, naa gidiin? mıstıa-öcçee gitmiim, bordiim bordiim..
AnlamıAnne-mustafa mustafa, nereye gidiyorsun? Mustafa-öteki tarafa gitmiyorum, burdayım burdayım.

Çarşamba Dedikleri (Eski)



Çarşamba dedikleri
Şekerdir yedikleri
Hiç aklımdan çıkmıyor
O yarin dedikleri

Çarşamba'nın ortasında akıyor ırmak
Her yiğidin karı değil sözünde durmak
Ben Samsun'a gidemiyom kar olmayınca
Samsun bana haram olsun yar olmayınca

Çarşamba yazıları
Körpedir kuzuları
Allah alnıma yazmış
Bu kara yazıları

Ben Samsun'a tütün ektim seller mi aldı
Küçücükten bir yar sevdim eller mi aldı
Telgırafın direklerinin rengi kurşuni
Genç yaşımda atma bana mavzer kurşuni

 18.01.1954 tarihinde Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir. Rept. No: 529


Dinlemek İçin:
http://rapidshare.de/files/13637734/syba.rar.html
(Rar Şifresi: turkudostlari.biz_yunus )

27 Mayıs 2006 Cumartesi

Samsun Pidesi



SAMSUN’da yaşanan ‘pide’ kavgasına Terme’den taraf olarak katıldığı ileri sürülen Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Samsun’daki pide çekişmesinin yanlış olduğunu söyledi. Hisarcıklıoğlu, ‘Ben Samsun’da, Bafra’da ve Terme’de pide yedim. Üçü de birbirinden lezzetliydi. Bu pideye ad konusunda çekişme ya da kavga yanlış olur’ dedi.


PİZZA GİBİ OLALIM:
Hisarcıklıoğlu, Samsunluların çok değerli bir lezzete sahip olduklarını bu nedenle de pidenin adı konusunda bir an önce uzlaşmaları gerektiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu şöyle konuştu: ‘Birçok vilayetimizde olduğu gibi Samsun’da da aslında uluslararası marka olabilecek bir lezzet var. Buna Bafra Pidesi, Terme Pidesi ya da Samsun Pidesi demek için kavga etmek yanlış olur ve vakit kaybettirir. Piza nasıl markalaştıysa dünyaya yayıldıysa biz de bu konuda aynı yolu izlemeliyiz. Pidenin standart bir tarifini formülünü oluşturmalıyız. Sonra da Bafra usulü, Terme usulü gibi farklılıkları vurgulamalıyız. TOBB olarak her türlü katkıyı yapmaya hazırız.’


TARTIŞMA NEDEN ÇIKTI: 
Doğan Yayın Holding (DYH)’in 20 Nisan’da Samsun’da düzenlediği Anadolu’daki Avrupa Toplantıs’nda Samsun’un markalaşacak, uluslararası değerleri konusunda önerilerde bulunuldu. Mehmet Ali Birand’ın Manşet Programı’nda Bafra Pidesi’nin markalaştırılması projesi dile getirilince Termeliler TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nu da şahit göstererek, ‘Sayın TOBB Başkanı Terme’ye geldi ve bizim pidemizi yedi. Çok beğendiği için bu pidenin adı artık ‘Bafra değil Terme Pidesi olsun’ diye konuştu. Bu yüzden Terme Pidesi’ni markalaştıralım’ diye tartışma başlattı.

Pizza kraliçeyle ünlü oldu, dünyaya yayıldı
PİZZA bir İtalyan yemeği olarak yüzyıllarca önce İtalyan köylüleri tarafından yapılırdı. Pizzanın dünyaya yayılmasını sağlayan kişi ise Napoli’li fırıncı Raffaele Esposito oldu. Tam adı Esposito Pizzeira Di Pietro olan bu fırıncı 1889’da İtalya Kralı 1’inci Umberto ve karısı Kraliçe Queen Margherita’nın Napoli şehrini ziyaretinde kendilerine bir pizza türü olan Pizza Alla Marinara’yı pişirdi ve takdim etti. Lezzetinin yanında içerdiği malzemelerin görünümüne de özen gösteren Esposito’nun pizzası İtalyan bayrağının renklerini yansıtıyordu. Bu lezzete ve görünüme hayran olan Kraliçe Margherita’nın ilgisiyle bu pizzanın adı Pizza Margherita ismiyle tüm Kuzey İtalya’da yayıldı. Zaman içinde de tüm dünyada benimsendi ve bu tarihi olay yüzünden de Napoli şehri dünyanın pizza başkenti oldu, Pizza İtalyan kültürünün sembolü haline dönüştü.

Korkut EKEN



Eken, 1945 yılında Ankara'da doğdu. 1963 yılında baba mesleği olan subaylığa ilk adımı Kara Harp Okulu'na girerek attı. Hava İndirme Tugayı'nda görevliyken 20 Temmuz 1974'de paraşütçü birlikler ile Kıbrıs'ta ilk görev yapan askerlerimiz arasında yeraldı.

1978 yılında çok üstün eğitimli subay ve astsubaylardan oluşan Özel Harp Dairesi, özel birlik komutanlığına atandı. 1984 Eruh baskınıyla başlayan PKK terör örgütüyle mücadelede, birliğiyle birlikte Siirt ve Sason bölgelerinde görevlendirildi.

1986 yılına kadar devam eden bu görevinde sayısız sıcak çatışmaya girdi. Yaptığı çalışmalardan dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimiz'in en önemli madalyası olan Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Başarı Madalyası ve birçok takdirname aldı. 1981 yılından 1986 yılına kadar Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Özel Harekat Timleri'nin teşkili, teçhizi ve eğitiminde görev aldı.

Kendi isteğiyle 1987 yılında Yarbay rütbesindeyken emekliye ayrıldı ve hemen MİT'de Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Basına sızan ünlü MİT raporunu hazırlayan Daire'de görevli olduğu için soruşturma geçirdi. Başka bir bakanlığa atanacağını öğrenince 1988 yılında MİT'den emekliye ayrıldı.
1993 yılında dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın daveti üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışmaya başladı.

1996 yılına kadar Özel Harekat timlerini yetiştirdi ve bunlarla birlikte operasyonlara katıldı.

Samsun Terme nüfusuna kayıtlı Korkut Eken evli ve 3 çocuk babası.

Alo! Japonya’ya Bir Terme Pidesi Lütfen!



İlk olarak bundan kırk beş yıl önce yapılan Terme pidesi bugün dünyanın dört bir yanından talep görüyor. Terme’de pişirilen pideler farklı illere ve ülkelere gönderiliyor. Bu talebin artmasındaki en büyük sebep ise Karadenizlilerin ağız tatlarına olan düşkünlüğü.

Terme pidesi yöresel bir yiyecek olarak bundan kırk beş sene önce yapılmaya başlandı. Zamanla şehirler arası yolcuların mola esnasında vazgeçemedikleri arasında yer edindi. Bugün ise Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından talep görüyor. Terme’de pişirilen pideler farklı birçok yere gönderiliyor. Bu ilginin en büyük sebebi ise farklı bölgelere dağılan Karadenizlilerin sayısının fazla olması. Termeli pideciler her gün şehir dışından gelen taleplere yetişmek için yoğun biçimde çalışıyor. Terme haricinde Samsun, İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa en çok talep gelen iller arasında yer alıyor. Almanya, Çin, Japonya, Rusya ve Türk cumhuriyetlerinde de pideye ilgi yoğun.

Terme pidesinin tam olarak nasıl yapıldığı ustalar tarafından saklanıyor. Otuz üç senedir Terme pidesi yapan Yusuf İçlek, pidenin sırrının özveri, ustalık ve içine katılan malzeme olduğunu söylüyor. Kemal Keskin de otuz beş yıldır Terme’de pidecilik ile uğraşan isimlerden biri. Ona göre de pidenin sırrı kullanılan un, taş fırın ve meşe odununda saklı. Termeli ustalar pidenin zarar görmemesi için adının tescillenmesini istiyor. Her gün şehir dışına ve yurtdışına pide gönderen pideciler, bu lezzeti ancak uzmanlarının tutturabileceğini söylüyor. Gün içinde 30-35 pideyi İstanbul’a gönderen İçlek, hızlı olması için yurtiçinde pideleri paketlemeden önce hamurlaşmamaları için soğuttuklarını anlatıyor. Yurtiçindeki pideler şehirler arası taşımacılık yapan otobüslerle gönderilirken yurtdışına gidecek olanlar ise kargo ile gönderiliyor.

Kerim Şahin, Kıbrıs’ta görev yaparken Terme’den pide siparişi veren müşteriler arasında yer alıyor. Pidenin lezzetini başka hiçbir yerde bulamadığını söyleyen Şahin, kargo ile pide siparişi verdiğini, aynı zamanda İstanbul’daki kızına da otobüsle gönderdiğini söylüyor. Şahin pidenin tadına varıldığı zaman vazgeçilmez bir duygu ile bağlılık yaptığını söylüyor. Pidecilerin yurtdışındaki en iyi müşterilerinden biri de Münih’te İtalyan lokantası işleten Bülent Güler. Güler, pidenin tadına başka hiçbir yerde rastlamadığı için sık sık kargo ile sipariş verdiğini söylüyor. Terme pidesinin bugün ülke sınırlarını aşıp yurtdışında talep görmesinin en önemli sebeplerinden biri de Karadenizlilerin sınır tanımaz tutkusu. Zira birçok Karadenizli alışkın olduğu bu lezzeti dünyanın neresinde olursa olsun yine de tatmak istiyor.

Terme pidesi nasıl yapılır?
Terme pidesi sulu hamurdan yoğrularak yapılıyor. Kara fırında meşe odunu ateşinde pişirilen pide, Türkiye’de yapılan diğer pidelerin aksine yumuşak ve bol malzemeli oluyor. Ancak pidenin tam tarifi sır gibi saklanıyor.

Terme Amazon Tiyatrosu

Efendiler, hepiniz Mebus olabilirsiniz, Vekil olabilirsiniz, hatta Reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız. (K. Atatürk)

Tiyatrosu olan bir ülkede; kötülükler, çirkinlikler ve hatalar sürüp gitmez. (HAZZLITT )

Sanat, modern çağların dinidir. Tiyatro binaları ise modern çağların tapınağıdır. (Bernard SHAW )

Tiyatrosuna yardım etmeyen, tiyatrosunu desteklemeyen bir millet ölmüş değilse bile ölmek üzeredir. (Garcia LORCA )

Tiyatro, karanlık gecelerinde gömülü yaşayan insanları uyandırır. (Muhsin ERTUĞRUL )

Sanat üstüne söylenmiş bu güzel sözlerin de yer aldığı sitede kendilerini şöyle tanıtıyor bu güzel insanlar.


  
''Gerçekleri ifade etmekten korkmayınız.''diyor Atatürk. İyi, hoş da, kim gerçekleri söyleyecek kadar yürekli? Kim gerçeklerle yüzleşmeyi göze alacak kadar cesur? Kim gerçekleri söyleyenleri destekleyecek kadar güçlü?

İnsanın var oluşundan beri gerçekler var. O zamandan beri gerçeklerden kaçmak, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak da var. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü, balçıklarla gerçekler arasındaki mücadelenin hikayesidir.

Tiyatro, gerçekleri en yalın biçimde ifade eder. İnsana, topluma ve varlığa ayna tutar tiyatro. Gerçekleri saklamak niyetinde olanlar korkar tiyatrodan. Başkalarına karşı haksızlık yapanlar da korkarlar tiyatrodan. Çünkü tiyatro, herkesin ipliğini pazara çıkarır. Başkalarından saklayacak bir şeyleri olmayanlar korkmaz, ürkmez, tiyatrodan.Tiyatrodan hiçbir kimsenin korkmayacağı bir gelecek diliyoruz.

Amazon Tiyatro Grubu çalışmalarına 1999'da başladı. İlk oyununuz, Molière tarafından yazılan Zoraki Hekim oldu. 2000 yılında, Terme Özel İdare Salonu'nda üç kez sergilediğimiz Zoraki Hekim'i bir kez de Uluslararası Gölyazı Amazon Kültür Festivalinde oynadık. Çeşitli gazetelerce haber yapılan oyunumuz çok olumlu tepkiler aldı. 

Amacımız, binlerce kişinin izleyebileceği tiyatro binalarının yapıldığı bu topraklarda yeniden tiyatroyu canlandırma çabasına çıra olmak Amacımız deniz olmak değil,denizde bir damla olmak. Bir damla suyla, sanata, edebiyata, insanlığa, dostluğa, sevgiye susamış gönülleri ıslamak.

Yine amacımız, Mehmet ASLANTUĞ'ların Yavuz ŞEKER'lerin yetiştiği bu toprağı çöle çevirmemektir.

AMAZONLAR -Bunları Biliyor musunuz?




Makale : Yüksel ŞEN
Emekli Bankacı - Gazeteci - Şair ve Yazar
 
Değerli ÇAĞRI okuyucuları;
Hepimizin malûmları olduğu üzere çok eski bir geçmişe sahip olan güzel Ünye'mizde, tarih boyunca pek çok millete mensup insan toplulukları yaşamıştır. İşte bunlardan biri de Dünya'nın en cesur, en güçlü savaşan kadınları olarak kabul edilen AMAZONLAR'dır.

Tarihin babası HEREDOT, başta Karadeniz olmak üzere, bütün Anadolu'yu, Akdeniz kıyılarını, Yunanistan'ı, Mısır'ı, Arabistan'ı, Sicilya'yı yani o zamanın bilinen Dünya'sını en ücra sınırlarına kadar gezmiş, seyahatleri esnasında gözlemlerini not ederek ünlü tarihini yazmışlar.
         
Türk Edebiyat Dünyası'nın HALİKARNAS BALIKÇISI olarak tanıdığı Cevat Şakir KABAAĞAÇLI da HEREDOT'un verdiği bilgilerin ışığı altında, ANADOLU EFSANELERİ isimli yapıtını kaleme almıştır.

Sayın yazar, bu değerli eserinde Amazonlar'la ilgili olarak şöyle diyor :

 "Anadolu'nun Kuzey Doğu'sunda seyahate çıkıyoruz. O yerlerde Anadolu'nun efsanevî halkından yurttaşlarımız AMAZONLAR oturuyorlardı.

Thermodon Nehri'nin Karadeniz'e döküldüğü noktada vaktiyle yükselmiş olan Themyscira (Temissira) şehri onların başkenti olarak bildirilir. Thermodon Nehri ya Fatsa'da veyahut Ordu'da Karadeniz'e akan nehir veya derelerin biriydi.

Temissira, bu taktirde bugünkü Fatsa ve Ordu şehirlerinin bulunduğu yerde veyahut onların civarında idi. Başlangıçta oraları Hitit İmparatorluğu'nun göbeği iken sonraları, Hellenik, Hellenistik ve Roma Devri'nde Pontos olarak adlandırıldı.

 Amazonlar'ın Anadolu için büyük ehemmiyeti vardır. Çünkü İzmir'in, Efes'in ve Anadolu kıyısındaki daha bir çok şehrin ilk önce Amazonlar tarafından kurulduğu ısrarla iddia edilmekte; hattâ İzmir, Efes, Mirina, Girinya, Kime kelimelerinin de bu şehirleri kuran Amazonlar'ın adları olduğu ileri sürülmektedir.
           
Eski Yunanlılar tarafından kat'i suretle inanılan ve onlarca millî bir mahiyet almış olan menkıbelerin arasında hiçbiri Amazonlar'a ait olanlar kadar meraklı değildir. Amazonlar Anadolu'da yaşamış olan savaşçı kadınlardı. Çok güçlü, kuvvetli ve cesur, hattâ eski Yunanistan'ın en büyük efsanevî kahramanlarına denk muharipler idiler.

 Filozof Eflâtun ve İzokrat Amazonlar'ın Yunanistan ve hattâ Atina'ya akın etmiş olduklarını kat'i bir tarihî hakikat olarak kabul ilân ederler. İsa'dan önce dördüncü yüzyılda yaşamış olan o büyük dimağlar öyle kolay kolay mitolojik efsanelere inanacak zekâlardan değildiler. Amazonlar hakkında söylenen hikâyeler İsa'dan önce yirminci yüzyıldan onikinci yüzyıla kadar geçen sekizyüz yıla aittir..."

Terme Çayı (Thermodon R.)
 "Ünlü İspanyol Kâşifi Orellana Güney Amerika'da savaşçı kadınlara rast geldiğinden dolayı, Maranon Nehri'ne AMAZON adını münasip görmüştü."

Gerek Heredot'un ve gerekse Amasyalı STRABON'un yazılarından anlaşıldığına göre Fatsa, Ordu ve çevresinde oturan Amazonlar'ın muhtemelen Ünye'de de yerleşik oldukları aşikârdır.

Amazonlar'ın yerleşmiş olduğu alanlar kaynaklarda Karadeniz kıyıları olarak tanımlanmaktadır. Özellikle Thermodon (Terme Çayı) kıyısında Themiscyra kentini kurmuş oldukları bilinmektedir.  Themiscyra kentinin Terme ile Ordu arasında olduğu sanılmaktadır. Birçok efsanede adları geçen Amazonlar sadece kadınlardan oluşan bir topluluktu; savaşmayı çok seven ve savaşçı olarak ün yapmışlardı. (Samsun ve Çevresi Turizm Envanteri, Sayfa : 87).

Zira, Mayıs/1974'de yayımlanan "BİZİM BOLAMAN" Dergisi'nin 1'inci sayısında, Sayın Orhan Naim HAZİNEDAR "KENTLERİMİZ - KÖYLERİMİZ - BOLAMAN" başlıklı yazısında AMAZONLAR'a da değinmiştir.
- Eski ÜNYE limanının, Karadeniz'in Hamburg'u diye isim yaptığını,

- Kentin, tarihte Oney, Onea, Oeneo, Ünyüs gibi isimlerle anıldığını; bu isimlerden Ünyüs'ün Yunanca "iyi san'at" manâsına geldiğini,

- Farnak II Devri'nde Ordu ili toprakları, bilhassa Fatsa civarı önem kazanmıştı. Fatsa'nın bugünkü Hükûmet Binası'nın olduğu yerde, Fanizan adındaki kızı için Farnak II tarafından bir şato inşa ettirilmiştir.

Bu binadan dolayısı semte, dolayısıyla Fatsa'ya Fanizan adı verilmişti. Daha sonraki yüzyıllarda bu yer Fanise, Fanisan, Pytan, Façe ve Fatsa adıyla anılmıştır. Ayrıca kentin Side olarak da bilindiğini,
               
- Vilâyetimiz Ordu'nun yerleşim yeri "Bayramlı Kasabası, civarın sayılı derebeylerinden Gedikalioğulları ile Alaybeyoğulları tarafından müşterek olarak işgal edilir. Halbuki ise, o tarihe kadar Bayramlı'da sözü geçen aileler Felekoğulları ile Uzunömeroğulları'dır.

Bu aileler, işgal olayını kan dökmeden tatlıya bağlamak isterler. Karşılıklı konuşmaya karar verilir. Alaybeyoğulları'ndan İbiş Ağa adlı biri, Felekoğlu'nu tuzağa düşürerek ve şişleterek öldürür; ardından bütün Felekoğlu ailesinin fertlerini (2 çocuk hariç) öldürmeyi başarır.

Bayramlı bölgesinde büyük bir huzursuzluk baş gösterir. Durum, Trabzon vasıtasıyla Padişah'a intikal ettirilir. Padişah, Ünye'de bulunan Osman Paşa'ya emir verir; Osman Paşa, gözü pek kumandanlarından ve aslen Ünyeli olan GENÇALİOĞLU adlı bir subayını askerleriyle Bayramlı'ya gönderir.

Gençalioğlu, sert hareket eder; İbiş Ağa'yı ele geçirerek kafasını keser. Gedikoğlu, bütün ailesi ve yakınlarıyla birlikte Suşehri'ne kaçar. Gençalioğlu huzuru sağlar. Ordusu ile tekrar Ünye'ye döner.

Gençalioğlu'nun askerleri Bucak yakınında, bugünkü şehrin olduğu yerde konakladığı için, bu ordugâha gidip gelmelerden dolayı, bulundukları yere ORDU adının verildiğini",

- Orta Mahalle'de bugünkü Merkez Ortaokulu bahçesinde bir Rum Kilisesi'nin bulunduğunu; 1873 yılında yapılan bu kilisenin Çan Kulesi'ndeki çanın, İstiklâl Harbi'nde faal rol oynayan, Yunan ve Pontos düşmanı Giresunlu Topal Osman Ağa ve arkadaşları tarafından yerle bir edildiğini,
Solda : Ortamektep (Meçhulasker İlkmektebi)
Ortada : Sarnıç ve Merdiveni - Sağda : 1873 Yılında Yapılıp 1954/55'te Yıkılan Rum Kilisesi
Ünye : Ortamektep Talebesi Beden Terbiyesi Dersinde

- Gene Orta Mahalle'de sadece hanımların alışveriş etmesine yönelik bir pazar kurulduğunu ve adına Karılar Pazarı dendiğini,

- Çok eski yıllarda kurulmuş olmasına rağmen, bu pazar yerinin bulunduğu, şimdiki Türbe Sokağı'nın tepeye yakın kesimine ve musalla taşının bulunduğu mahale, Ünyelilerin halen Karılar Pazarı dediklerini,

Türbe Caddesi
- Bundan 40 - 50 sene evvel bu mahalde, bilhassa Bayram Günleri'nde halkın eğlencesini temin etmek üzere, şimdiki modern Lunapark'lara benzer dönme dolaplar kurulduğunu ve bu dolapların insan gücüyle çalıştırıldığını,

- Değerli arkadaşım, Sayın Refaiddin ŞAHİN'in bir sohbet sırasında bana anlattığına göre, Ünye'de yetiştirilen ve nefasetine doyum olmayan o güzelim kirazlara ve bazı armut türlerine ait ilk fidanların BATUM'dan getirilip, bahçelere dikildiğini,

- Ünye ile ilgili ilk kitabın 1930 yılında "ÜNYE REHBERİ" adıyla, KELLEROĞLU M. BAHATTİN Bey; ilk mahallî gazetenin de "GENÇ DEMOKRATLAR" serlevhasıyla 1954 yılında Mahir KOCAOĞLU, Abdullah TONYALI tarafından çıkarıldığını,
- Bugüne kadar Ünye üzerine yayımlanmış tüm eserleri, Ankara'da Millî Kütüphane arşivlerinde rahatlıkla bulabileceğinizi, biliyor musunuz?

Şen ve esen kalınız.

YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR
Anadolu Efsaneleri - Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı),
Ordu Tarihi ve 50. Yılda Ordu Şehri (Sıtkı Çebi),
Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi,
Renkli Sosyal Bilgiler Ansiklopedisi (Dr. K. Ekrem Uykucu),
Renkli Ülkü Okul Ansiklopedisi (Güven Yayınları),
Vatan Gazetesi Ordu Özel Sayısı,
Ünye İle İlgili Özel Arşivim.
 /Yüksel ŞEN
-----------------------------------------------------------------------------

Yazar : John FREELY
The Redhouse Guide to THE BLACK SEA COAST of TURKEY
TÜRKİYE UYGARLIKLAR REHBERİ
MARMARA ETRAFINDA - KARADENİZ KIYISI
(YKY - 1748, 2. Cilt, 10. Bölüm, 3. Baskı, sh. 113, 2004/İst.)

Terme'ye Themiskyra, Terme Suyu'na Thermodon denirmiş eskiden. Strabon, Pontos sahilinin bu kesiminin Amazonlar olarak bilinen efsanevî kadın savaşçılar ırkının memleketi olduğunu belirtiyor Geographilca adlı eserinin VI. Bölümü'nde :

Bütün yazarlar, Themiskyra ve Thermodon'un üstündeki ovaların ve onların üstündeki dağların Amazonlara ait olduğundan söz etmişlerdir. Amazonlar yılın on ayını çift sürmekle, tarım ve hayvancılıkla, özellikle de at eğitmekle geçirirlerdi, ama en gözü kara olanları ava çıkar, savaş idmanı yapardı. Sağ ellerini her işi yaparken, özellikle mızrak atarken rahat kullanabilmeleri için sağ göğüsleri bebekken dağlanırdı. Ok, yay ve hafif kalkanlar kullanırlar, vahşi hayvan postlarından miğfer, giysi ve kemer yaparlardı.

 Baharda iki aylığına onları Gagarianlar'dan ayıran komşu dağa çıkarlardı. Yerel gelenek uyarınca Gagarianlar da aynı yere Amazonlar’la birlikte kurban kesmeye ve soyu sürdürmek için ilişkiye girmeye giderlerdi, bu işi karanlıkta hangi Amazon denk gelirse onunla yaparlardı; hamile kaldıktan sonra onları geri gönderirlerdi; doğan kız çocuklar Amazonlar’ın yanında kalır, erkek çocukları ise yetiştirmek üzere Gagarianlar alırdı; her Gagarian kendine getirilen çocuğu belirsizlik yüzünden kendisinin kabul eder ve büyütürdü.