12 Eylül 2012 Çarşamba

Alaçam Meslek Yüksekokulu

Tarihçemiz:
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Senatosunun 19.02.2009 tarihli kararı ile Alaçam Meslek Yüksekokulunun açılmasının kabulüne ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına teklif edilmesine karar verilmiştir.

Yüksek Öğretim Kurulunun 25.03.2009 tarihli yazısı ile Alaçam Meslek Yüksekokulunun açılması uygun bulunmuştur.
Misyonumuz:
Alaçam Meslek Yüksekokulu ara eleman yetiştirmek amacıyla güncel eğitim ve öğretim tekniklerinden yararlanıp teorik ve pratik uzmanlık becerisi kazandırmayı, iş dünyası ile çeşitli kurum ve kuruluşların ihtiyacı olan nitelikli insan gücü ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla, her türlü kaynağı etkin kullanarak; üretken, araştırmacı, kendine güvenen, toplumsal değerlere saygılı, sosyal ve kültürel yaşama katkı sağlayan, mesleki bilgi ve beceriye sahip ve sürekli değişen koşullara uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmeyi görev kabul etmiştir.
Vizyonumuz:
 Evrensel, akademik ve etik değerlerden ödün vermeyen bir yönetim anlayışına sahip, çağdaş mesleki eğitimin gerektirdiği birikime hakim, bilimsel yönü güçlü ve analiz yapabilen elemanlar yetiştirme konusunda markalaşmış, yetiştirdiği elemanları iş dünyası tarafından tercih edilen, sürdürülebilir eğitim sistemine sahip, yeniliklere açık, katılımcı, ulusal düzeyde rekabet edebilir, lider bir yüksekokul olmaktır.

Akaryakıt İstasyonuna Alaçamlılardan Kırmızı Kart

Alaçam
Yazı güzel
Kışı güzel
İlkbaharı
Güzü güzel

Alaçam
Doğal güzellikleriyle
Tarihi dokusuyla
Konaklarıyla
Geyikkoşanı'yla
Sahili ve deniziyle
Kasap üstü etiyle
Enfes pidesiyle
Kızlan Yaylası'yla
Yaşanacak bir belde
21 yıldan bu yana
Alaçam'a gelir giderim
Hafta sonu tatili için
Samsunluların önünde
Şahane bir fırsat
Ama bu yönleriyle
Henüz kendini tanıtamamış

Geçenlerde
Alaçam merkeze
İlçenin kalbine
Akaryakıt istasyonu
Kurma talebiyle
Belediyeye
Başvuru yapılıyor
Belediye meclisinde
Bazı üyeler
İlçeye tehlike saçacağını
Derhal reddedilmesini
Bazı üyelerse
Komisyona havalesini
İstiyorlar
Yapılan oylamada
6 evet 6 hayır çıkıyor
Talep komisyona gidiyor
Meclis üyelerinin
Bu farklı yaklaşımının
Takdiri Alaçamlılarındır.

Alaçamlılar
Parti ayrımı yapmadan
Akaryakıt istasyonuna
Hayır diyorlar
Talep oybirliğiyle
Reddediliyor.
İşte örnek alınacak
Güzel ve şirin Alaçam

Bu arada yeri gelmişken
Alaçam’ın yerel önderleri
İz bırakmış belediye başkanları
Nami KÖK ve Mustafa KARAAĞAÇ’ın
İsimlerini anmadan geçmek
Onlara haksızlık olur.
Onlar Alaçam’ın 
Unutulmayacak
Siyasi portreleridir.
Saygıyla hatırlıyoruz.

/Şakir DEMİRCİ
12.09.2012 

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Dünya İkincisi Alaçam Yatılı İlköğretim Bölge Okulu´ndan.


Samsun’un Alaçam ilçesine bağlı bir köyden gelerek Yatılı İlköğretim Bölge Okulu(YİBO)’nda öğrenim gören İlker Yasin Zengin, 8.Uluslararası Bilişim Olimpiyatı(E-BİKO)'nda dünya ikincisi, E- Dream Bilişim Olimpiyatı’nda da Türkiye birincisi oldu.

Özellikle kırsal ve dağlık kesimlerde yaşayan yoksul ailelerin çocuklarının öğrenim gördüğü Samsun ’un Alaçam ilçesinde bulunan Göçkün 75. Yıl YİBO, özel okulları kıskandırarak aldığı birinciliklerle adından söz ettiriyor. Kırsal kesimdeki çocukların şehirlerdeki akranlarıyla eşit eğitim alması için oluşturulan ancak basında sürekli yaşanan olumsuzluk ve aksaklıklarla gündeme gelen Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO)’nda başarılı öğrencilerde keşfedilmeyi bekliyor. Bu duruma en güzel örnek ise Alaçam ilçesindeki Göçkün 75. Yıl YİBO’ nda okuyan başarılı öğrenciler oldu. İstanbul’da bulunan Fatih Üniversitesi’nde yapılan E- Dream Bilişim Olimpiyatı’ na katılan Göçkün 75. Yıl YİBO öğrencisi İlker Yasin Zengin 'Nerede O Eski Oyunlar' adlı web tasarımıyla Türkiye genelinde 78 ilden başvuru yapan bin 16 okulun bin 820 projesi arasından finale kalmayı başardı.

Geçtiğimiz ay sonu yapılan finallerin seçmelerinde ise Zengin, Türkiye birinciliğine layık görülerek altın madalya ile ödüllendirildi. Samsun’un gururu olan İlker Yasin Zengin, aldığı başarıda öğretmenlerinin başarısının büyük pay sahibi olduğunu, bu nedenle YİBO’ların bazen basında çıkan haberlerle adının lekelendiğini ancak kendisi gibi dağ köylerinde okuyan yüzlerce öğrencinin buralarda başarılı eğitim aldıklarını vurguladı.

Okul Müdürü Şaban Tongal ise 30 projenin kaldığı büyük finalde Türkiye birinciliğini alan öğrencisi İlker Yasin Zengin ve Danışman Öğretmeni Buse Bilgin’e YİBO’ ya böylesine önemli bir ödülü kazandırdıkları için teşekkür etti. Göçkün 75. Yıl YİBO olarak yurtiçi ve dışında onlarca yarışmaya katıldıklarını belirten Şaban Tongal, "Genelde kırsal kesimden ve yoksul ailelerin çocuklarının öğrenim gördüğü YİBO’ larda güzel şeylerinde olduğunu biz burada ispat ettik. Biz burada yönetim ve öğretmenler olarak öğrencilerimize hem baba hemde anne olmaya çalışıyoruz. Bu ilgi ve alakayla öğrenim gören çocuklarda kendisini derslere daha çok veriyor. Yani biz ektiğimiz biçiyoruz." dedi.

Bunun yanı sıra bir başka yarışma olan E-BİKO 8.Uluslararası Bilişim Olimpiyatı’nda da web tasarımı dalında ilköğretim okulları arsında finale kalan 15 proje arasında yer alarak dünya ikincisi oldu.

3 Haziran 2012 Pazar

Alaçam Meslek Yüksekokulu İlk Mezunlarını Verdi


Ondokuz Mayıs Üniversitesi Alaçam Meslek Yüksekokulu’nda yapılan mezuniyet töreni ile 80 öğrenci ilk mezun olmanın sevincini ve gururun yaşadı.

Okul bahçesinde düzenlenen mezuniyet törenine Alaçam Kaymakamı Sezgin Üçüncü, Yakakent Kaymakamı Ali Arıkan, Alaçam Belediye Başkanı İlyas Acar, Yakakent Belediye Başkanı Burhan Bayrakdar, Alaçam Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç.Dr. Selahattin Özyurt, Daire Amirleri ile öğrenciler ve velileri katıldı.

Öğrenciler adına konuşma yapan lojistik program öğrencisi Gamze Ak, “İki yıllık eğitim süreci içinde mesleğimize gerekli olan bilgileri öğrendik. Ama en önemlisi de insanın ve insanlığın değerinde kavradık. Birbirimize karşı her zaman dürüst ve doğru olmayı kısacası vatana ve millete yararlı bir bireyler olabilmeyi sorumluluklarımızı ve içinde bulunduğumuz topluma karşı görevlerimizi hiç unutmadık. Şimdi nice anılar ve güzel duyguların eşliğinde gururlu ve bir o kadar da hüzünlü bir şekilde okulumuza veda ediyoruz bayrağı bizden sonra gelen arkadaşlarımıza teslim ederek. Bizlerden desteklerini esirgemeyen ve yanımızda olduklarını daima hissettiren ailelerimize ayrıca hem kişilikleri hem de verdikleri derslerle bize kılavuz olan hocalarımıza olan minnetimizi bir kere daha söylemek ve onlara sizlerin huzurunda teşekkür etmek istiyorum.”dedi.

Alaçam Meslek Yüksekokulu Müdür Yrd. Doç. Dr. Selahattin Özyurt, “Bugün, yeni bir hayata uğurlayacağımız öğrencilerimizin ve onlara emek veren öğretim elemanları ile ailelerin mutluluklarını paylaşmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Üniversitemiz ve Alaçam için bugünün başka bir anlamı ise Meslek Yüksek Okulumuzun ilk mezunlarını vermesidir. Öncelikle hayatın her alanında daima iyi bir insan ve iyi bir öğretmen olmayı unutmayın. Alaçam Meslek Yüksekokulu Türk eğitim tarihi’nde model olabilecek bir kuruluş süreci geçirmiştir. Kısa sürede eğitime açılmasını sağlayan PTT Genel Müdürü Osman Turhal’a Vedat Anarat’a ve emeği geçen herkese teşekkür ederek mezun olan öğrencilere yeni hayatlarında başarılar.” diledi.

Alaçam Kaymakamı Sezgin Üçüncü, “Meslek Yüksek Okulunu Alaçam’a kazandıran ve büyük emekleri olan rahmetli muhtar Vedat Anarata, Yüksek Okulu Geliştirme Derneğine, Sivil toplum kuruluşlarına Alaçamlılara teşekkür etti. Mezun olan öğrencilere şirin ilçe Alaçamı unutmamalarını söyleyerek aile ve iş hayatında başarılar.” diledi.

Programın sonunda mezun olan öğrencilere diploma ve başarı belgeleri protokol üyeleri tarafından verildi. Yüksek Okul Müdür  Yrd. Doç. Dr. Selahattin Özyurt 14 aylık bebeği ile diplomasın almaya gelen Lojistik programı öğrencisi Özlem Aydın’ın diplomasını kızı Bennu Su ya verdi.

Öğrencilerin keplerini havaya atmalarının ardından tören sona erdi.

01 Haziran 2012(AA)

17 Nisan 2012 Salı

Alaçam'da Göçmen Ruhları Dolaşır


Eğer son anda bir program değişikliği olmazsa Alaçam Mübadele Müzesi, Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY tarafından 19 Nisan Perşembe günü saat 17:00'de resmen açılacak.              

Türkiye'nin Çatalca'dan sonra ikinci göç müzesi olacak bu müze… Dahası, Kültür Bakanlığı envanterine kayıtlı ilk mübadele müzesi…  Samsun Mübadele Derneği'nin yanı sıra başta Samsun Valisi Hüseyin AKSOY, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Aslan KARANFİL ve İl Kültür Müdiresi Yüksel ÜNAL olmak üzere pek çok kişinin üzerinde imzası bulunan bu müze, aynı zamanda kamu ile sivil toplum örgütlerinin elele verdiklerinde neleri başarabileceklerinin güzel bir örneği…

Alaçam, yüzyılın gürültüsünden uzak yaşayan bir kasaba… Hava temiz, insanları güzel, tabiat size göz kırpıyor… Keşfedilmeyi bekleyen tarihi evleri mıh gibi çekiyor sizi. Daracık sokaklarında Anadolu'ya özgü seviyeli bir mutaassıplık ve Rumeli'ye özgü derin hoşgörü kültürü birbirini kucaklamış. Bir bahçeden ötekine açılan yollarda gide gele yeşeren komşuluk sinmiş, her yana.

Kentin en eski iki mahallesinden birisi batı yakada kalan Karşıyaka ve diğeri tam karşısındaki Çeşme Mahallesi… Bir zamanlar Ortodoks ve Protestan azınlıkların oturdukları bu mahallelerde, birbirinden estetik tarihi evler karşılıyor sizi. Mübadele ile giden eski sakinlerin yerini, sıcacık bir Rumeli şivesiyle konuşan Balkan kökenliler almış.

Balkan kökenlilerden bir nesil önce Alaçamlı olan Kafkas kökenliler de kentin ruhunun göçmen olmasında pay sahibi elbette.

Mübadele Müzesi projesini bundan birkaç sene evvel o vakit ARGE Daire Başkanı olan değerli dostum Eyüp ELMAS ile konuştuğumuzda, Alaçam'da restore edilmesi planlanan tarihi bir Rum konağından söz etmişti. Kamunun elinde olan bu tarihi binanın restore edildikten sonra iyi bir projeyle yaşam bulması isteniyordu. Şahısların elinde olduğu için devletin restore edemediği konakların sahipleri için de teşvik edici bir proje aranıyordu. İşte bu arayışla Mübadele Derneği'nin projesi birbirini tamamlayınca ilk adım atılmış oldu.

Müzeye gelecek Türk ve Yunanlı turistlerin kentteki sosyal ve ekonomik hayatı bir nebze canlandırması ümit ediliyor…

"Bu müze niye merkezde değil de Alaçam'da açılıyor?" diye soranlar var. İzah edelim efendim:

1924'ten evvel Alaçam'da yaşayanların evleri, en özgün haliyle korunuyor. Öyle ki Yunanistan'dan gelen bazı turistler, Alaçamlı ev sahiplerinin engin misafirperverliği ile babalarının analarının doğduğu evlerde gece yatıya kalıyorlar.

Alaçamlılar, hangi binanın Ortodoks kilisesi, hangisinin Protestan kilisesi olduklarını parmaklarıyla gösteriyor. Bazı eski evlerin kök boya ile desen yapılmış kitabeleri, alın süsleri ve özgün kapıları hala duruyor.

Öte yandan, Alaçam'a gelen Rumeli Türk kültürü de dimdik ayakta… İnsanlar, atalarının hangi köyden geldiklerini biliyorlar. Kim Uzunkuyuludur, kim Kozluköylüdür belli… Bir zamanlar Rumeli'ye özgü ev yapımı dondurma ve helva yapan adamların ruhları dolaşıyor sanki tarihi evlerin yemyeşil bahçelerinde. İnsanlar birbirlerine memleket hikâyeleri fısıldıyor hala. Çoluk çocuk düğünde Zigoş oynuyor. Davul zurna milli saz, Debreli Hasan türküsü milli marş, Selanik milli başkent gibi belleklerde yaşıyor.

Alaçam'da kurulan mübadele derneği kentin en önemli sivil toplum örgütü haline gelmiş durumda. Anlı şanlı Balkan dernekleri bir folklor ekibi kuramadıkları için hayıflana dursun, Alaçam derneğinin yaşı altmışı bulan kişilerden oluşan müthiş bir folklor ekibi var. Mübadele müzesi, daha resmen hizmete girmediği halde halk tarafından benimsenmiş durumda…

Alaçam, Giritli mübadillerin omuzlarında turizme kazandırılan Ege'deki Cunda kasabasının Karadeniz versiyonu olmaya namzet.

Samsun Mübadele Derneği Başkanı Salih Meriç, hiperaktif bir adam… Bir yandan derneğin maddi olanaklarıyla kurulan güvenlik sisteminin montajını takip ederken öte yandan aklındaki yeni projelere kafa yoruyor.

Alaçamlı yaşlı mübadillerden birisi, gazeteyi gösterip "Kent merkezinde bir mübadele müzesi kuracağız." diye demeç veren kardeş derneğin başkanını şikâyet edecek oluyor. Elini parmağına götürüp susması gerektiğini işaret ediyor Başkan Meriç… "Onlar bizim hemşehrimiz, oturup konuşuruz, anlaşırız. Demek ki eksik bildikleri bazı şeyler var, meseleyi büyütmeyin." diyor.

Öyle diyor, ama belli ki kırılmış… Zira Alaçam Mübadele Müzesi'nin resmi açılış merasimi için hazırlık yapılan günlerde bu demeç hiç de şık olmadı. Keşke bir kerecik istişare edilseydi. Zira dernekler arasında yıkıcı bir rekabet varmış gibi yanlış bir algı yarattı.

Turizm potansiyeline rağmen Alaçam'da büyük tesis eksikliği göze çarpıyor. Kasabaya gelen turistlerin gece konaklayabilecekleri bir motel yok. Dışardan gelenlere hizmet edebilecek standartta kafeterya ve restoranlara da ihtiyaç var.

Bu tesisler için tarihi binalar biçilmiş kaftan aslında… Gel gör ki yatırımcı ruhu ara ki bulasın. İnşallah mübadele müzesi bu eksikliğin fark edilmesine vesile olur.

Alaçam Mübadele Derneği Başkanı Eczacı Hadi UYAR, mütevazı ve çalışkan bir adam… 24 Haziran Pazar günü, Alaçam'da "etli kazan pilavı" şenliği yapacaklarını söylüyor. Bize pilav günü için düşündükleri mekânı gösteriyor.

24 Haziran Pazar günü Alaçam'a gelenler, iki mübadil mahallesini birbirine bağlayan Drama Köprüsü'nden geçip kültür kokan Karşıyaka Mahallesi'ne geçecek. Davul zurna sesleri mübadil mahallesinde yankılanırken, Sarışaban sokakta, Uzunkuyu sokakta pilavlarını tadacaklar. Daha sonra tarih kokan Çeşme Mahallesi'ne gidip mübadele müzesini gezecekler.

Evlerine dönerken "Alaçam'a gene gelelim." diyecekler. Arabadakiler hep beraber, "Elbet be ya!" diye cevap verecek!

Mümin BOZKURT
15.04.2012
samsunsgim@sgk.gov.tr

10 Nisan 2012 Salı

Bir Zaman Geçidi Olarak Garlar

Günümüzde hızla değişen, çeşitlilik arz eden ulaşım imkân ve politikaları sebebiyle demiryolu ulaşımı önemini yitirmiş olsa da, trenler geçen yüzyılın son çeyreğine kadar önemli ulaşım aracıydı ve bir şehrin sosyal hayatının etrafında şekillendiği merkezler de tren garlarıydı. Lojmanları, lokantaları ve sosyal tesisleriyle zamanının en önemli mekânları olan garlar, kurulduğu günlerden bugüne toplumsal belleğin de merkezi olmuşlardır. Şehrin sosyal ve siyasi hayatı da çoğunlukla garlar çevresinde gelişmiştir. Bu küçük kasabalar için de, büyük şehirler için de aynıdır. Bu nedenle garları sadece ulaşım merkezi olarak görmek doğru olmaz sanıyorum. Garlara ve çevresine bakıp, onların hikâyelerine kulak kesildiğimizde bir şehrin hatta memleketin kültürel ve siyasi tarihini de görebiliriz.

Demiryolu işçisi bir babanın oğlu olan Kemal Varol’un İletişim Yayınlarından çıkan Memleket Garları adlı derlemesiyle bu tarihi mirasın peşinde bir yolculuğa çıkıyoruz. 13 ayrı yazarın memleketin değişik yerlerindeki garlar hakkındaki anlatılarıyla süren yolculuğumuz Haydarpaşa Garı’nda başlayıp Kurtalan Garı’nda bitiyor. Bu yazarların kaleminden çıkan makaleler, hikâyeler ve anlatılar, bize sadece o garların tarihini, mimarisini, yapım süreçlerini anlatmıyor. Her yazarın, bir dönem bulundukları şehirlerin garlarıyla ilgili anılarının yanı sıra dönemin sosyal yapısına ilişkin pek çok ayrıntıyı da okuma fırsatı buluyoruz Memleket Garları’nda.

Bir akademisyen olan ve özellikle demiryolu mirasının korunmasıyla ilgili pek çok makalesi bulunan Yonca Kösebay Erkan’ın Haydarpaşa-Sirkeci garlarını bir arada değerlendirdiği yazısıyla başlayan Memleket Garları, 1924 yılında mübadele garı olarak kullanılmış bir gar olan Hadımköy Tren İstasyonuyla ilgili makalesiyle devam ediyor. Bu garların tarihçesi ve mimarisiyle ilgili pek çok bilgi veren makalelerin ardından Haydarpaşa garından başlayan yolculuğumuz memleketin irili ufaklı garlarına doğru sürüyor.

Bir zamanlar hamallarının dernek kurduğu, şehrin sosyal ve gece hayatının en önemli merkezlerinden biri Gar Gazinosu olan Ankara Garı… Orhan Kemal’in roman kahramanlarına, Yılmaz Güney’in Umut filmine ev sahipliği yapmış Adana Garı… Yaşar Kemal, Uğur Mumcu, Turgut Uyar, İlhan Berk, yolu bir vesileyle oraya düşen önemli kişilerin ağırlandığı Samsun Gar Lokantası… Zorlu kış koşullarında, kimsesizlere ve mülksüzlere barınak olan Erzurum Garı… 1989’daki demir çelik greviyle birlikte şehrin toplumsal direnişinin sembolü olan ve sonraki yıllarda da 1 Mayıs, çevre mitingleri, insan hakları mücadelesi gibi pek çok konudaki toplantı, eylem ve mitinge ev sahipliği yapmaya devam eden İskenderun gar meydanı. Şimdilerde yoksul mevsimlik işçilerin pamuk zamanı Adana’ya, fındık zamanı Düzce’ye veya daha ötelere gitmek için kullandıkları, şehre yük olduğu düşünülen demiryolunun şehrin dışına taşınmasıyla garının akıbetinin ne olacağı bilinmeyen Diyarbakır. Ve sonra Akhisar Garı’nın köşesindeki çınar ağacı… Bütün trenlerin içinden geçtiği Eskişehir Garı… Yolculuğumuzun bittiği son istasyon ise Kurtalan Garı… Üniversite hayatım boyunca günün ilk trenine bindiğim ve her akşam vagondan inip adımımı attığım anda kendimi eve dönmüş hissettiğim, şimdilerde akıbetinin ne olacağı bilinmeyen Haydarpaşa Garı’ndan başlayan yolculuğumuz uğradığımız her istasyonda yeni insanlarla, çocuklarla, delilerle, velilerle tanıştıktan ve memleket hakkında türlü çeşitli hikâye dinledikten sonra Kurtalan’da sona eriyor.

Kurulduğu yıllarda medeniyetin ve resmi ideolojinin taşıyıcılığını da yapan tren yolları ve garlar, yıllar içinde çevresinde gelişen sosyal, kültürel hayatın da yardımıyla pek çok şehirde kendi muhalefetini ve muhalif sesini de yaratmış. Bunun çarpıcı örneklerini okuyoruz Memleket Garları’nda. (Memleket Garları, Derleyen: Kemal Varol, İletişim Yayınları) Sıddık Akbayır’ın “Nehirler ve Kapılar Şehrinden Gar Hikâyeleri” başlığı altında Samsun Garı’nı anlattığı yazısındaki dönemin muhalif gazetelerinden Çaltı’nın hikâyesi gibi. Önce Karadeniz kıyılarında, sonra bütün Türkiye’de adını duyuran bu gazeteye dönemin birçok önemli ismi yazı ve şiir göndermiş. Yayınlandığı süre içinde sanat çevreleri için bir okul işlevi görmüş, hatta 1980 öncesi Fatsa’sının siyasi yapısında da etkili olduğu belirtiliyor Çaltı’nın. Akbayır şöyle devam ediyor: “Gazetenin her sayısı, Gar Lokantası’nda tasarlanır. Kolonlar ağır ağır kesilir, yapıştırılır. Sayfa numaraları mavi kalemle, yazı başlıkları kırmızı… Bir alışkanlık, bir titizlik, sevgi… Manşeti, ilkin garsonlara okur. Garsonların tepkisini çok önemser.”

Sıddık Akbayır bu gazete için büyük bir titizlikle çalışan kişinin o yıllarda Samsun’un kültür sanat merkezi sayılan, dönemin birçok aydını için Karadeniz’de uğranılacak ilk mekân olan Gar Lokantası’nın karşısındaki Samsun Eczanesinin sahibi Oğuz Köyutürk olduğunu belirtiyor. Bu durum, garlar ile çevresinin bir şehrin aynı zamanda kültürel-siyasi merkezi oluşunun tipik bir örneği olmakla beraber, taşrada insanların ve mekanların çoğu zaman birden fazla misyon üstlenmek zorunda kaldıklarını da düşündürüyor.

Günümüzde nostaljik bir ulaşım aracı imgesi halini alsa da, trenler yüz yılı aşkın zamandır uzakları yakın etmiş, insanları hasretini çektikleri insanlara ve yerlere kavuşturmuştur. Bütün bunların yanında Behçet Çelik’in Adana Tren Garı’nı anlattığı yazısında yer verdiği Walter Benjamin’in “Hiçbir uygarlık eseri yoktur ki aynı zamanda barbarlık eseri olmasın,” sözü trenler ve garlar için de geçerli. Trenler ve garlar kavuşmanın, yolculuğun ve modernleşmenin olduğu kadar modernleşmeyle beraber gelen barbarlığın da tanığı hatta aracı olmuştur. Çelik’in yazısının devamında bu barbarlığın izlerini şöyle sürüyoruz: “Evet, bir de başkalarıyla ilgili çağrışımları var trenlerin. Üstelik tren görüntüsünün aklımıza getirdikleri her zaman iç açıcı değil. İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmlerdeki trenler korkunçtur mesela. Toplama kamplarına, ölüme insan taşıyan vagonların görüntüsü tren dendiğinde aklımıza ilk gelen görüntü değildir elbette, ama iste bu da var: Uygarlık eseriyken aynı zamanda barbarlık eseri olma hali.”

Son birkaç yıldır, hızlı tren vb yeni projelerle demiryolları ve garların makus kaderi biraz kırılmaya çalışılsa da, gelişen ve dayatılan ulaşım politikaları nedeniyle tren yolculuğuna dair oluşmuş nostaljik ulaşım aracı imgesi bundan sonra değişir mi bilmiyorum; ama yıllar geçtikçe yıpransalar da tren garları, en azından artık Kemal Varol’un, Ahmet Büke, Şeyhmus Diken, Haydar Ergülen, Yonca Kösebay Erkan, Adnan Özer, Behçet Çelik, Sıddık Akbayır, Feridun Andaç, Mehmet Avcı, Orhan Berent, Enver Sezgin, Mustafa Uçar ve Erdoğan Yener’e ait, bu kitap için kaleme alınmış yazılardan oluşturduğu Memleket Garları derlemesi aracılığıyla birer zaman geçidi olarak varlıklarını sürdürecekler.


Şadiye Narin
Taraf Kitap,  Nisan 2012, Sayı:15


1 Aralık 2011 Perşembe

Samsun İlkadım Bozkurt İlkokulu




Okulumuzun yapılış tarihi bilindiği kadarıyla 1898 yılıdır. 1314 yılında devrin idarecileri ile şehrin ileri gelenlerinim işbirliği ile Samsun’a bir kız okulu kazandırmaya karar verirler.

Pazar Mahallesinde Zübeyde Hanım Bağı denilen mahal, Maarif tarafından satın alınarak 1314 yılında Merkez Ünas ismiyle üç sınıflı bir kız okulu kurulur. Maarif tarafından gönderilen İkbal Hanım adında genç  bir öğretmen çocukların kaydını yapar. Sadiler Teknesinin şeyhi Mehdi Efendinin kızı Besime Hanım, Süvari Yüzbaşısı Şemsettin Efendinin kızı Salise Hanım ve hamak başlarının kızı Emine Hanım okula ilk kaydolan talebelerdir.

Bunları takiben şehrin tanınmış ailelerinin kızları da birer ikişer kaydolmaya başlarlar. Fakat bu kız okulunun açılışı muhafazakar çevrelerde tepki toplamıştır. Bu tepkiye aldırmadan okula öğrenci kaydetmeye devam edilir. O dönemde okutulan dersler şöyledir: Kur’an-ı Kerim, Tecvit, İlmihal, Kıraat, İmla, Hüsnühat, Hesap,El Hünerleri… Bu derslere ek olarak ilahi ve Müzik dersi(Piyano) dersleri de görürler. Okulun ismi bir süre merkez Numune Okulu olmuşsa da Cumhuriyetin ilanından sonra BOZKURT ismini almıştır.


Bu ismi okula merhum tarih öğretmeni Kazım DİLCİMEN ile Torik Kemal isimli bir öğretmen müştereken vermişlerdir.