Bafra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bafra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2022 Cumartesi

Bir Avukatın Anılarında Samsun

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ'NDE
İÇ DEMOKRASI - Yaşadıklarım
Halit ÇELENK

 

Halit Çelenk 1921 Hatay doğumlu Türk avukattır. Liseyi Mandacı Fransızların yönetimindeki Antakya Lisesi'nde bitirdi. Daha sonra geldiği İstanbul'da, 1944 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olarak, 1950-1960 yılları arasında yaklaşık on yıl Samsun’da ceza avukatlığı yaptı


Kitapları: Daha detaylı olarak:

https://halitcelenk.org/node/103 

***


Alıntı kaynağımız olan kitabı Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) 1967 yılında Malatya'da yapılan 2. Büyük Kongresinden sonra, Halit Çelenk ve Şekibe Çelenk'in de içinde yer aldığı 13 üyenin Partiden ihraç edilmesi için başlatılan soruşturma ve savunma sürecine ilişkin yazarın tanıklıklarını kapsamaktadır. 


****


"Parti tüzüğüne göre, ilçelerde kuruluşun yapılabilmesi için en az 5 kişi gerekiyordu. İlçelerde yöre insanlarının yıllarca davalarını izlemiş, keşifler için köylere gitmiş, onlarla tanışmıştım. Geniş bir çevrem vardı. Mesleğimde dürüst bir çalışmayı ilke olarak benimsediğim ve bunu her zaman uyguladığım için, ilçe ve köylerde hakkımda olumsuz şeyler söylenmesi olanaklı değildi. Ancak, partinin kurulmasına karşı olanlar, siyasal içerikli dedikodular yapıyorlardı. Sınıfsal çıkarlar ön plana geçiyor; iftiralar, yalanlar birbirini izliyordu.

Kimi yerlerde sözlü saldırılar ve tehditlerle karşılaşıyordum. Bu örgütlenme çalışmaları ve karşı karşıya kalınan güçlükler hakkında bir fikir verebilmek için, birçok olay arasında iki ilçede karşılaştığım olumlu ve olumsuz gelişmeleri özetlemekte yarar görüyorum.



ALAÇAM İLÇESİNDE 


Samsun’da Tapu Dairesinde fen memuru olarak çalışırken tanıdığım ve kent dışında ve köylerde yapılan keşiflerde zaman zaman yöre ve yurt sorunları üzerinde konuşurken düşünce ve eğilimlerini öğrendiğim Abdülkadir Fırat adında bir arkadaşım vardı. Emekli olmuş ve Samsun’un bir ilçesi olan Alaçam’a yerleşmiş, orada arzuhalcilik yapıyordu. Yakın 31 ve sıcak bir dostluğumuz vardı. Uyanık, açık düşünceli, sol düşüncelere sempati gösteren bir kişiydi. Benim sol düşünceli olduğumu biliyor ve bana büyük yakınlık gösteriyordu.


Alaçam’a giderek parti konusunu kendisine açıyorum; örgütlenme çalışmaları için geldiğimi söyleyerek, yardım etmesini ve kurucular arasında yer almasını istiyorum. Abdülkadir Fırat, bana: “Eğer sen, bu partiyi beğeniyor ve yararlı olduğunu düşünüyorsan, senin bulunduğun yerde ben de varım. Sana ne kadar güvendiğimi bilirsin,” diyerek önerimi kabul ediyor. Ayrıca Alaçam’ın Gümenüz bucağında Süleyman adında bir işçi olduğunu (soyadını anımsayamadım), Samsun Limanında çalışırken iş kazası geçirdiğini, bir bacağının sakatlanmış olduğunu, kendisine hiçbir tazminat ödenmediğini, “Sosyal Adalet dergisi” okuduğunu; kendisiyle görüşürsem, kurucu olmayı kabul edebileceğini, ancak Süleyman’ın adresini bilmediğini söylüyor.


Yine beni Alaçam’da bir dükkânda fotoğrafçılık yapan Fatma adında (soyadını anımsamıyorum) bir bayanla tanıştırıyor. 30-35 yaşlarında görünen bu bayan, bana kendisinin Samsun’dan buraya geldiğini ve beni Samsun’dayken adımla tanıdığını söylüyor. Bir süre konuşuyoruz, söyleşiyoruz. Kendisine parti konusunu açıyorum, anlatıyorum ve bende olumlu bir izlenim bırakıyor.


Abdülkadir beyle, kendisine bir parti tüzüğü, kimi bildiriler ve broşürler veriyorum. Partinin yayınladığı “Yönümüz, Yolumuz, Yöntemimiz” adlı bir broşürü de vererek bunları okumalarını, akşam Gümenüz’e gideceğimi, dönüşte yine
görüşmek istediğimi söylüyorum. Onlar bana, yayınları okuyacaklarını ve beni bekleyeceklerini söylüyorlar. (Sayfa:32)



GÜMENÜZ’DE


Ben, Alaçam’dan ayrılarak Gümenüz’e doğru yola çıkıyorum. Yanımda, Samsun’da yaptığım görüşmelerde aldığım notlar var. Notlarımda, Gümenüz’de berber dükkânı olan, soyadı anımsanmayan bir “Berber Musa” var, bu kişiyle de görüşebileceğim söylenmiş. Abdulkadir Fırat’ın önerdiği işçi Süleyman’dan önce Berber Musa’yı aramaya karar veriyorum. Gümenüz, küçük bir yerleşim yeri. Anadolu’nun birçok yöresinde olduğu gibi, ortasından, cadde denilebilecek bir yol geçiyor. Bu yolun iki tarafında dükkânlar, kahveler, seyyar satıcılar var. Ben hem yürüyor, hem de dükkânları iki yanlı izliyor ve Berber Musa’yı arıyorum. 


Gözüm bir tabelaya takılıyor, tabelada “Berber” ve altında da Musa Yılmaz yazıyor. Çocukça bir sevinç duyuyorum. Dükkâna giriyorum; berber, bir müşterisini tıraş ediyor. Beni görünce, “Buyur Bey,” diyor ve yüzüme ve saçlarıma bakıyor. Tıraş için gelmediğimi anlıyor ve bana bir oralet söylüyor. İçiyorum. İşini bitirdikten sonra kendimi tanıtıyor, kendisiyle bir konuyu görüşmek istediğimi söylüyorum. Berber bana:


— “Bey, gel bizim Mal gölüne doğru yürüyelim ve konuşalım,” diyor, (Kasabanın dışında hayvanların sulandığı bir göl var. Bu yörede hayvanlara “mal” denildiğinden, bu göle Mal gölü diyorlar.) yürüyoruz. Yolda kendisine, Türkiye İşçi Partisini kurmak için geldiğimi söylüyor ve parti ve amacı hakkında açıklamalarda bulunuyorum. Berber Musa Yılmaz, beni bir süre dinledikten sonra, bana:


— “Bey, sizin parti iyi; ama ben bir süre önce Demokrat Partiye girdim,” diyor. İçimde karmaşık duygu ve düşüncelerle kendisine, tanıştığıma memnun olduğumu söylüyor ve ayrılıyorum.(Sayfa:33)


Ortalık yaz. Yol üzerinde bir gazino var; oturuyor ve bir çay söylüyorum. Çayı içerken, Samsun Limanında çalışan, iş kazası geçirdiği söylenen ve tanımadığım işçi Süleyman’ı düşünüyorum. Elimde adres yok; ama onu bulmalıyım diye düşünürken, yol ortasından geçmekte olan bir gedikli çavuş görüyorum ve bir anda her nasılsa, yapıma hiç uymayan ani bir davranışta bulunuyor ve gedikli çavuşa sesleniyorum:


“-Baş Efendi, buraya gel.”
Gedikli, başını bana çeviriyor; beni kravatlı ve takım elbiseli görünce, karşıma dikiliyor, esas duruşuna geçerek, 


“-Buyurun efendim,” diyor. Ben de kendisine:
“-Burada bir işçi Süleyman var, limanda çalışırken kaza geçirmiş, ayağı da aksıyordu. Onu bul ve bana getir,” diyorum. Çavuş: 

“-Baş üstüne efendim,” diyor ve dönüş yaparak
gidiyor. 


O gittikten sonra bu davranışıma ben de şaşırıyorum. İnsan zor durumda kalınca, ne yöntemler buluyor... Herhalde beni sivil giyinmiş bir subay ya da Ankara’dan gelmiş yüksek dereceli bir memur sandı diye düşünüyorum. Yaklaşık 20 dakika kadar sonra Çavuş, Süleyman’ı getiriyor. Kendisine teşekkür ediyorum ve gidiyor.


Şaşkın şaşkın bana bakan Süleyman’a: “Buyurun oturun,” diyor, kendimi tanıtıyor ve durumu açıklıyorum. O da, beni dinledikten sonra rahatlıyor. Süleyman’a çay söylüyor ve
Türkiye İşçi Partisini anlatmaya başlıyorum. Yüzü ve bakışları, anlattıklarımdan hoşnut olduğunu gösteriyor. Çaylarımızı tazelerken bana:
“-Ben, partinin adını duydum. Sosyal Adalet dergisinde okuyorum,” diyor.(Sayfa:34)


Konuşmamızı sürdürüyoruz. Kendisine, Genel Başkan Mehmet Ali Aybar’ın yaşamını anlatan bir broşür, partinin öteki yayınlarını veriyorum. Alaçam’da partinin şubesini kurmak istediğimi söylüyorum. Ayrıca şubede kurucular arasında yer almasını öneriyorum ve konuşmalarımız sonunda bu öneriyi kabul ediyor ve başından geçen iş kazasını anlatıyor; aradan aylar geçtiği halde kendisine hiçbir tazminat ödemediklerini anlatıyor. Ben de kendisine; Samsun’da avukat arkadaşlarımın olduğunu, onlarla konuşarak kendisine hukuk yardımı yapmalarını sağlayacağımı vaat ediyorum.

Süleyman’a, Gümenüz’de kuruculuk görevini üstlenebilecek başka tanıdığı bir arkadaşı olup olmadığını soruyorum ve bana:

“-İleride, bu caddenin sonunda bir kalaycı var. Adı Ahmet’tir, iyi bir insandır, arada sırada konuşuyoruz. Hükümeti ve yöneticileri çok eleştiriyor, kendisiyle bir kez görüşseniz, zannediyorum ki iyi olur,” diyor ve bana uzaktan Ahmet’in dükkânını gösteriyor.


Gidip dükkânı buluyorum. Kalaycılık yapan Ahmet, benim geldiğimi görünce bir yüzüme, bir de arkama bakıyor. Kalaylanacak kapları getirenler, çoğu kez çuval taşıyorlar ya da arkalarından birisi bu kapkacakları taşıyor. Kendisi, arkamda böyle bir kimse göremeyince, “Buyurun Bey,” diyor ve bana bir hasır tabure gösteriyor. Ben de tabureye oturuyorum ve konuşmaya başlıyoruz. Kendimi tanıttıktan sonra, arkadaşı Süleyman’la görüştüğümü, bana kendisinden söz ettiğini ve görüşmek istediğimi söylüyorum. Bana hemen çay söylüyor ve çok memnun olduğunu anlatıyor. Süleyman’ı çok beğendiğini, dost olduklarını, limanda başına gelen kaza nedeniyle çok mağdur olduğunu anlatıyor.(Sayfa:35)


Kendisine, “İşçi Partisini hiç işittin mi?” diye soruyorum. “Evet, bir ara konuşurken Süleyman söz etmişti,” diyor. Ahmet’e, parti ve yöneticileri hakkında bilgi veriyor, 


Genel Başkanı anlatıyor, parti yayınlarını veriyorum, parti hakkında da genişçe açıklamalarda bulunuyorum. Kendisi, çok memnun olduğunu söylüyor ve bugüne kadar kendisini hiç kimsenin böyle bir konuda ziyaret etmediğini söylerken, gözlerinin içinin güldüğünü görüyorum. Sonunda Ahmet de Partinin Alaçam örgütünde kurucu olarak yer almayı kabul ediyor. Kendisine ve Süleyman’a, ertesi gün Alaçam’da arzuhalci Abdülkadir Fırat’ın işyerinde bulunmalarını rica ediyor ve ayrılıyorum.


Bu güzel haberleri Abdülkadir arkadaşıma anlatmak üzere Alaçam’a hareket ediyorum. Ertesi gün erkenden arzuhalci dükkânına gidiyorum, Abdülkadir Fırat da orada. Çayları
söylerken; ona, Gümenüz’deki çalışmalarımı anlatıyorum, Süleyman’la Ahmet’in de oraya geleceklerini söylüyorum. Heyecanla, “Fotoğraf işçisi Fatma hanımı çağırayım,” diyor. Hemen gidiyor, Fatma Hanım da geliyor ve bana: Dün gece bütün broşür ve yayınları okuduğunu ve partiye kurucu olarak girmeye karar verdiğini söylüyor. Abdülkadir, biraz düşünüyor ve: “Bugün buranın pazarı. Tanıdığım tarım işçileri, rençperler var; kalan bir kişiyi de bugün bulabilirim,” diyor. 


Az sonra, Gümenüz’den işçi Süleyman’la kalaycı Ahmet geliyor. Biz, çaylarımızı içerken, Abdülkadir arkadaşımız pazar yerine gidiyor ve yaklaşık bir saat kadar sonra, tarım işçisi olduğunu söyleyen 30 yaşlarında Mahmut adında bir kişiyle birlikte geliyor. Üye adaylarını Mahmut’la tanıştırıyor ve sıcak bir söyleşiye başlıyoruz. İşçi ve emekçi genç insanlar; kendi çalıştıkları yerleri, geçim sıkıntılarını, işyeri ve toprak sahiplerinin haksızlıklarını, kazanç hırslarını, baskılarını, işçilerine köle gözüyle baktıklarını, o güne kadar haklarını arayamadıklarını etraflıca anlatıyorlar. (Sayfa:36)


Onlara, tüm bu sorunlarını ancak İşçi Partisinin çözebileceğini, bu partinin kendi partileri olduğunu, öteki partilerin ağa ve bey partileri olduğunu ve bu nedenle sadece kendilerini ve çıkarlarını düşündüklerini, örgütlenmeden tek başlarına haklarını arayamayacaklarını ve örgütlenmenin tek çıkar yol olduğunu ve bu örgütün de Türkiye İşçi Partisi olduğunu anlatıyorum.


Bu söyleşi saatlerce sürüyor. Konuşmalarımız bittikten sonra, Alaçam Kaymakamlığına başvuru dilekçesini yazıyorum. Hepsi imza ediyorlar.


Abdülkadir Fırat arkadaşımla birlikte Kaymakamlığa gidiyoruz. Kaymakam, genç bir insan, yaklaşık 35 yaşlarında görünüyor. Önce kendimi, daha sonra da arkadaşımı tanıtıyorum. Yerinden kalkarak ellerimizi sıkıyor, yer gösteriyor ve oturuyoruz. Ben, dilekçeyi masanın üzerine, kaymakamın önüne koyuyor ve Alaçam’da Türkiye İşçi Partisinin kuruluşu için başvurduğumuzu anlatıyorum.


Masasının üzerinde Cumhuriyet gazetesini görüyorum, bu beni rahatlatıyor. Genç kaymakamın aydın ve demokrat bir kişi olduğu yolunda bir izlenim ediniyorum. Kaymakam, dilekçeyiokuduktan sonra, bana:
“-Bu başvuru için geç kalmadınız mı? Ben, daha önce başvurursunuz diye beklemiştim. Başarılar diliyorum,” diyor. Kaymakamın bu sözleri, bizi sevindiriyor. Partinin örgütlendiğini, birçok il ve ilçede karşılaştığımız zorlukları, yöneticilerin yasadışı olumsuz tutumlarını anımsıyor ve ilçe yönetici arkadaşlarımızın burada çalışmalarını rahatça, yasalar çerçevesinde yapabileceklerini düşünerek yorgunluğumu unutuyorum.

Alaçam’ın ana caddesine çıkarak yürürken, kaymakamı da görüyoruz. Ceketinin sol cebinde Cumhuriyet gazetesi görünüyor.(Sayfa:37)


HAVZA’DA 


Örgütlenme çalışmalarımı sürdürürken karşılaştığım olaylardan birisini de Havza ilçesinde yaşıyorum. Samsun’un Havza ilçesinde, parti kurucusu adaylarla görüşme yapıyoruz. Havza, kaplıcalarıyla ünlü bir ilçedir. Kaplıcanın üstünde büyük bir oteli var. Samsun’da avukatlık yaparken, meslektaşlarımızla duruşmalarımızı aynı güne koyduruyor, bir gün önce kiraladığımız bir arabayla Havza’ya geliyor, otele yerleşiyor, kaplıca sularında banyomuzu yaptıktan sonra geceyi otelde geçiriyor, ertesi gün duruşmalara katılıyor ve daha sonra da Samsun’a dönüyorduk. O dönemde daha sonraları olduğu gibi, oralarda otobüs ve benzeri araçlar bulunmuyordu.


Havza duruşmaları, bizim için bir yorgunluk atma olanağı sağlıyordu; ancak bu kez Havza’ya başka bir amaçla, parti kurma amacıyla gitmiştim. Parti kurucu adaylarıyla bir lokantada oturuyor ve konuşmalar yapıyoruz. 


Yan masada oturan, aldıkları alkolün de etkisiyle taşkınlıklar yapan Demokrat Partili kimi kişiler, “Bunlar komünist” diye bize sözlü sataşmada bulunuyorlar; masamızdaki kurucu üye adayları öfkeleniyorlar, bir kavgayı zor önlüyorum. 



ÇARŞAMBA, TERME ve BAFRA


Terme ilçesi, o yörenin Teksas’ı. Çarşamba, Terme ve Bafra en çok adam öldürme suçlarının işlendiği yerler. Bu ilçelerde davalarına baktığım ailelerin çokluğu ve bunlardan kimilerinin çalışmalarıma katılmaları, Adalet Partililerin engellemelerini etkisiz bırakıyor. Sonuçta Samsun’un tüm ilçelerinin kuruluşunu tamamlıyorum; Genel Başkanlığa bir telgraf çekerek Samsun ilinde il ve ilçelerin tümünün kurulduğunu bildiriyorum. Ankara’ya dönüyor ve kuruluş belgelerini Parti Genel Merkezine veriyorum. (Sayfa:37)"


HALİT ÇELENK
TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ’NDE İÇ
DEMOKRASİ
-Yaşadıklarım-
Anı
Birinci Baskı: Evrensel Basım Yayın, 2003
İnternet Edisyonu: Mayıs 2021

Sayfa:30-37

10 Ocak 2020 Cuma

Samsun Sahil Demiryolu

Samsun – Çarşamba Hattı ve Terme’ye Temdidi
Samsun – Bafra Hattı ve Alaçam’a Temdidi


 
Yazan: Hüseyin Yakup KALGAY (Samsun – Sivas Hattı İşletme Müfettişi)
 
Gençliğin irfan rehberi ve mefkure tercümanı olmaya karar veren Ahali Gazetesinin (561) numaralı nüshasında Köse Ormanları Kereste Fabrikası marifetiyle Bafra’dan Engiz’e doğru yapılan dekovil hattının inşaatı ve bu hususta temenniyatı ihtiva eden satırları okudum.
 
Bu cihetten mamul kerestenin nakliye maliyet fiyatını düşürmek ve binnetice kerestenin satış fiyatını azaltmak diğer cihetten her mevsim için nakliyatı kolay bir şekilde yapmak için yapılmakta olan bu hat ikinci derecede ve ufak hamuleler için az suratlı vasıtalar olup bu babta biraz malumat ifasını faideli buldum.
 
Bu bahse temastan evvel Samsun – Çarşamba hattının Terme’ye ve yine Samsun’dan Bafra’ya ve Alaçam’a temdidi mevzularının (dar hatlar inşaat ve masarifatının anlaşılması nokta-i nazarıdan tetkik ediyorum.
 
Şöyleki; Samsun –Sivas hattının maruz kaldığı otomobil rekabeti Samsun sahil hattında daha kuvvetli ve kudretli olarak tecelli etmektedir. Terme ve Bafra hatlarının temdidi mevzuu üzerinde evvela bir otomobil rekabetini ve tesirleriyle neticelerini ve tesirlerini tetkik etmek icap eder. Bu husus hakkında ise Demiryollar Mecmuasının 73 ve 74 numaralı nüshalarında hayli malumat verilmiş olduğundan burada tekrara lüzum görmeden asil mevzua geçiyorum.
 
Otomobil rekabetini ve mumi münakale vaziyetini mütalaadan sonra Terme’nin ziraat, ticaret ve mahsulatı ile iktisadi cihetlerini ve temdit edilecek Terme hattının inşaat masarifini tetkik edelim.
 
Terme kasabası Çarşamba’nın kilometre uzağında ve denizden kilometre mesafede Terme Irmağı kenarında küçük bir kasabadır.
 
Kazanın şark ve cenup tarafları dağlık olup 2300 kilometre murabbaı olan mesahai şathiyesinin üçte ikisi ovadır. Arazisi çok mümbit ve mahsuldardır. Başlıca mahsulatı mısır, buğday, arpa gibi hububat ile pek meşhur olan pirincidir. Pirinç hasılatı senevi 1.000.000 kiloya baliğ olduğu söyleniyor.
 
Terme hattının inşası için evvela Çarşamba’da Yeşilırmak üzerinde büyük bir geçit kurmak zarureti vardır. 200 metre tulunde yapılması icap eden bu köprü geçildikten sonra arazi Terme’ye kadar arızasız olduğundan profili çok basittir. Binnetice inşaat masarifi de mühim bir yekun tutmayacaktır.
 
Tahmin edilen inşaat masarıfına gelince (takribi birhesapla:
Yeşilırmak Köprüsü                  100.000 Lira (Muhammen Bedeli)
Tesviye-i Turabiye          100.000 Lira
Balast ve Ferşiye               25.000 Lira
İmalat-ı Sanaiye                10.000 Lira
Üç İstasyon ve bir hangar   25.000 Lira
Malzeme-i Ferşiye            125.000 Lira
İstimlak                              20.000 Lira
Muhabere Tesisatı                5.000 Lira
Edevat-ı Müteherrike           40.000 Lira
                   TOPLAM           450.000 Lira
%10 İdare Teşkilat Masrafı    50.000 Lira
                   YEKUN             500.000 Lira olarak hesap edebiliriz.
 
Asgari bir tahminle yarım milyon liraya yapılabilecek olan bu hattın temin edeceği istifadenin (istifade hesabatına ait formüllere ve nazariyata tatbiken) tesbitimümkün değildir
 
Çünkü senelerce memleketin ikisadiyatı ile meşgul olmuş ve bu havaliyi pek yakından tanımış zevatın (Samsun-Çarşamba) kısmının inşası sırasındaki raporları ve tahminleri ile halen elde edilen neticeler arasında mühim farklar vardır. Bu ilk tatbikatta (Samsun – Çarşamba) kısmı için senevi 73.000 yolcudan73.000 lira ve (Çarşamba kazasının resmi kuyul ve istatistiklerine nazaran) senevi ithalat ve ihracat eşyası olarak 30.000 ton hamule naklinden de 140.000 lira hasılat elde edileceği tahmin edilmişti.
 
Halbuki, hat inşa edilerek işletmeye başladıktan sonra,
1927 senesinde  208.000 yolcudan 92.000 Lira,
1928 senesinde  227.000 Yolcudan 91.000 Lira,
1929 senesinde  258.000 yolcudan 90.000 Lira hasılat alınmıştır.
 
Bu netice tahmin edilen yolcu miktarına nazaran çok iyidir.
 
Yukarıdaki rakamlarda yolcu adetinin miktarı seneden seneye tezayüf ettiği halde hasılatının tenakusu sebebine gelince; kamyonlarla rekabet yüzünden yolcu tarifelerinde mükerreren yapılan tenzilattır.
 
Tenzilat derecesi %45’e karip olduğu halde senevi hasılattaki tenakus %1’i tecavüz etmemiştir. Bu nokta cidden teammüde şayandır.
 
Şurasıda ehemmiyetle kaydedilmelidir ki kamyonların gün geçtikçe artan faaliyeti böyle tedbirlerle karşılanmasaydı yolcu hasılatı evvelki seneler hasılatının nısfına ve belki de daha dununa inmesi muhakkaktır.
 
Yapılan tenzilatın çok mühim diğer bir faidesi de az bir ücretle seyahat suhuletini bulan halkın (hareket ve seyahat kabiliyetini) artırmış olmasıdır.
 
 
EŞYA NAKLİYATINA GELİNCE
 
1928 senesinde şya nakliyatı ancak 13.500 tona ve hasılatı da 63.000 liraya baliğ olmuştur. Bu miktar tahmin edilen miktarın yarısından da azdır.
 
Maahaza Çarşamba’nın ithalat ve ihracaatı evvelce tahmin edildiği gibi 30.000 ve hatta 40.000 tondan noksan değildir. Fakat Samsun liman ücretlerinin tesiri ile istihsalatın mühim bir kısmı nehir tarikiyle naklediliyor. İthalat eşyası perakende olarak vürut ve sevkedildiğinden gümrükten veya mağzalardan istasyona ve Çarşamba’da istasyondan mağazalara kadar hamaliye ve nakliye masrafı maliyet fiatını tezyit ettiğinden tüccar birkaç defa tahmil, tahliye ve hamaliye masrafını kazanmak için kamyonla nakliyatı tercih etmektedir. İhracat eşyasından doğrudan doğruya vapura yükletilecek büyük partiler bizzerur trenle sevk ediliyor.
 
Asgari ton kilo metrik ücreti olan 10 kuruştan %50 nispetinde tenzilat yapıldığı halde Samsun’a ait perakende eşya nakliyatı mağazalardan istasyonlara, istasyonlardan mağazalara nakil ve ücret ve mesariflerinin tesiri ile otomobillerle yapılmaktadır.
 
Sahil hattı müdürlüğü de büyük isabetle istasyon ve pazarlar arasında kamyon nakliyatına başlamış ve bu nakliyatı kurtarmağa muvaffak olmuştur.
 
Filhakika tenzili tarifeye tabi 50 kiloluk bir meyva küfesinin Çarşamba’dan Samsun’a nakli için 10 kuruş gibi pek cüz’i ücret alındığı halde bu küfenin Çarşamba’da Pazar mahallinden istasyon ve Samsun’da da istasyondan pazara nakli için de ayrıca 15 kuruş hamaliye veriliyor. Halbuki otomobiller böyle bir küfeyi 30 kuruşa naklediyorlar.
 
Demiryolu rekabeti için biraz daha fedakarlık ile hatta hiç ücret almasak bile kamyonların bu küfeyi hamal ücreti mukabili olan 15 kuruşa taşımaları mümkündür.
 
Binaenaleyh eşya tarifelerinde daha fazla tenzilatın ameli bir faidesi yoktur. Bu rekabete karşı gelebilmek için yegane çar demiryolunu perakende eşyanı alındığı ve sarfedildiği yerlere kabil olabildiği kadar yaklaştırmak halkı ve tüccarı tahmil ve tahliye ücretlerinden kurtarmaktır.
 
Hattın Terme’ye temdidi halinde en büyük mania Yeşilırmak Köprüsü yapılmış olacağından bu geçit Terme nakliyatını teminile beraber Çarşamba kazası nakliyatının da demiryoluna celbi emrinde en feyyaz bir amil olacaktır.
 
Bu Yeşilırmak geçitinin yapılması Samsun – Çarşamba Hattının Terme’ye temdidini bir zarureti kat’iye haline koymaya kafidir.
 
Kamyonlar taşıdıkları yük ve yolcunun can ve malını emniyeti hususunda hiçbir güna kontrole tabi değildirler. Bunların Çarşamba – Terme arasında alacakları hamuleyi getirip Çarşamba’da trenlere teslimlerini beklemek büyük bir safdillik olur.
 
Samsun Sahil Hattının imtiyaz mukavelenamesinde gösterilen hudutlar hattın tam ve mütekamil şeklidir ve bu şekil kıymetli ve ilmi bir tetkik neticesidir. Bundan dolayıdır ki hattan azami istifade ancak bu merhalelere vardığı zaman kabil olacaktır.
 
Hattın Terme’ye temdidi Samsun –Çarşamba kısmı için hayati bir kıymete haiz olduğu şayanı ehemmiyet bir işletme masrafı yapılmaksızın bugünkü hasılatın %50 nispetinde tezayüdü kuvvetle muhtemeldir.
 
Halen Kös Ormanları Fabrikasının faaliyete başlamış olmasından dolayı Samsun –Bafra – Alaçam kısmı da büyük bir ehemmiyet almıştır.
 
Halen bile nakliye ücüratının ucuzluğu güzergahtaki zirai faaliyeti bir misli daha artırmış ve halkta da kuvvetli bir kazanç hissi uyandırmıştır.
 
Samsun – Çarşamba kısmının inşası zamanına kadar en iptidai vesait ile çalışan zürra nakliye kuvvetinden azami istifadeye başlamış ve bu yüzden istihsalat birkaç misli artmıştır. Bu zira inkişaf şayanı memnuniyet bir halde devam ediyor.
 
Tabiatın bu havaliye bahşettiği pek yüksek feyiz kabiliyetinin inkişafına yegane amil Sahil Demiryolu olmuştur. Hattın bir metre uzamasının memleket hesabına büyük bir menfaat kaydedeceği şüphe göstermez bir hakikattir.
 
Ticaret Odasının ve alakadarlarının verdiği malumata nazaran Terme’nin senevi hasılat miktarı şudur;
 
         1.000 Ton Pirinç
        10.000         Ton Mısır
         1.500 Ton Fasulye
            500 Ton Muhtelif
        13.000 Ton TOPLAM
 
Çarşamba kazasının senelik hasılatı da 50.000 tonu mütecavizdir. Fakat istihsalatın mahreç yolu yalnız Sahil Hattı değildir. Terme kasabası sahile pek yakın olduğundan nakliyat Terme Çayı vasıtası ile denizden yapılmakta ve pek yakın olan Ünye istikametine de ihraç edilmektedir.
 
AHALİ GAZETESİ
11 Temmuz 1932
Sayı: 562

 


20 Şubat 2007 Salı

Bafra'lıların Padişaha Çektikleri Telgraf





BAFRALILAR ADINA İSTANBUL'A ÇEKİLEN TELGRAF METNİ AYNEN ŞÖYLEDİR:

"BAFRA 18 Mayıs 1335 / 31 Mayıs 1919

Yüce Padişah Huzuruna 
Şevketmaap Osmanlı memleketinin önemli bir parçasının teşkil eden o mübarek İzmir'imizin Yunanlı tarafından keder verici işgali haberinin Vilson prensiplerine ve mütareke hükümleri ile devletler hukuku genel hükümlerine aykırı bulmak itibari ile, İslamları kalplerinde doğurduğu teessürlerin tarifi kabul değildir. Bu sebeple her suretle savunmanın meşrulğu ve devletler hukukuna tecavüzün, açık olan usulsüz ve haksızlığa karşı men ve kaldırılmasını icap ettiren, yapılan müessif müdahale üzerine zatan/ Basü Ba delmevte/ kat'iyyen imanları olan mü'min ahalinin, kurtarılmasına müheyya olmaları hususunda iradeyi şahanelerine muuntazır bulundukları arz olunur.

Bafra İslam Ahali Adına Müftü Ahmet Ali
Ulemadan Ustazzade Hasan Fehmi
Belediye Reisi Dursun,
Ulemadan Kolaylızade Hafız Nuri
Çıplak Zade Hulusi"



İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali, ilçedeki Rumların iyice şımartmış, küstahlaşmıştır. Türk ahalinin büyük mitinginden sonra adilik ve barbarlıklarını artırdılar. Çünkü, en çok korktukları şey, Türk'ün birlik ve beraberlik içinde olmasıydı. Biliyorlardı ki, Türk insanı birleşince tarihin her devrinde görüldüğü gibi yeniden kükrerdi. Bu azmin kırılması lazımdı. Bunun tek yolu da onlara göre Müslüman-Türk ahaliye baskı yapmak, yıldırmak, bezdirmekten geçerdi. Netice itibariyle Rumlar, mitingi de bahane ederek azgınlaştılar. Güvendikleri teşvikçi odak merkezi İstanbul Rum Patrikhanesindeki "MAVRİ MİRA" cemiyeti idi.

İstiklal savaşımızın önderi; :Karadeniz bölgesindeki çalışmaları sırasında bu konuyu tefarruatıyla tesbit etti. Ve Patrikhanenin haince çalışmalarıyla ilgili olarak 22 Ağustos 1919 tarihinde "GAYET MAHREM TUTULACAKTIR" mahreçli bir tamim yazıp, durumdan yetkilileri haberdar etti. Tamim, özet halinde ve fakat gayet açık-seçik şekilde sinsi gayretlerle dikkati çekiyordu. Söz konusu tamim metni şöyle idi:

"Gayet mahrem tutulacaktır.
Erzurum 22.8.1919

TAMİM
 Pek mevsuk, elde edilen malumata göre Rum Patrikhanesinde Mavri Mira isminde bir heyet teşekkül etmiştir. Bunun Reisi Patrik vekili Dreteos, azaları; Atenegoras, Enez Metropolitik, Yunan Kaymakamı Giritli Katekhakis, Katelopulos, Dipasimas, Ayinpa, Polimitis,Siyari isimdeki zevattır. Heyet doğrudan Venizelos'tan talimat alıyordu, Rumların ve Yunan hükümetinin muaveneti naktiyesiyle pek azim bir sermayesi vardır.

Vazifesi Osmanlı vilayetleri dahilinde çeteler teşkil ve idare eylemek, mitingler ve propagandalar yapmaktır. Yunan Salibiahmeri de bu Mavri Mira heyetine merbuttur. Vazifesi sureta muhacirlere bakmak gibi insani bir perde altında çete teşkilatı yapmak, tertibatı ihtilali ile izhar eylemektir. Bu suretle eczayi tıbbiye ve Levazımı sıhhıye namı altında silah, cephane ve teçhizat memaliki Osmaniye'yi ihlalidir. Hatta resmi muhacirin komisyonu da Mavri Mira heyetine tabidir.

İstanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi silah ve cephane deposu halini almıştır. Ve hatta kiliseler ibadet yerinden ziyade askeri ambarlar gibi kullanılmaktadır.

Rum mekteplerinin evvelce, bizim yapıp ta tam şimdi sırasıyken maalesef terkettiğimiz izci teşkilatları tamamen Mavri Mira heyeti tarafından idare olunmaktadır. İstanbul, Bursa, Bandırma , Kırk kilise, Tekirdağ ve mülhakatına izci teşkilatı itmam olunmuştur. İziler yalnız çocuklar değildir. 20 yaşını mütecaviz gençler de dahildir. Anadolu'da Samsun ve Trabzon ve cephane tevzi mahallidir. Müsait bir halde yelkenli Yunan sefinesi istasyon halinde cephane ve eslihayı hamilen mahallerde bulundurulacaktır. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibidir.
Mustafa Kemal


O sıralarda toplu bir kıyım hareketi için halkının tamamı Rum olan köyler şunlardır:

Büzmelek (Gümüşyaprak), Lengerli (Yarısı), Domuzyağı, Sürmeli, Evrenuşağı, Çırıklar, Kaydalapa (Sarıçevre), Peskeller (Yakıntaş), Aktekke, Bakırpınarı, Asmaçam, Kapıkaya, Asar, Selemelik, Eldavut, Ağcalan, Örencik, İkiztepe, Köstenuğaşı (YeniKöy), Balıklar, Hırsa Mengenler, Derbent, Ormanus, Karacageyik (Kösedik), Kuzualan, Lodoros (Osmanbeyli) , Terzili.

Bu köylerde onları yöneten kişiler olduğu gibi, köyler arasında bağ kuran Rum çete başları da vardı. Bunların en önde gelenleri Bafra merkezi ve mıntıkasında sorumlu Antimos, Aktekke ve çevresindeki baskınları tertipleyen Andik ve Nikola Kızılırmağın doğu yakasındaki katliamların düzenleyicisi Çorakli İstavri, Ağaçalan ve çevresindeki yüksek köyleri baskın planlayıcısı Anastas ve Nebyan mıntıkasında görevli Andon idi. Adı geçen çete başları beraberinde toplandıkları çapulçu sürüsü ile, vatandaşlarımıza her türlü kötülüğü reva görüyorlardı.

Günümüzde dahi zihinlerinden silinmeyen olaylar yaratmışlardı. Bunlardan bir tanesini, o günleri bizzat yaşamış Kadir Ceylan isimli, 80 yaşındaki yurttaşımız şöyle anlatıyor.

"1333(Hicri) yılında 15 kadar yerli aile peskeller (Yakıntaş) köyüne yerleştik. O zaman buralarda Rumlar oturuyorlardı. Bizi çekemediler. Köyden kovulmamız için türlü tertipler düzenlediler. Tarlada, bahçede, yolda gördüklerine hakaret ettiler, fırsat bulunca dövdüler, hatta işkence yaptılar. İlgili makamlara gidip, kendi suçlarını bize yükleyerek, (Türkler bizi dövüyor, hakaret ediyor) diye iftiralarda bulundular. Hatta işi daha da ileri götürerek o tarihlerde Samsun'da bulunan İngiliz işgal kuvvetleri komutanına bizi şikayet ettiler. Bunun üzerine İngiliz komutanı, köyümüze kendi askerlerinden müteşekkil bir müfreze gönderdi. Köye gelen İngiliz askerleri, türlü şekillerde kuvvet gösterisi yaparak, gözümüzü yıldırmak istedi.

Biz, durumu daha sonra zamanın Bafra Kaymakamına ilettik. Köyümüze geldi, incelemelerde bulundu. Sonra da Ayazma (İkizpınar) köyüne yerleşmemiz kararlaştırıldı. Kendi vatan topraklarımız üzerinde sürgün ediliyorduk. Fakat içinde bulunduğumuz şartlar bizi çaresiz kılıyordu. Rıza göstererek Ayazma'ya gittik. Kısa zamanda oraya alışmış ve yerleşmiştik.

Bir gece korkunç canhıraş feryatlarla uyandım. Pencereden dışarıya baktığım da köy, ateşler içindeydi. Bu arada bizim ahırda tutuşmuştu. Hemen koşup aşağıya indim. Ortalık ana-baba günü idi. Rum çeteleri ellerindeki silahlarla halka ateş ediyorlar, yanan paçavraları alevlerin içine,ahırlara,samanlıklara atıyorlardı. Gökyüzü çıkan yangınlarla kıp-kızıl olmuştu. Çoluk-çocuk, genç-ihtiyar demeden ateş ediyor, dipçikliyor, öldürüyorlar, yakıyor, yağmalıyorlardı.

Aradan ne kadar zaman geçmişti hatırlamıyorum, yeni silah sesleriyle irkildik. Önce takviye, ediyorlar sandık. Ama öyle değilmiş. Bunlar, Gazibeyli ve Lenberli köylerinden vaziyetimizi kavrayıp, imdadımıza koşan Müslüman halktı. Onların geldiğini gören Rum çeteleri kaçmaya başladı. Ama saçı sakalı birbirine karışmış, gözü dönmüş bir eşkiyanın, canmavarın kaçarken on bir yaşlarında bir Türk çocuğunu nasıl kurşun sıkarak,onu hunharca katlettiğini hiçbir zaman unutmayacağım. O gece köye bağlı 7 mahallenin evlerinin büyük çoğunluğu yakılmış ve talan edilmişti."

Rum çetelerinin yaptıkları sadece, Kadir Ceylan dedenin gözleri yaşlı vaziyette anlattığı bu olaydan mı ibaretti? Elbette ki hatır. Zira hafızalardan silinmeyen ama Türk kadının namusuna ne kadar düşkün olduğunu ispatlayan olaylarda vuku bulmuştu. Bunlardan bir tanesi o zamanlar Peskeller (Yakıntaş)) köyünde oturan Şerife isimli bir kadınımızın başına gelmişti. Olay şöyledir:

Bafra merkezi ve çevresinden sorumlu Rum çeteleri reisi Antimoş, köyün kuzeyinde hayvanlarını otlatmakta olan Şerife'nin kaçmasına fırsat vermeden kıskıvrak yakalarlar. Hayvanlar yakalanır. Şerife direnmektedir. Çete reisinin amacı, hayvanların yanı sıra Şerife'yi de götürmek ve onu kirletmektir. Fakat Türk kızı sandıkları gibi korkak değildir. Kendisini tutan gözü dönmüşlerden birinin bıçağı kapar ve karşısında zevkten kıvranan Antimoş'un üzerine yürür. Durumunun nezaketini anlayan çete reisi, birden her zaman ki haline döner ve elindeki tüfeği genç kadına doğrultarak, bütün fişekleri vücuduna boşaltır. Talihsiz Şerife anında şehit olur.

1320 doğumlu Hacı Hüseyin Kurnaz isimli bir vatandaşımız, o tarihlerde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:

"Andavallı'ya (Bakırpınarı) oduna gidiyorduk. Üç kişiyidik. Birden şiddetli bir tüfek ateşi ile karşılaştık. Hemen kendimizi yere attık. Aradan bir saniye geçmiştik ki, eli silahlı 5 kişi tepemize dikildi. Bizde silah olarak yanımdaki bıçaktan başka bir şey yoktu. İçlerinden birisi çete başı İstavria'ya götürüleceğimizi söyledi. Daha sonra kendi aralarında Rumca bir şeyler konuştular. Bir müddet tartışlar ve sonunda bizimle konuşan ilk Rum, bizi İstavria 'ya teslim etmekten vaz geçtiklerini, fakat üzerimizde ne var , ne yoksa hepsini alacaklarını söyledi. Bir ara gözü, ismi Şevki olan yanımdaki arkadaşın parmağındaki yüzüğe takıldı. Hoşuna gitmişti. Arkadaşın nişan halkası idi. İstedi. Arkadaş bir-iki kere çıkarmayı deniyormuş gibi yaptı, ve çıkmadığını söyledi. Onun üzerine üçümüzü kıskıvrak bağladılar. Önce üzerimizde ne varsa elbiseye varana kadar aldılar. Sonra bizimle muhatap olan Rum, Şevki'nin yüzüklü parmağını tuttu. Pis, pis sırıtarak;

- " Bu çıkmıyordu değil 'mi? Bak şimdi nasıl kolayca çıkacak " dedi.

Demesiyle belindeki keskin bıçağı çekmesi ve bir hamlede arkadaşın parmağını kesmesi an meselesi oldu. Korkunç bir şeydi. Şevki'nin yüzü şiddetli acı ile buruşmuştu. Bir müddet teklemeyip, işkence yaptıktan sonra bizi o vaziyette bırakıp gittiler..."

Kurtuluş Savaşı sırasında doğu cephesinde Puslara karşı savaşmış İstiklal Savaşı gazisi Hacı Bayram Şenel isimli yurttaşımız da, Bafra'da başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor:

"İstiklal Savaşı'ndan çok önce idi. Henüz daha küçük idim. Amcamla komşu köye giderken Rumlar bizi köklük mevkiinde çevirdiler. Ellerinde zamanın en geliştirilmiş tüfekleri vardı. Bizde ise silah namına bir şey yoktu. Ellerimizi arkadan bağladılar. Ve tüfeklerini bize doğrulttular.

Gözlerimi kapayıp, babamın öğrettiği kelime-i şahadeti getirmeye başladım ki, arka arkaya silahlar patladı. Vücudunda hiçbir acı hissetmiyordum. Gözlerimi açtım, birde ne göreyim? Rumlar kaçmıyorlar mı? Şaşırmıştım. Amcama baktım. Yan tarafı gösterdi. Eli silahlı bir kişi, kaçan Rumların arkasından hala ateş ediyordu. Bu Molla Ali idi. Akalan köyünden Molla Ali. Köyümüze gelirken bizi bu vaziyette görmüş,imdadımıza yetişmişti... Hemen ellerimizi çözdü. Fakat o anda kendisinin de sol göğüs tarafından yara aldığını fark ettik. Molla Ali yarasını hiç önemsemiyordu ama çok geçmeden yere düştü. Ve birkaç dakika sonra Allah'ın rahmetine kavuştu. Ruhu şad olsun..."

Muammerler (Kasnakçı mermerler) köyü de bir gece içinde yakılmış, yıkılmış, talan edilmiş ve 46 vatandaşımız şehit edilmişti. Etraftan yapılan baskıya daha fazla tahammül edemeyen köylüler, diğer köylere göç etmişlerdi.

Halk elinde silahı, sabaha kadar malını, mülkünü, namusunu, canını muhafaza için nöbet tutuyordu.
Papazların kışkırtmaları son hadde ulaşmıştı.

Kiliseler ibadet yerleri olmaktan çoktan çıkmış, Türkleri imha için silahlanma , taktik, teşkilatlanma merkezleri olmuştu. Mavri Mira'nın yardımlarıyla emir ve direktifler hemen uygulanıyordu. Köylerde sık sık toplantılar yapan papazlar ve diğer Rum idareciler, her gittikleri yerlerde:

-"Buralar bizim topraklarımızdır. Türkler buraları zorla gaspettiler. Onlara hayat hakkı tanımamalı, hepsini tek fertleri kalmayana kadar yoketmeliyiz. Pontus Devletini yeniden kurmalıyız." Gibi yalan, yanlış sözlerle halkı tahrik ediyorlardı. Bilhassa Ağcalan köyü papazı İlia, bir türlü Türk kanına doymak bilmiyordu. Yukarı köylerdeki bütün baskınların organizatörü o idi. Ama bilahare ilçede görevlendirilen Yüzbaşı Emin Efendi, bunu duymuş ve cezalandırmıştı.

O tarihlerde Bafra'da Rumlara karşı direnme harekatına girişen müfreze kumandanı Kocaman oğlu İsmail Bey'dir. Bu zat, Rum katliamlarının bir çoğuna engel olmuştu. Çakıroğlu Dursun Ağa ve oğlu Rahmi Bey isimli kişilerde milisler oluşturmuştu.

Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'da saçtığı fikirler yeşermeye başlamıştı.Çok geçmeden Rum eşkiyaları ve onları bilhassa maddi yönden besleyen Ermenilerle kıran kırana süren mücadele, infilak noktasına geldi. Memleketin her tarafında başlayan "varoluş-kavgası" bu ilkede de suratını arttırarak gelişti. Düşmanın elindeki zamanın en moderin ve teçhiç edilmiş silahlarına karşılık Türk'ün iman dolu göğsü, çelikleşmiş azmi vardı. Bu inanç, azim ve mücadele, ilçenin her tarafında tıpkı İzmir'in işgalini protesto mitinginde olduğu gibi bil-fiil kendini göstermeye başladı.

Bafra'ya bağlı ve etraf köylerdeki direniş kahramanca olmuştu.
Mustafa Kemal Samsun'a çıktığında, O'nu gören ve fikirlerinden büyük heyecana kapılan Göltepeli bir vatan sever, hemen Bafra-Kolay'a dönmüştü. Vatanperver genç, o zamanlar çevrenin en çok sözü dinlenen kişisi olan Hacı Hafız Mustafa Efendi ile görüştü. O'na Mustafa Kemal'in fikirlerini tek tek anlattı. Hacı Hafız Mustafa Efendi de etkilenmişti. Derhal haber salarak, Müslüman halkının evinde toplanılmasını istedi ve 8 Haziran 1919 günü arzulanan toplantı yapıldı. Hacı Hafız Mustafa Efendi Mustafa Kemal'i Fikir, düşünce ve emirlerini onlara da nakletti. İçinde bulunulan durumun değerlendirilmesi yapıldı. Neticede mücadele grupları oluşturulması karara bağlandı. Ana komite Hacı Hafız Mustafa Bey'in başkanlığında şu isimlerden oluşmuştur:Hacı Hatip Hüseyin Efendi, Kadon Dursun Efendi, Darboğazlı Muallim Ali Efendi, Hatip 'in Hüseyin Efendi Gadon Osman, Sadık Yılma, Zühtü Bey ve İbicioğullarından Hüseyin Bey. Bugün hala hayatta olan İbicioğullarından, 1897 doğumlu Hüseyin Tekin Efendi, o günlerle ilgili şunları anlatıyor:

"Kolay'a bağlım Muruşo Tepe de bir Rum Kilisesi vardı. Orada papaz, Rumları kışkırtıyor, onlar da bize baskınlar yapıyor, saldırıyorlardı. Çok defasında mal ve can kaybına yol açıyorlardı. Bir gece de ırmağın karşı yakasındaki Düzköy'e saldırdılar. Baktık ki, bu durum böyle devam etmez. O tarihte Samsun'a çıkan fikirleri zaten hafız Mustafa Efendi başkanlığındaki gruplarda birleştik. O'nun emriyle köyümüzün etrafına istihkamlar kazdık. Kısa sürede Rumlarla kıyasıya mücadeleye girdik. Bu arada Hacı Hafız Efendi Mustafa Kemal'in yanına gidip O'nunla görüşmüş. Dönüşte elimizdeki mevcut bütün silahlarla beraber köy gençlerinin Mustafa Kemal'in ordusuna gönderdi. Tabii bende vardım. Yalnız Gitmeden önce Rumları büyük yenilgilere uğrattık, unutamayacakları dersler verdik."

Türk insanını iyi tanımayan düşmanları bir kere daha şaşırmış,O'nun silkinişi ile irkilmiş, şahlanışıyla da yeniden büyük darbeler yemeye başlamıştı. Evet, asırların devi uyanıyor, mahmurluğunu üzerinden atıyordu.Yıllardır yerli halka yapmadık işkence ve vahşet bırakmayan komitacılar arasında panik başlamıştı. Artık kendilerine anladıkları dilden cevap veriliyordu. Rüzgar ekenler, fırtına biçiyorlardı.

Neticede Bafra'daki Rum ve Ermeni eşkıyaları, çeteleri teker teker temizlendi. Kalan azınlıklar da; bilahare LOZAN'DA imzalanan antlaşma gereğince, diğer milletlerin sınırları içersindeki soydaşlarımızla mübadele edildi. Böylece Bafra, gayri-müslimlerden arınmış oldu.

12 Şubat 2007 Pazartesi

Bafra Sigarası




Bafra - variation   - old/ scarce packet cigarette rolling tobacco paper cover from Egypt - cover only - no papers   Good Condition   Buyer to pay package and posting. .


Bafra ve Samsun Tütünlerinin de harmanlandığı Moldava Sigarası

THE SNAKE CHARMER, a nice and rare 1920s flat 50 cigarette tin, with visable wear. From MOLDOVAN company with Smyrne, Xanthi, Baffra, Cavalla and Samsoun tobacco blend. It says 1923 on the tin.



Reji'nin İstanbul'da Ürettiği Bafra Sigarası


Rejinin Lübnan'da Ürettiği Özel Bafra Sigarası



Lübnan Menşeli Bafra Sigarası

Baffra cigarettes are produced in Lebanon, short (70 mm), wide flat hard box , 20 cigarettes in a pack. Brands, such as Baffra, Gemischte, Salon, Samsun, Stambul, or Sultan have long been forgotten today. It was not until after the introduction of cigarette machines, starting 1882, that the cigarette hit it off. One of these successful products, which has shown its mettle in various forms since these early beginnings to this very day, is the Memphis cigarette which was introduced 106 years ago.

Dear visitors of the site if you have more information about this brand, please edit this info. Thank you for the assistance.







Aslında Olay Budur!