10 Ocak 2020 Cuma

Samsun Sahil Demiryolu

Samsun – Çarşamba Hattı ve Terme’ye Temdidi
Samsun – Bafra Hattı ve Alaçam’a Temdidi


 
Yazan: Hüseyin Yakup KALGAY (Samsun – Sivas Hattı İşletme Müfettişi)
 
Gençliğin irfan rehberi ve mefkure tercümanı olmaya karar veren Ahali Gazetesinin (561) numaralı nüshasında Köse Ormanları Kereste Fabrikası marifetiyle Bafra’dan Engiz’e doğru yapılan dekovil hattının inşaatı ve bu hususta temenniyatı ihtiva eden satırları okudum.
 
Bu cihetten mamul kerestenin nakliye maliyet fiyatını düşürmek ve binnetice kerestenin satış fiyatını azaltmak diğer cihetten her mevsim için nakliyatı kolay bir şekilde yapmak için yapılmakta olan bu hat ikinci derecede ve ufak hamuleler için az suratlı vasıtalar olup bu babta biraz malumat ifasını faideli buldum.
 
Bu bahse temastan evvel Samsun – Çarşamba hattının Terme’ye ve yine Samsun’dan Bafra’ya ve Alaçam’a temdidi mevzularının (dar hatlar inşaat ve masarifatının anlaşılması nokta-i nazarıdan tetkik ediyorum.
 
Şöyleki; Samsun –Sivas hattının maruz kaldığı otomobil rekabeti Samsun sahil hattında daha kuvvetli ve kudretli olarak tecelli etmektedir. Terme ve Bafra hatlarının temdidi mevzuu üzerinde evvela bir otomobil rekabetini ve tesirleriyle neticelerini ve tesirlerini tetkik etmek icap eder. Bu husus hakkında ise Demiryollar Mecmuasının 73 ve 74 numaralı nüshalarında hayli malumat verilmiş olduğundan burada tekrara lüzum görmeden asil mevzua geçiyorum.
 
Otomobil rekabetini ve mumi münakale vaziyetini mütalaadan sonra Terme’nin ziraat, ticaret ve mahsulatı ile iktisadi cihetlerini ve temdit edilecek Terme hattının inşaat masarifini tetkik edelim.
 
Terme kasabası Çarşamba’nın kilometre uzağında ve denizden kilometre mesafede Terme Irmağı kenarında küçük bir kasabadır.
 
Kazanın şark ve cenup tarafları dağlık olup 2300 kilometre murabbaı olan mesahai şathiyesinin üçte ikisi ovadır. Arazisi çok mümbit ve mahsuldardır. Başlıca mahsulatı mısır, buğday, arpa gibi hububat ile pek meşhur olan pirincidir. Pirinç hasılatı senevi 1.000.000 kiloya baliğ olduğu söyleniyor.
 
Terme hattının inşası için evvela Çarşamba’da Yeşilırmak üzerinde büyük bir geçit kurmak zarureti vardır. 200 metre tulunde yapılması icap eden bu köprü geçildikten sonra arazi Terme’ye kadar arızasız olduğundan profili çok basittir. Binnetice inşaat masarifi de mühim bir yekun tutmayacaktır.
 
Tahmin edilen inşaat masarıfına gelince (takribi birhesapla:
Yeşilırmak Köprüsü                  100.000 Lira (Muhammen Bedeli)
Tesviye-i Turabiye          100.000 Lira
Balast ve Ferşiye               25.000 Lira
İmalat-ı Sanaiye                10.000 Lira
Üç İstasyon ve bir hangar   25.000 Lira
Malzeme-i Ferşiye            125.000 Lira
İstimlak                              20.000 Lira
Muhabere Tesisatı                5.000 Lira
Edevat-ı Müteherrike           40.000 Lira
                   TOPLAM           450.000 Lira
%10 İdare Teşkilat Masrafı    50.000 Lira
                   YEKUN             500.000 Lira olarak hesap edebiliriz.
 
Asgari bir tahminle yarım milyon liraya yapılabilecek olan bu hattın temin edeceği istifadenin (istifade hesabatına ait formüllere ve nazariyata tatbiken) tesbitimümkün değildir
 
Çünkü senelerce memleketin ikisadiyatı ile meşgul olmuş ve bu havaliyi pek yakından tanımış zevatın (Samsun-Çarşamba) kısmının inşası sırasındaki raporları ve tahminleri ile halen elde edilen neticeler arasında mühim farklar vardır. Bu ilk tatbikatta (Samsun – Çarşamba) kısmı için senevi 73.000 yolcudan73.000 lira ve (Çarşamba kazasının resmi kuyul ve istatistiklerine nazaran) senevi ithalat ve ihracat eşyası olarak 30.000 ton hamule naklinden de 140.000 lira hasılat elde edileceği tahmin edilmişti.
 
Halbuki, hat inşa edilerek işletmeye başladıktan sonra,
1927 senesinde  208.000 yolcudan 92.000 Lira,
1928 senesinde  227.000 Yolcudan 91.000 Lira,
1929 senesinde  258.000 yolcudan 90.000 Lira hasılat alınmıştır.
 
Bu netice tahmin edilen yolcu miktarına nazaran çok iyidir.
 
Yukarıdaki rakamlarda yolcu adetinin miktarı seneden seneye tezayüf ettiği halde hasılatının tenakusu sebebine gelince; kamyonlarla rekabet yüzünden yolcu tarifelerinde mükerreren yapılan tenzilattır.
 
Tenzilat derecesi %45’e karip olduğu halde senevi hasılattaki tenakus %1’i tecavüz etmemiştir. Bu nokta cidden teammüde şayandır.
 
Şurasıda ehemmiyetle kaydedilmelidir ki kamyonların gün geçtikçe artan faaliyeti böyle tedbirlerle karşılanmasaydı yolcu hasılatı evvelki seneler hasılatının nısfına ve belki de daha dununa inmesi muhakkaktır.
 
Yapılan tenzilatın çok mühim diğer bir faidesi de az bir ücretle seyahat suhuletini bulan halkın (hareket ve seyahat kabiliyetini) artırmış olmasıdır.
 
 
EŞYA NAKLİYATINA GELİNCE
 
1928 senesinde şya nakliyatı ancak 13.500 tona ve hasılatı da 63.000 liraya baliğ olmuştur. Bu miktar tahmin edilen miktarın yarısından da azdır.
 
Maahaza Çarşamba’nın ithalat ve ihracaatı evvelce tahmin edildiği gibi 30.000 ve hatta 40.000 tondan noksan değildir. Fakat Samsun liman ücretlerinin tesiri ile istihsalatın mühim bir kısmı nehir tarikiyle naklediliyor. İthalat eşyası perakende olarak vürut ve sevkedildiğinden gümrükten veya mağzalardan istasyona ve Çarşamba’da istasyondan mağazalara kadar hamaliye ve nakliye masrafı maliyet fiatını tezyit ettiğinden tüccar birkaç defa tahmil, tahliye ve hamaliye masrafını kazanmak için kamyonla nakliyatı tercih etmektedir. İhracat eşyasından doğrudan doğruya vapura yükletilecek büyük partiler bizzerur trenle sevk ediliyor.
 
Asgari ton kilo metrik ücreti olan 10 kuruştan %50 nispetinde tenzilat yapıldığı halde Samsun’a ait perakende eşya nakliyatı mağazalardan istasyonlara, istasyonlardan mağazalara nakil ve ücret ve mesariflerinin tesiri ile otomobillerle yapılmaktadır.
 
Sahil hattı müdürlüğü de büyük isabetle istasyon ve pazarlar arasında kamyon nakliyatına başlamış ve bu nakliyatı kurtarmağa muvaffak olmuştur.
 
Filhakika tenzili tarifeye tabi 50 kiloluk bir meyva küfesinin Çarşamba’dan Samsun’a nakli için 10 kuruş gibi pek cüz’i ücret alındığı halde bu küfenin Çarşamba’da Pazar mahallinden istasyon ve Samsun’da da istasyondan pazara nakli için de ayrıca 15 kuruş hamaliye veriliyor. Halbuki otomobiller böyle bir küfeyi 30 kuruşa naklediyorlar.
 
Demiryolu rekabeti için biraz daha fedakarlık ile hatta hiç ücret almasak bile kamyonların bu küfeyi hamal ücreti mukabili olan 15 kuruşa taşımaları mümkündür.
 
Binaenaleyh eşya tarifelerinde daha fazla tenzilatın ameli bir faidesi yoktur. Bu rekabete karşı gelebilmek için yegane çar demiryolunu perakende eşyanı alındığı ve sarfedildiği yerlere kabil olabildiği kadar yaklaştırmak halkı ve tüccarı tahmil ve tahliye ücretlerinden kurtarmaktır.
 
Hattın Terme’ye temdidi halinde en büyük mania Yeşilırmak Köprüsü yapılmış olacağından bu geçit Terme nakliyatını teminile beraber Çarşamba kazası nakliyatının da demiryoluna celbi emrinde en feyyaz bir amil olacaktır.
 
Bu Yeşilırmak geçitinin yapılması Samsun – Çarşamba Hattının Terme’ye temdidini bir zarureti kat’iye haline koymaya kafidir.
 
Kamyonlar taşıdıkları yük ve yolcunun can ve malını emniyeti hususunda hiçbir güna kontrole tabi değildirler. Bunların Çarşamba – Terme arasında alacakları hamuleyi getirip Çarşamba’da trenlere teslimlerini beklemek büyük bir safdillik olur.
 
Samsun Sahil Hattının imtiyaz mukavelenamesinde gösterilen hudutlar hattın tam ve mütekamil şeklidir ve bu şekil kıymetli ve ilmi bir tetkik neticesidir. Bundan dolayıdır ki hattan azami istifade ancak bu merhalelere vardığı zaman kabil olacaktır.
 
Hattın Terme’ye temdidi Samsun –Çarşamba kısmı için hayati bir kıymete haiz olduğu şayanı ehemmiyet bir işletme masrafı yapılmaksızın bugünkü hasılatın %50 nispetinde tezayüdü kuvvetle muhtemeldir.
 
Halen Kös Ormanları Fabrikasının faaliyete başlamış olmasından dolayı Samsun –Bafra – Alaçam kısmı da büyük bir ehemmiyet almıştır.
 
Halen bile nakliye ücüratının ucuzluğu güzergahtaki zirai faaliyeti bir misli daha artırmış ve halkta da kuvvetli bir kazanç hissi uyandırmıştır.
 
Samsun – Çarşamba kısmının inşası zamanına kadar en iptidai vesait ile çalışan zürra nakliye kuvvetinden azami istifadeye başlamış ve bu yüzden istihsalat birkaç misli artmıştır. Bu zira inkişaf şayanı memnuniyet bir halde devam ediyor.
 
Tabiatın bu havaliye bahşettiği pek yüksek feyiz kabiliyetinin inkişafına yegane amil Sahil Demiryolu olmuştur. Hattın bir metre uzamasının memleket hesabına büyük bir menfaat kaydedeceği şüphe göstermez bir hakikattir.
 
Ticaret Odasının ve alakadarlarının verdiği malumata nazaran Terme’nin senevi hasılat miktarı şudur;
 
         1.000 Ton Pirinç
        10.000         Ton Mısır
         1.500 Ton Fasulye
            500 Ton Muhtelif
        13.000 Ton TOPLAM
 
Çarşamba kazasının senelik hasılatı da 50.000 tonu mütecavizdir. Fakat istihsalatın mahreç yolu yalnız Sahil Hattı değildir. Terme kasabası sahile pek yakın olduğundan nakliyat Terme Çayı vasıtası ile denizden yapılmakta ve pek yakın olan Ünye istikametine de ihraç edilmektedir.
 
AHALİ GAZETESİ
11 Temmuz 1932
Sayı: 562

 


20 Temmuz 2019 Cumartesi

Uçakta Korsan Savardık


25 Şubat 1998'de Azarbaycanlı iş ortağımla Mersin Serbest Bölge'den yurtdışına mal göndermiş, Adana'dan uçakla Ankara'ya dönüyorduk. RC100 tipi uçakta önden üçüncü sırada Haydar Feham adlı İran pasaportlu Azarbaycan'daki iş ortağımızla oturuyorduk. Ben gazete okurken Haydar Bey "Bir nefer pilotun kabinine giriyor, bir anormallik var" dedi. Az sonra da "Değerli yolcularımız, lütfen yerlerinizden kalkmayınız. Herhangi bir müdahalede bulunmayınız" diye anons yapıldı.

Kokpit açıldı, elinde içinden fitil sarkmış oyuncak ayı ve ağzında puro yanan bir adam çıktı, arkasından da pilot. Pilot yolcuları, "lütfen yerinizden kalkmayın" diye uyarıyordu. Anladık ki, korsanlık ve uçak kaçırmanın tam ortasındayız.

(...) Öndeki ilk iki sıradakileri arkaya gönderdiler. Biz ön sıradaki yolcular konumuna gelmiştik. Korsana, "Sen temiz yüzlü bir adamsın, hikayen ne senin? diye sorunca "Amca çok konuşuyorsun, benimle İran'a geleceksin" diye çıkıştı. "Senden hiç zarar gelmez, İran'a da gelirim seninle..." diyerek sakinleştirmek istedim.

Kabinin önünde, kaptan bize doğru gelirken, "Bu psikolojik sorunlu, bunu iki tokatla alırız aşağıya" diye kısık sesle mırıldandım. Kaptan aynı tonda, "Aman ha, yerinizden hiç kalkmayın" cevabını verdi.

(...) Derken uçağın döndüğünü hissettik. Bir süre sonra da korsan "İran'a gitmek için yakıtımız yetmez, yakıt ikmali yapmamız gerekiyor" diye ikna edilerek uçak Diyarbakır Havaalanına indirildi.(...)

Korsan, Kabin Başhostesi Sevgi Fındık'a içkileri toplamasını, Erdener Özekli'ye de ona yardım etmesini söyledi. Erdener ile göz göze geldik. Erdener, poşeti tutarken, ben hemen korsanın üzerine atlayıp, şah damarına basıp altıma aldım. Korsan, korku dolu gözlerle bakıp "Abi öldürecen mi beni" dedi. Bu arada Erdener de üzerine çullandı. Korsanı etkisiz hale getirdik. Daha sonra kapı açıldı, adamı tam aşağı atacakken Özel Tim teslim aldı. Kendisini "Allah'ın şehidi" diye tanıtan Mehmet DAĞ adlı bir gençmiş korsan.(...)

Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar OKKAN' dı. Havaalanında yanıma gelip, "Nereden öğrendin bu tekniği?" diye sorduğunda cevabım "Rambo filmi izliyoruz, Müdürüm" olmuştu.

KAYNAK: Fahrettin ULUSOY, "Hayatımdan Anılar.", Samsun 2019, Sayfa: 175-176.


NOTLAR
___________________________
1-) Ali Gaffar OKKAN Kimdir?

 Fırıncı Fikri’nin oğlu Ali Gaffar Okkan’ın Emniyet Müdürü olarak atandığı (1997) Diyarbakır’da ilk icraatı, sivillere kapalı olan Emniyet Müdürlüğü önündeki caddeyi trafiğe açması oldu.

Okkan, masa başında oturan polis istemiyorum diyerek, kadın erkek fark etmeksizin tüm polisleri vatandaşlarla sıcak bir bağ kurmaları için sokağa çıkmalarını istedi. Eski Emniyet Müdürleriyle neredeyse hiç karşılaşmayan Diyarbakır halkı Okkan’ı Diyarbakır sokaklarında sık sık görüyor, tanıdıkça seviyordu. Bu durum terör örgütlerini rahatsız etti...

" Merkez: Sayın 3310'un durumu ne?
Yaralı polis: Başımız sağ olsun..."

24 Ocak 2001'de polis telsizine düşen bu konuşmada adı geçen 3310, görevde bulunduğu 4 yıl içinde Diyarbakırlıların kıymetlisi haline gelmiş Gaffar Okkan'ın telsiz koduydu…

Ali Gaffar OKKAN adı, Atakum ilçemiz Yeni Mahalle de bir caddede yaşatılmaktadır.

_______________________
2-) Uçak kaçırma olayı

Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, Mehmet Dağ'ın tek başına hareket ettiğini söyledi.

THY'nin RJ100 45 tipi Gaziantep uçağını, Adana-Ankara seferini yaparken
bir oyuncak pandava bomba sü-
sü vererek Dıyarbakır'a kaçıran
Mehmet Dağ'ın. "sabıkalı bir
psikopat olduğu" açıklandı.

Adana'dan saat 21.30'da havalanan uçagın dakika dakika kaçırılışı şöyle:

22.30: Uçak Diyarbakır Askeri Havaalanı'na indi.
22.40: Hava korsanı pilot kabininden kuleyle yaptığı görüşmede. uçağı sadece yakıt almak için indirttiğini, yakıt alır almaz havalanacaklarını bildirdi.
2250: Özel harekât timi uçağın et-
rafinda sıkı güvenlik önlemleri aldı.
Uçağın kalkışına izin verilmeyeceği açıklandı ve operasyon hazırlıklanna
başlandı.
23.40: Hava korsanı şeker hastası
olan iki kişiyi serbest bıraktı.
23.10: Diyarbakır Emniyet Müdürü
Gaffar Okkan başkanlığında havaalanında bir kriz masası oluşturuldu. Okan, hava korsanı Mehmet Dağ'la telsiz görüşmelerine başladı.
23.30: Hava korsanı 15 kişiyi daha
salıverdi.
23.10: Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi'nden ve Devlet Hastanesi'nden istenilen ambulanslar muhtemel bir operasyon için itfaiye araçlarıyla birlikte uçagın yakınına yerteştirildi.
23.45:Komandolar da uçak etrafın-
da mevzilenmeye başladı. 7. Kolordu Komutanı Yaşar Büyükkanat da çalışmaları yerinde görmek amacıyla havaalanına geldi.
24.00: Hava korsanı sağlık ekibi is-
tedi.
00.10: Uçağa girmeye hazırlanan
sağlık ekiplerinin yerini özel harekât tim görevlileri aldı. Beyaz doktor önlüklerini giyen timler uçağa doğru yanaştı ve korsan Mehmet Dagla görüş-
meye başladı.
00.15: Uçak alttan bomba uzman
ekipleri tarafmdan incelenmeye alındı.
00.20: Hava korsanı sağlık ekibi kılığındaki özel harekât timleriyle görüşmeyi kesti, uçağın kapısnı kapattırdı.
01.00: Operasyon hazırlıklan ta-
mamlandı, emniyet müdürûnden operasyon için emir beklemeye başlandı.
01.10: Bir yolcu daha bırakıldı.
01.45: Uçağın kapısı güvenlik görevlileri tarafindan dışarıdan açıldı.

İçeride bir yolcu tarafindan etkisiz hale getirilen hava korsanı güvenlik güçleri tarafından bir ambulansla hastaneye kaldırıldı. Ardından emniyet müdürlüğüne götürüldü.

https://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/192/sayfa/1

16 Aralık 2018 Pazar

Xıx. Yüzyılın İlk Yarısında W. J. Hamilton’a Göre Samsun Ve Çevresi


Alaçam
Fotoğraf: Mehmet GİRİTLİ


Özet
Çok sayıda seyyah, değişik yüzyıllarda Osmanlı topraklarına gelmiş ve dönemin özelliğine göre farklılık arz eden ve kendileri açısından merak uyandıran ötekini tanıma ve onun üzerinden kimlik inşa etme gayreti içinde olmuşlardır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda ortaya çıkan sosyal, siyasi, idari ve ekonomik değişimler ve birtakım diğer faktörler neticesinde seyahatnamelerin sayısında belirgin bir artış olmuştur. Bununla birlikte, Osmanlının güçlü olduğu dönemlerde seyahatnamelerde Türklerden övgü, saygı ve hayranlıkla bahsedilirken, özellikle XIX. yüzyılın başlarından itibaren ise bu durum değişmiştir. Bu çalışmada amaç, 19. yüzyılın II. yarısında Anadolu’ya gelen İngiliz asıllı W.J. Hamilton’un “Researches In Asia Minor, Pontos and Armenia” adlı seyahatnamesinden yola çıkarak 1838 yılında Ünye ve Alaçam arasında yaptığı 6 günlük seyahatinde edindiği izlenimlerine yer verdiği gezi notlarını bölgenin sosyal, iktisadi, siyasi ve idari durumuyla ilişkili olarak değerlendirmektir.
Anahtar Kelimeler: W.J. Hamilton, Samsun ve Çevresi, Seyahatname, XIX. Yüzyıl, Seyyah.

SAMSUN AND ITS SURROUNDINGS ACCORDING TO W. J. HAMILTON IN THE SECOND HALF OF THE 19TH CENTURY
Abstract
A great number of travellers had been to the lands of Ottoman Empire and had always wanted to know who the other is and aimed to build an identity, which varies according to the period. As a consequence of social, political, administrative and economic changes and some other factors, there has been a great increase in the number of these travel books. Even though many travellers from different nationalities had come to the lands of the Ottoman Empire in this century, most of them are English. Using the work of “Researches in Asia Minor, Pontos and Armenia” by W.J Hamilton who had been to Anatolia in the second half of the 19th century, this study aims to evaluate social, economic, political and administrative condition of the region through his travel notes of his six-day trip he made to Ünye and Alaçam in 1838.
Key Words: W. J. Hamilton, Samsun and Its Surroundings, 19.Th Century, Traveller, Travel Book.


1.Giriş:

XIX. yüzyılda Karadeniz bölgesi seyahatnameler ve İngiliz asıllı seyyahlar bakımından imparatorluğun en sık ziyaret edilen bölgelerinden birisi olmuştur. Bu nedensiz değildir; zira XIX yüzyıl başlarında bölgeyi etkileyen bir dizi sosyal, siyasi ve ekonomik gelişme olmuştur. Nitekim 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Karadeniz’in uluslararası ticarete açılması bir dönüm noktası teşkil etmiş, buharlı gemilerin Karadeniz’in Trabzon ve Samsun gibi önemli limanlarından seferlere başlaması ve 1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması Karadeniz bölgesini İngilizler açısından İran transit ticareti için vazgeçilmez bir nokta haline getirmiştir. Dolayısıyla bölgeye bu yüzyılda çok sayıda İngiliz asıllı seyyahın neden geldiği sorusu kendiliğinden açıklık kazanmaktadır. Bölge özellikle XIX. Yüzyılın başında kendi hissettiren uluslararası ticaretinin ve öneminin artması neticesinde, bölge üzerinde siyasi ve ekonomik çıkarlarını gözetme hevesleri ve Rusların Karadeniz bölgesinde nüfuzlarını arttırma gayretlerini yakından takip etmek maksadıyla pek çok İngiliz seyyah tarafından ziyaret edilmiştir. Karadeniz’in bu şekilde önce Rusya ve akabinde diğer Avrupalı devletlerin ticaretine açılması özellikle İngiltere ve Rusya arasında yeni bir rekabet dönemini de başlatmış oluyordu. İşte böylesi bir ortamda, William John Hamilton’un (öl.1867), Karadeniz bölgesine bir seyahat yaptığı anlaşılmaktadır.

W. J. Hamilton, İngiliz asıllı bir jeoloji uzmanıdır. Ayrıca, İngiliz Jeoloji Derneği’nin üyesi olmuş, bir süre de derneğin sekretaryasını yürütmüştür. Kendi söyleminden anlaşıldığı kadarıyla, bilimsel çalışmalarını yürütmek için pek çok ülkeye seyahat etmiş, özellikle Asya ülkelerine yönelik seyahatlerini ve gözlemlerini, “Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia” adlı yapıtında bir araya getirmiştir. Yapıtlarından anlaşıldığı kadarıyla 1838 yılının yaz aylarında Essex buharlısıyla Trabzon’a gelmiş, Gümüşhane ve Bayburt’ta bazı incelemelerde bulunmuştur. Haziran sonunda Trabzon’a dönen Hamilton’un, burada birkaç gün kaldıktan sonra karayolu ile Sinop’a geçtiği anlaşılmaktadır(Bkz: Veysel Usta Anabasis’ten Atatürk’e Seyahatnamelerde Trabzon, Serander Yay., Trabzon 1999, s, 96.). Hamilton’un gördüğü köylerin, kentlerin ağırlıklı olarak coğrafi özelliklerini not ettiği görülür. Doğu Karadeniz’den Batı Karadeniz’e doğru devam eden bu seyahatte edindiği izlenimlere ait notlarını ise ülkesine döndükten sonra, 1842 yılında “Researches In Asia Minor, Pontus and Armenia” adıyla iki cilt halinde yayımlamıştır(Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, Pontus and Armenia with Some Account of Their Antiquities and Geology, Volume I, London 1842.)

Seyahatnameler, kültür tarihinin vazgeçilmez kaynakları arasındadır ve seyyahların gözünden, tarihin belli bir kesitindeki yaşama yönelik tanıklık ederler. Hamilton’un “Researches In Asia Minor, Pontus and Armenia” adlı yapıtı, Anadolu’yu da ilgilendirmesi açısından Türk kültür tarihi açısından yadsınamaz bir değere sahiptir. Ancak Hamilton’u böyle bir seyahate iten sadece bölgenin sosyal, ekonomik, coğrafi ve tarihi üzerinde bir takım inceleme ve gözlemler gibi saikler olmasa gerek. Seyyahın biyografisi incelendiğinde onun diplomatik bir misyonla bu geziye çıktığı anlaşılmaktadır. Seyyahın bölgeye yaptığı gezinin tarihi, yukarıda belirtilen şeklide Karadeniz’in artan uluslararası öneminin artması, İngilizlerin XIX. Yüzyılda bölge üzerinde siyasi ve ekonomik çıkarlarını gözetme ve meydana gelebilecek gelişmeleri daha yakından takip edebilme istekleri bölgeyi ziyaret eden Hamilton ve diğer İngiliz seyyahların geliş nedenlerine anlamamıza yardımcı olabilir. Aynı zamanda Türklere karşı fanatik görüşleri olan ve Türklerin Anadolu’dan atılmaları gerektiğini düşünen biriydi. Fakat kendisi bölgede gezdiği ve gördüğü yerlerin arkeolojik kalıntıları ve yazıtları üzerinde durmuş ve geçtiği yerlerin haritasını çizerek önemli katkılarda da bulunmuştur(Bkz: Reinhold Schiffer, Oriental Panaroma, British Travellers in the 19th. Century Turkey, Amsterdam, 1999, s 377-78). Bu çalışma, Hamilton’un 16-22 Temmuz 1838 tarihlerinde gerçekleştirdiği Ünye-Alaçam arası seyahatindeki altı günlük izlenimlerini çözümlemeyi, dönemin sosyal, siyasi, ekonomik ve idari tarihine ilişkin Hamilton’un gözlemlerinden yola çıkarak kimi katkılar sağlamayı amaçlamaktadır.


2.Ünye’den Terme’ye:

Hamilton, 16 Temmuz Cumartesi günü Ünye’de görülmeye değer hiçbir tarihi kalıntı göremediği için, at sırtında on saat mesafede bulunan Çarşamba’ya doğru yol alır. Çarşamba’ya giden yol boyunca sırası ile görmüş olduğu yerlerin başta coğrafi yönleri olmak üzere, bitki örtüsü, sosyal ve ekonomik yaşamına dair pek çok önemli bilgiler verir. İlk olarak, Ünye’den dört mil uzaklıkta olduğunu söylediği ve o zaman “Ghuereh” ya da “Thureh” olarak bilinen çok iyi ekilmiş bir vadi boyunca akan ve büyük bir deltaya sahip bir nehirden bahseder. Hamilton ayrıca bu verimli ovaların Yeşilırmak, Thermedon ve diğer nehirler tarafından sulanmakta olduğuna ve yol boyunca elma, armut, erik, üzüm asmaları, muşmula gibi meyvelerin bolca bulunduğuna dair bilgiler verir.

Hamilton’un Çarşamba’ya giderken üzerinden geçtiği Akçay Çayı’ndan da bahsettiği görülür. O şöyle der:

“Saat dokuz gibi geniş ve taşlı bir yatak üzerinde akan Akçay suyundan geçtik. Ve sahilde civar kasabalar için yakacak toplayan birkaç tekne gördük. Kuzeye doğru yarım mil uzaklıkta olan ve denize dökülen Miliç Çayı’na yaklaşınca sahil yolundan ayrıldık.”( Bkz:William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.289)

Yol üzerinde, aynı gün ulaştığı Terme’ye ilişkin ise şunları söyler:

“İsmini Thermedon’a yakınlığından alan Terme nehrin sol tarafında bulunmaktadır. Bu kasabada birkaç ahşap ev, ahşap bir camii ve küçük bir pazar bulunmaktadır. Büyük tekneler sahil boyunca taşıdıkları tahıl ve pirinç için buraya gelirler. Bu teknelerden 8 ya da 10 tanesi bu ticarette kullanılmak üzere Osman Paşa’ya aittir. Terme’nin büyükbaş hayvanları besili ve oldukça iridir. Bu bölge, babası Küçük Asya derebeylerinin (Süleyman Paşa) en önemlilerinden olan, Trabzon Valisi Osman Paşa’ya aittir ve daha önceleri ise bu topraklar Yozgat derebeyi olan Çapanoğlu’nu yenen Bab-ı Ali’ye geçmiştir.”( Bkz: William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 282.)

Hamilton’un, yöre insanından bilgi alış verişi ve kendi müşahedesi ile tutmuş olduğu Terme’ye dair notlarından o zamanki Terme’deki idari yapı, yaşam ve geçim biçimi, mimari yapı, üretim tarzı ve ulaşım ile ilgili bilgiler verdiği anlaşılmaktadır. Onun söylemiyle, dönemin Terme’si, idari olarak Trabzon’a bağlıdır; pirinç üretimiyle geçimini sağlamaktadır ve ahşap binalardan oluşmuş küçük bir kasaba görünümündedir.

Hamilton, Terme’nin yönetsel olarak bağlı olduğu Trabzon Valisi olarak görev yapan Osman Paşa hakkında ise şu bilgileri vermektedir: “Osman Paşa yıllık geliri 25000-30000 akçe ve 300’den fazla çiftliği olan buranın en zengin kişisidir” diyerek, o tarihlerde bölgenin en güçlü ve en zengin ailesinin Orta ve Karadeniz coğrafyasına olan hâkimiyetine de vurgu yapmaktadır.( Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 282.)

Hamilton, Terme ve Çarşamba arasında gördüğü yolu ise “Ekilmiş tarım arazileri daha fazlalaşmaya başladı. Bağ ve bahçeler daha sıklaştı. Keten, Hindistan mısırı, meşe ağaçları ve karaağaçlar çoktu.” diyerek bölgenin verimliliğine dikkat çeker. Fakat Çarşamba’ya gelmeden önce kendisini asıl şaşırtan şeyin, “bize çok zengin birinin mülküne yaklaştığımızı işaret eden etrafı çitlerle çevrili topraklar” olduğunu vurgular.( Bkz Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 282.)


3. Hamilton Çarşamba’da:

Hamilton öğleden sonra saat 4 gibi Çarşambaya gelir. Çarşamba girişinde Trabzon’dan mektup getirmiş olduğu Osman Paşa’nın hizmetinde çalışan, kendisine kalacağı yere kadar eşlik eden Tatar ve Doktor Giovanni tarafından ilgiyle karşılandığını söyler. (s.282). Hamilton şehrin içinden geçerken eski adı Iris olan Yeşilırmak nehrinden Tokatlı Su diye söz
etmektedir. O tarihlerde Hamilton’un verdiği bilgiye dayanarak Yeşilırmak’ın aynı zamanda Tokatlı Su adı ile bilindiği bilgisini öğrenmiş oluyoruz.

Hamilton, Tokatlı su, yani Yeşilırmak ve oradaki balıkçılıkla ilgili gözlemlerini anlatır ve oradaki balıkçılığın temelinin Rus ya da Kazaklar tarafından atıldığını ileri sürer. “Yeşilırmak’ta çok miktarda balık olduğu söylenmekte ve ırmağın ağzına yakın bir yerde mersin balığı tutulmaktadır. Burada yapılan balıkçılık bölgeye 50 yıl önce gelen Rus ya da Kazaklar tarafından başlatılmıştır.”(Bkz: William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.284.)

Hamilton’un, Osman Paşa’yı ziyaret etmek için bir süre Çarşamba’da kaldığı anlaşılmaktadır. 17 Temmuz Pazar günü öğleden sonra “şimdiye kadar içinde hiçbir Türk’ün yaşadığını görmediğim büyüklükte bir evde yaşayan Osman Paşayı ziyaret ettim”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.284), diyerek Osman Paşa’nın bu bölgedeki gücüne ne nüfuzuna vurgu yapar. Bu gözlem, halkın yaşam biçimiyle paşaların yaşam biçimleri ve servetleri arasındaki farkı yalın bir biçimde ortaya koymaktadır. Bilindiği gibi, 1826 yılından itibaren Hazinedarzadeler, Karadeniz bölgesindeki yöneticilikleri yeniden ele aldılar. Örneğin, kapıcıbaşılık rütbesi alan Hazinedarzade Osman Bey’e, Canik muhassıllığı verildi; 1828 yılında ise vezirlik rütbesi ile Trabzon valiliğine tayin edildi ve 1841 yılında vefat edinceye kadar hem valilik hem de muhassıllık vazifesini sürdürdü. Fakat vali olarak Trabzon’da bulunması gerekli olduğu için Canik muhassıllığını Hamilton’un Samsun’da bizzat ziyaret ettiği Abdullah Bey’e havale ettiği anlaşılmaktadır.( Bkz. Rıza Karagöz, “Canik’in İdari Yapısı Veİdarecileri”, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Samsun, 2011, s.149.)

Hamilton, ziyaret ettiği ve bizzat görüştüğü Osman Paşa’nın kişilik özellikleri, tavrı ve giyimine ilişkin de bilgiler verir:

“Osman Paşa çarpıcı bir yüz ifadesine sahip zeki görünümlü, fakat aynı zamanda bir Türk’ün bir Avrupalı için asla ayağa kalkmak için zahmete bile girmediği bir kişidir. Sultanın nezdinde iyi bir yer edinmek maksadı ile bugün memurların giydiği batılı tarzda elbise ve fes giymişti. Fakat bu kıyafet içerisinde oldukça komik ve kaybolmuş gözüküyordu. Kendisinin de kıyafetinden iğrenç diye söz etmesi benim için şaşırtıcı olmadı.”( Bkz.William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 284.)

Bu ziyaret ve görüşme esnasında Osman Paşa’nın, giymiş olduğu Batı tarzı kıyafetten oldukça rahatsızlık duyması, aslında o tarihlerde padişah tarafından benimsetilmeye çalışılan yeni kıyafet tarzının özellikle taşrada genel kabul görmediği gibi bir kanı oluşturmamıza yol açmaktadır. Hamilton ayrıca ziyaret esnasında kendisine ilginç gelen bazı ikramlardan da söz eder:

“Oturduğumuzda, gül kokusunun baskın olduğu muhteşem bir şerbet, kahve ve ardından pipo (nargile) ikram edildi.”(Bkz.William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 284.)

Paşayı ziyareti sırasında kendisine Paşa’nın doktoru tarafından Çarşamba’ya yakın yerlerde bazı önemli tarihi kalıntıların olduğu söylenir. Doktor Giovanni, Hamilton’a Yason (Jasonium) Burnu yakınlarında bulunan Helenistik döneme ait olduğu söylenen bazı kalıntılardan da söz eder.( Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 285.)

Hamilton Çarşamba’nın o tarihlerde ekonomik yaşamıyla ilgili şöyle der:

“Çarşamba’nın ekonomik durumuna gelince, burada çok iyi kalitede ipek üretimi yapılmakta ve üretici bu ipeği okkası 8 akçeye bir alıcıya, alıcı da bunu okkası 20 akçeden başkalarına satmaktadır.”(Bkz: William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 285.)

Devam eden satırlarda Hamilton ipekçiliğin devlet tarafından özendirilip bölgenin refahına katkı sağlama yerine, konulan yüksek vergiler nedeniyle sekteye uğratıldığını belirtir. Daha da önemlisi, devletin keyfi uygulamalar yaparak bölgede önemli bir geçim ve ticaret kaynağı olan bu işkolunu boğduğunu söyleyerek devletin yanlış ekonomik uygulamalarının eleştirisini yapar. O tarihlerde Hamilton’un aktardıkları ile Çarşamba‘da bugünkü ekonomik hayatta yer almayan ipekçiliğin önemli bir iş kolu olduğu ortaya çıkmaktadır. Hamilton Çarşamba’nın ekonomik zenginliğinin, tekelciliğin özendirilerek ve seçkin memurlar vasıtasıyla bu ticari zenginliğin heba edildiğine dikkat çekmektedir(Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s. 285.) Gerçekten de, o dönemde, Hamilton’un belirttiği gibi Çarşamba mısır ve ipek kozası yetiştiriciliği ile ön plana çıkmaktadır(Bkz. Osman Köse, “Canik’in Osmanlılara Geçişi Ve Canik’te İktisadi Hayat”, İlkçağdan CumhuriyeteCanik, Samsun 2011, s.103.).

Hamilton, Çarşamba’da o dönemde devlet tarafından tekrar yürürlüğe konulan “Ev Göçü Yasağı” adında ona çok ilginç gelen bir uygulamayı zikreder:

“Bu yasağa göre, evli ve bir yerde sürekli olarak ikamet eden Osmanlı tebaası -Türk, Ermeni ve Rumlar- ikametgâhlarını değiştiremezler. Başka bir nedenle şehir dışına çıktıklarında ise ailelerini götürmeleri yasaktır. Yalnız evli olmayanlar bu yasaktan muaftır.”( Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.285.)

1828 yılında Samsun Kadılığı’na gönderilen bir hükümde meskûn ahalinin tezkiresiz olarak yerini yurdunu terk edemeyeceği, şehirlerde işi olanlara mürur tezkiresi verileceği ve ev göçünün öteden beri yasak olduğu ifade edilmektedir(Bkz. Mehmet Beşirli, 19. Yüzyılın Başlarında Samsun Şehri (1755 Numaralı Samsun Şeriye Siciline Göre) (Hicri 1250-1255; 1785-1839), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Samsun 1993, s. 186-188; 192- 194.). Hamilton, aslında bu uygulamanın amacının ülke çapında kişisel menkul ve gayrimenkullerin tespitinin ve nüfus sayımının daha sağlıklı yapılması olduğunu belirtir.(Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.285.)


4.Çarşamba’dan Samsun’a

Yazar 18 Temmuz Pazartesi günü kendisine seyahatinde mihmandarlık yapacak olan Hafız Ağa ile Samsun’a doğru yola çıkar. Yeni mihmandarının kendisine karşı kafasında pek çok önyargının bulunduğunu, “para hırsı her halinden anlaşılan, fakat onunla birlikte iken görevini asla kötüye kullanmayan” bir kişi olduğunu belirtir.( Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.286.)

O, Çarşamba-Samsun arası seyahatinde geçtiği güzergâhı şöyle anlatır:

“Çarşamba’dan ayrılırken gördüğüm çitler içerisinde yetiştirilen kerestelik ağaçlar bu bölgenin İngiltere’ye olan benzerliğini arttırmaktadır.”( Bkz.William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.286.)

Hamilton’un bu sözlerinden o tarihlerde bu bölgenin-bugünün tersine- oldukça yeşil ve ağaçlı bir bölge olduğu anlaşılmaktadır. O, yol hakkında edindiği diğer izlenimlerini ise şöyle aktarmaktadır:

“Sol tarafta yer alan tepelere doğru ilerlerken Samsun’la bizim aramızda denize doğru yarım daire şeklinde uzanan tepeleri gördük. Ekili arazi azalmaya başladı ve ormanlar daha vahşi ve karmaşık bir hal aldı.”( Bkz.William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.286.)

Yazar, saat 2’den sonra küçük bir kahvehanenin yanından geçerken kendisine oldukça yabancı gelen bir durumdan söz eder, bu durum bir grup köylünün açık havada ibadet etmesidir.

“Bir grup köylünün nizami bir şekilde açık havada bir hocanın eşliğinde namaz kıldıklarını gördük.”( Bkz.William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.286.) Hamilton’a yabancı gelen bu durum dini bir ritüelin kapalı bir ibadet alanı yerine açık havada yapılmasıdır. Batı kültüründe bu şekilde açık havada yapılan toplu bir ritüel olmadığından bu kendisine tuhaf gelmiş olabilir.


5.Hamilton Samsun’da

Yazar ve beraberindekiler, denize doğru pek çok dereyi geçerek, daha fazla insanın yaşadığı bir yere geldiklerini kaydeder ancak bu yerin adı konusunda hiçbir bilgi vermez. Muhtemelen burası Samsun’un girişinde bulunan bugünkü adı ile Tekkeköy olabilir.( Bkz. Rıza Karagöz, “Hamilton’a Göre Çarşamba Ve Çevresi (1838)”, II. Ali Fuat Başgil ve Çarşamba Sempozyomu, Yayınlanmamış Bildiri, 2010.)

Hamilton Samsun’a girmeden önce gördüğü bu yer hakkında şunları zikretmektedir:

“Saat 4 gibi sola doğru, tepelere 1 mil mesafede denize akan çok sayıda ırmak gördük. Tepeler çok iyi ekilmişti ve burada çok miktarda tütün yetiştirildiği söylenmektedir.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.287.)

Hamilton’un notlarından bu bölgenin tütün bakımından zengin bir yer olduğu anlaşılmaktadır. Hamilton ve beraberindekiler, 18 Temmuz 1838 akşam saat 4 gibi Derbent Burnu’na gelirler. Burası Samsun’un Çarşamba yönünden giriş noktasıdır. Akşam saatlerinde ise heyet şehir merkezine ulaşır.

O, bizzat gördüğü ve notlar aldığı Samsun Kalesi hakkında bilgi vermeyi ihmal etmez:

“Kuzey Doğu’ya doğru dalgaların aşındırdığı Samsun Kalesi iki farklı dönemde inşa edilmiş gözükmektedir. Üst kısım küçük taşlarla tamir edilmişken, kalenin aşağı kısmı büyük kare şeklinde olan taşlardan oluşmaktadır. Fakat ben öncekinin Helenik olduğuna inanmıyorum. Amisos (Samsun) harabelerinden alınan malzemelerle inşa edilmesine rağmen daha çok Bizans dönemine aitmiş gibi gözükmektedir. Daha üst kısmı ise Türk usulü bir restorasyon ya da ekleme gibi gözükmektedir.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.289.)

Aslında, Samsun Kalesi Hamilton’un söylediği gibi Bizans dönemine değil, Selçuklu dönemine aittir(……”Hamilton’a Göre Çarşamba ve Çevresi (1838)”, II. Ali Fuat Başgil Ve Çarşamba Sermpozyomu, Yayınlanmamış Bildiri, 2010.).

Yazar, Samsun’da bulunduğu esnada biri Alman Doktor (Osman Paşa’nın kardeşi Abdullah Bey’in doktoru) olan iki Avrupalı tarafından ziyaret edilmiştir.( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.289.) Hamilton, bu Alman doktor ile Türklerin kişilik özellikleri ve aynı zamanda Osmanlı topraklarında yapılan son yenilik ve reformların etkileri üzerine sohbet imkânı bulmuştur. Bu ziyaret esnasında Hamilton Alman doktora, Türkler hakkında gözlemlerini aktarır:

“Türkleri korkusuz ve yürekli askerler yapan, disiplinsiz olduklarında bile cesur ve kayıtsız zafer aşığı olmalarını sağlayan milli özelliklerini kaybettikleri kesin. Yeniliklere ve reformlara uyum sağlamaları dışında, Müslüman olarak kaldıkları sürece eski özelliklerine yeniden kavuşabileceklerine pek ihtimal vermiyorum. Türkler aynı zamanda kendilerinden aşağı statüde bulunan insanlara karşı tahakküm edici bir tarzda davranmakta, fakat kendilerinden statü olarak yukarıda bulunanlara ise itaatkâr bir tutum sergilemektedirler. Kendinden alt rütbede bulunan birine tahakküm edici bir şekilde davranan bir yüzbaşı, bir binbaşının piposunu (nargile) doldurmaktan onur duymaktadır.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.289.)

Hamilton anlattığına benzer bir tutumu yanında mihmandarlık yapan Tatar’da da müşahede ettiğini belirtir. Bu ifadeler Doğu’ya seyahat eden pek çok seyyahın eserlerinde rahatlıkla izi sürülebilecek “oryantalist” bir bakış açısını göstermesi açısından önemlidir. Bu oryantalist bakış açısını bu alanda önemli bir isim olan Edward Said şu şekilde ifade eder:

“Oryantalizm şark ile uğraşan toplu müessesedir. Yani şark hakkında hükümlerde bulunur, Şark hakkındaki kanaatleri onayından geçirir, Şark’ı tasvir eder, tedris eder, iskân eder, yönetir; kısacası Doğu’ya hâkim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için Batı’nın bulduğu bir yoldur.”( Edward Said, Oryantalizm, Çev.: Selahattin Ayaz, Pınar Yay., İstanbul 1991, s. 16.)

Bu nedenle, seyyahların Osmanlı Devleti ve toplumu hakkında bilgi veren ekseri bir kısmı bu oryantalist bakış açısından etkilenmişlerdir. Bu nedenle bu tür kaynakları kullanırken iyi bir tenkit süzgecinden geçirerek okumak ve kullanmak gerekmektedir.

Hamilton, 19 Temmuz Salı günü de Samsun’da kalmış ve mihmandarı ile birlikte eski Samsun’u görmeye gitmiştir. Gözlemini şöyle anlatır:

“Bu yüksek burun, Doğu tarafında Kalyon Burnu olarak adlandırılan yer üzerinde modern bir kalenin olduğu alçak ve bataklıklı bir yerdir. Burası bir zamanlar “Amisus” (Samsun) limanın bir parçası idi. Eski zamanlarda Acropolis’in olduğu tepenin zirvesinde pek çok kalıntıları vardı. Limana akan tepenin güney ucunda gerçek olarak Helenik döneme ait duvar kalıntılarına rastladım. Çok büyük değiller. Tepenin eteğinde Aziz Theodere için inşa edilen, fakat sonradan bir camiye çevrilen küçük bir kilisenin kalıntıları da var.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor,s.290.)

Yazar, Samsun’dan ayrılmadan önce buranın ekonomik yaşantısına ilişkin de kimi tespitlerde bulunmaktadır:

“Bu para istifleme Türklere özgü tuhaflıklardan biri. Diğer sıkça gözlemlediğim şey ise, buralarda hiç bir ticari spekülasyonun yapılmadığıdır. Gelirlerini ikiye katlamalarına olanak sağlayabilecek bu durumun getireceği ekonomik avantajların mantığını anlayamıyorlar. Hatta devlet küçük vergiler almayı tercih ederek devlete ait işletmeleri destekleme taraftarı değil. Bunun yerine işletmeleri kendi zararlarına olabilecek şekilde bir takım imtiyaz sahibi kişilere vermektedir. Bu ise, bütün devlete ait madenlerin kötü işletilmesi ve ülkenin milli kaynaklarının israfı anlamına gelmektedir.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor,s.292.)

İngiliz kökenli Hamilton için bu durumu anlamak zordur, çünkü Ortaçağın durağan koşullarında biçimlenen rekabeti sınırlayan bu tekelci anlayış ve yapı Avrupa’da terk edilmeye başlamıştı. Yerel yönetimlerin loncaları desteklemediği veya destekleyemediği durumlarda, ticaret ve sanayi sermayesi loncaların denetim ve kurallarından kaçarak tarım dışı üretim faaliyetlerini kırsal alandaörgütlemeyi başardılar. Böylece loncaların ücret düzeylerine ve üretimin nasıl gerçekleşeceğine ilişkin kuralları bir kenara itilerek Sanayi Devrimine giden yol açılmış oldu.(Şevket Pamuk, Osmanlı- Türkiye İktisadi Tarihi, 1500-1914, s.57.)

Oysa halen 19. yüzyılda Osmanlıda loncalar iş hayatını düzenleyen ve dengelen bir kuruluş olarak, bir çeşit tekel kurarak üretme yöntem ve kuralları koyarak çağın gereksinimleriyle bağdaşmayan bir yapı sergilemekte idi.( Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal Ve Ekonomik Yapısı, s.8-9.)

Hamilton’un yukarıdaki ifadelerinden, Osmanlı ekonomisinin 19. yüzyılın başlarında batıya nazaran ileri olmadığı, ekonomik hayatın hala büyük ölçüde loncalar ve devlet tarafından örgütlendiği anlaşılmaktadır. Bu anlamda, seyyah gelişmiş batı ekonomisinin gerisinde kalmış Osmanlı sanayinin geri kalma nedenlerinden birini irdelememize ve anlamamıza yardımcı olmaktadır.


6.Samsun’dan Bafra’ya:

Hamilton ve beraberindekiler, 20 Temmuz Çarşamba günü yaya olarak 12 saat sürecek olan Bafra’ya doğru hareket etmişlerdir. Yazar bu yolculuğu esnasında hangi güzergâhı takip ettikleri ve yol üzerinde kendisine ilginç gelebilecek bazı şeylerden bahseder:

“Türkler tarafından “ambar” olarak bilinen ve devlet tarafından tahıl deposu olarak kullanılan çok büyük bir yerden geçtik. Yol sahil şeridi boyunca devam ediyordu. Sahile Amisus Akropolisi’ne oldukça yakın olan Kalyon Burnu üzerinden indik. Burası düzlük bir yerdi ve çok az ekili arazi vardı. Buradan üç mil ötede Ruslara karşı kullanılmış olan ufak bir topun kalıntılarını gördük.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.293.)

Seyyah, Bafra’ya gelmeden önce Bafra için çok önem arz eden küçük bir liman olan Kumcağız’dan geçmiş ve buradan 6 ya da 7 mil uzaklıkta bulunan Bafra’ya ulaşmıştır. Hamilton, anlattığı kadarıyla, Bafra’da Rum bir papazla konuşmuş ve kendisinden bölgenin sosyal ve ekonomik yaşamına dair bazı bilgiler edinmiştir. Rum papaza göre, Bafra’da 1000 ev Türklere, 100 ya da 110 ev Rumlara ve 50 ev ise Ermenilere aittir. Ayrıca yazar burada küçük miktarda ipek üretimi yapıldığını, fakat bu üretimin sadece bireysel ihtiyaçları karşılama amaçlı olduğunu belirtir. Hamilton, Rum Papaz hakkında, şunları söylemektedir:

“Ev sahibim olan papaz şimdiye kadar karşılaşmış olduğum en donanımlı din adamıydı. Buranın eğitimine dair ilişkin değerli olabilecek şeyler söyledi. Kendisi Türklerin ancak çok yakın zamanlarda Rum çocuklarının kendi anadillerinde eğitim alabilecekleri okullara gitmelerine izin verdiklerini ve aynı zamanda bir “Caesera” piskoposunun tüm ülkede bu okullaşma için büyük çaba sarf ettiğini söyledi.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor,s.295.)

Bu ifadeler 19. yüzyıl başlarında özellikle Tanzimat’ın ilan edilmesinden sadece bir yıl önce adeta yapılacak reformların habercisi gibidir. Gayri Müslimlere çocuklarına kendi dillerinde eğitim alabilecekleri okullar açmalarına izin verilmesi, Bafra gibi küçük bir kasabada bile modernleşme ve batılılaşma gayretlerinin akislerini göstermesi açısından önem arz etmektedir. Bilindiği gibi ancak Tanzimat’ın ilanından sonra büyük devletlerin ısrar ve baskıları ile Müslüman olmayanlara, daha fazla sosyal ve ekonomik haklar tanınmış, Müslümanlarla aralarında hemen hemen devlet nezdinde önemli bir fark kalmamıştır.( Bkz. Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal Ve Ekonomik Yapısı, Ankara 1997, s. 330.)


7.Bafra’dan Alaçam’a:

Hamilton, Bafra ile Alaçam arasını 6 saat olarak vermektedir. Fakat Bafra’dan yola çıktıklarında izledikleri güzergâha dair o yıllardaki Bafra’yı daha iyi tanımamıza yardımcı olabilecek bazı şeyleri anlatmadan geçmemektedir. Yazar o günü şöyle tasvir etmektedir:

“Kalabalık sokaklar bugünün Pazar günü olduğunu gösteriyordu. Kasabadan ayrıldığımız yol pek çok çoğunun tütün dolu arabalar sürdüğü köylülerle dolu idi. Her bir araba sadece 4 balya tütün taşıyordu. Her bir balya 12 ya da 15 okka ya da 25 ila 35 okka arası geliyordu. Bütün Anadolu tütünü İstanbul’a benzer paketler halinde gönderiliyordu. Oysa Rumeli’den gönderilenler içlerinde pamuk da konulan daha küçük balyalardı. Kurumuş tütün yaprakları işlenmemiş bir şekilde 18 ya da 20 akçeye satılıyordu. Bu tütünü nasıl toplandığına dair bazı bilgiler öğrendim: yapraklar belli bir olgunluğa ve boyuta gelinceye kadar teker teker ayrılıyor. Dört ya da beş yaprak birbirine bağlanıyor ve güneşte kurumaya bırakılıyor. Sonrasında ise balya haline getiriliyor. Fakat burada önemli olan nokta kurumaya bırakılan miktarı iyi ayarlamaktan geçiyor ki bu da uzun bir deneyim sonrasında kazanılan bir şey.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.296.)

Bu ifadelerden Bafra’da tütün yetiştiriciliğinin, bugün olduğu gibi, ekonomik yaşamında önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Seyyah tütün yetiştiriciliğine dair önemli olabilecek püf noktalarını dahi anlatmaktadır. 19. yüzyıl başlarında Samsun ve yöresinde çok iyi tütün yetiştirileceğinin anlaşılması üzerine tütün ekimi ve ticareti hızla bir gelişme göstermiştir. Bunun üzerine yakın köy ve şehirlerden Samsun’a çok sayıda nüfus göçü gerçekleşmiştir.( Bkz. Nedim İpek, “Kuruluşundan Cumhuriyet’e Canik Sancak Merkezi Samsun Şehri”, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Samsun 2011, s.215.)

Hamilton at sırtında yanında bulunan heyet ile Alaçam’a doğru yola çıkarken Bafra’dan yaklaşık bir mil uzaklıkta olan Güney Batı’dan Kuzey Doğu’ya doğru iki dar yatak halinde olan Kızılırmak’tan ise şöyle söz eder:

“Yağmurlu mevsimlerde burada su miktarı fazla olmalı; çünkü nehrin yatağı genişlik olarak bir çeyrek mil yukarda idi. Suyun rengi tam olarak Tiber’in renginde idi -kızılın gerçek anlamı olan kırmızıdan ziyade sarı renkte-. Çok yüksek olan ve Nebyan olarak bilinen dağ, ırmağın batı tarafından başlıyordu. Bu dağın tuhaf şekli Kırımdan gelen tüccarlar için burayı bir nirengi noktası haline getirmişti. Burada yollar hafif yük arabalarının geçmesine oldukça elverişli bir durumda idi. Toprak özelliği ise Bafra ile benzerlikler göstermektedir.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor,s.297.)

Hamilton yol üzerinde dinlenmek için küçük bir kahvehaneye uğradıklarını belirttikten sonra, burada karşılaştığı insanların giyim kuşamına dair kendisine ilginç gelebilecek bazı notlar tutar:

“12’yi biraz geçe küçük bir kahvehaneye vardık. Ağaçların gölgesi altında yarım saat mola verdik. Pek çok yaşlı köylü hiçbir şey yapmadan dolaşıyorlardı. Saf pamuktan yapıldığı belli olan giysilerinin temiz ve düzgün olmasına şaşırdım. Buffalo derisinden -muhtemelen öküz- yapılan ayakkabıları ise bacaklarının yarısına kadar bağcıkla bağlı, üstlerinde ise kalın bir kumaştan yapılmış şalvar ile beyaz bir gömlek giydikleri bol uzun bir donu andıran giysi ile başlarında beyaz bir türbanı andıran bir şey vardı.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.298.)

Muhtemelen kaldığı yerlerin oldukça pis olmasından yola çıkarak insanların üst ve başlarının da pis olması gerektiği gibi bir kanıya kapılmış olabilir. Şaşırması bu yüzden olsa gerek.

Seyyah kahvehaneden ayrıldıktan sonra saat 2:30 gibi güneye doğru çok iyi sulanmış dar bir vadiden geçtiklerini belirtir, ardından Alaçam’a geldiklerini söyler. Hamilton Alaçam’da gördüklerine dair şunları söyler:

“Güneye doğru çok iyi sulanmış dar bir vadiden geçtik ve yaklaşık bir mil sonra Alaçam köyüne geldik. Küçük bir ırmağın kıyısında ve aynı zamanda vadinin girişinde daha önce hiçbir yerde tesadüf etmediğim ağaçlar gördüm. Fakat bu ağaçların tepeleri zamanla ya da hava koşulları nedeni ile zarar görmüştü.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.298)

Yazar, kalması için tahsis edilen eve dair de bilgi vermektedir:

“Kalmam için hazırlanan ev öyle pis öyle kötüydü ki ilk kez nehrin yakınında bir yerde çadır kurdurtmaya karar verdim.” (William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.299.)

Hamilton kendisi için bir çadır hazırlanırken, vadinin yukarı kısımlarına doğru ufak bir gezinti yaptığını söylemektedir. Fakat orada gördüğü şeylerin onca zahmete değmediğini belirtir.( Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.299.)

22 Temmuz Cuma günü, Hamilton ve beraberindeki heyet, sabah saat 5’te Gerze’ye doğru yola çıkmak için hazırlık yaparlar. Bu esnada yola çıkmak için kullanacakları atları köylülerden zorla aldıklarını söyler. Bu olayla ilgili yaşadığı ilginç bir olayı da şöyle not eder:

“Mal sahiplerinin birbirlerine karşı gösterdikleri güvensizlik karşısında şaşırdım. Mihmandarımın bütün parayı bir kişiye vermesine itiraz ettiler. Bunu yerine herkes kendi payına düşenin kendisine verilmesini istedi.”( William J. Hamilton, Researches In Asia Minor, s.299.)

Bu mesele halledildikten sonra, yukarıda belirtildiği gibi yazar ve beraberindeki heyet oldukça zorlu ve dağlık bir yer olan Gerze’ye doğru saat 7’de yola çıkar. Seyahatnamenin müteakip sayfalarında Hamilton Anadolu coğrafyası üzerindeki gezi ve müşahedelerini anlatmaya devam etmektedir.( Bkz. William J. Hamilton, Researches In Asia Minor,s.299 vd.)


8.Sonuç ve Değerlendirme:

Mevcut bilgiler ışığında bir değerlendirme yapılacak olursa, Hamilton’un Türklere dair verdiği birkaç abartılı ve önyargılı ifade bir kenara bırakılırsa, Samsun’un fiziki yapısı, nüfusu, mimarisi, bölgenin bitki örtüsüyle, şehrin ve o dönem Samsun’a bağlı kasaba ve nahiyelerin siyasi, sosyal ve ekonomik durumuna dair bir hayli nesnel bilgiler verdiği söylenebilir.

Özellikle, Osmanlının son döneminde yapılan, idari, sosyal, ekonomik ve kültürel yeniliklerin Samsun ve çevresindeki, etkilerini görmek açısından da, Hamilton, önemli bir belge niteliğindedir.

XIX. Yüzyılın başlarında (1808-1814) İran ve Anadolu’ya seyahatlerde bulunmuş İngiliz asıllı albay J. Mcdonald Kinneir’in Samsun ve çevresine dair verdiği bilgiler ise daha sıradan ve önceki yüzyıllarda gelen seyyahların verdikleri bilgilerin tekrarı mahiyetindedir.( J. Mcdonald Kinneir, Journey Through Asia Minor, Armenia, and Koordistan in the Years 1813 and 1814, London, 1818, s.301-307.)

Hamilton’la hemen hemen aynı tarihlerde (1834-1837) Anadolu’ya gelen yine İngiliz asıllı bir seyyah olan William Francis Ainsworth’ün Samsun ve çevresine dair tuttuğu gezi notları incelendiğinde ise Hamilton’un Samsun ve çevresine dair daha detaylı inceleme ve gözlemlerde bulunduğu ve daha özgün olabilecek tespitler yaptığı göze çarpmaktadır.( W. Francis Ainsworth, Travels and Researches in Asi Minor, Mospotamia, Chaldea, and Armena, vol. II, London, 1842, s.30-33.) Bu bakımdan, Hamilton’un iki ciltlik eserinin, ilk cildinde yer alan Samsun ve çevresine dair izlenimleri ve tuttuğu notlar, Samsun çalışmalarında diğer kaynaklarla birlikte, kent ve kültür tarihi alanında yapılacak çalışmalarda, önemli bir kaynak niteliğindedir.


KAYNAKÇA
1-)Ainsworth, W. F. (1842). Travels and Researches in Asi Minor, Mospotamia, Chaldea, and Armena, vol. II, London.

2-)Beşirli, M. (1993). 19. Yüzyılın Başlarında Samsun Şehri (1755 Numaralı Samsun Şeriye Siciline Göre) (Hicri 1250-1255; 1785-1839), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ondokuz Mayıs Üniversitesi.

3-)Çadırcı, M. (1997). Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Tük Tarih Kurumu Basımevi, Ankara
4-)Hamilton, W.J. (1842). Researches In Asia Minor, Pontus and Armenia with Some Account of Their Antiquities and Geology, Volume I, London

5-)İpek, N. (2011). “Kuruluşundan Cumhuriyet’e Canik Sancak Merkezi Samsun Şehri”, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, (Ed. Cevdet YILMAZ), Samsun.

6-)Karagöz, R. (2011). “Canik’in İdari Yapısı ve İdarecileri”, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, (Ed. Cevdet YILMAZ), Samsun.

7-)Karagöz, R. (2010). “Hamilton’a Göre Çarşamba ve Çevresi (1838)”, II. Ali Fuat Başgil ve Çarşamba Sempozyumu,17-19 NİSAN 2010.

8-)Kinneir, J. M., (1818). Journey Through Asia Minor, Armenia, and Koordistan in the Years 1813 and 1814, London.

9-)Köse, O. (2011). “Canik’in Osmanlılara Geçişi ve Canik’te İktisadi Hayat”, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, (Ed. Cevdet YILMAZ), Samsun.

10-)Pamuk, Ş. (2005). Osmanlı- Türkiye İktisadi Tarihi 1500-1914, İletişim Yay., İstanbul

11-)Said, E. (1991). Oryantalizm, (Çev.Selahattin Ayaz), Pınar Yay., İstanbul.

12-)Schiffer, R. (1999). Oriental Panaroma, British Travellers in the 19th. Century Turkey, Amsterdam.

13-)Usta, V. (1999). Anabasis’ten Atatürk’e Seyahatnamelerde Trabzon, Serander Yay. Trabzon.

14-)Turgay, A. Ü. (1982). “Trade and Merchants in Nineteenth-Century Trabzon:Elements of Ethnic Conflict”, Christians and Jews in the Ottoman Empire, (ed. Braude-B. Lewis) New York.     

15-)Turgay, A. Ü. (1983). “Ottoman British Trade Through Southeastern Blacksea Ports During The    Nineteenth Century”, Economic et Societes dans L’empire Ottoman (fin du XVIIIedeput XVIIIedeput
du XXe siecle), (Der. J. Bacque, P. Dumont), Paris.


/Ayşegül Kuş
Öğr.Gör., Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, SAMSUN.
e-posta: aysegulk@omu.edu.tr Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 18, 2014, Sayfa 1-10