20 Temmuz 2014 Pazar

İsmet Nedim SAATÇİ




 “SAATÇi İSMET NEDİM,1936’da Samsun’da doğdu. Ses sanatçısı ve besteci.Türk Sanat Müziğine Samsun Müzik Kulübünde başladı.İstanbul Belediye Konservatuarına girdi. Şefik Gürmeriç, Fahri Kopuz, Muammer Sun, Ruşen F. Kam, Refik A. Sevengil, Halil B. Yönetken, Suphi Z. Özbekkan ve Muzaffer İlkar’ın öğrencisi oldu.Konservatuarı bitirdikten sonra 1958’de Ankara Radyosuna girdi. Aynı yıl beste denemelerine başladı. İsmet Nedim, Hafif Türk Sanat Müziğinin öncüsü olarak bilinir. Ayrıca çok sazlı Türk Müziği dönemine de öncülük etmiştir. Batı Berlin’e yerleşerek sanat hayatını sürdüren İsmet Nedim, bu şehirde müzik alanında öğretim üyeliği yapmıştır.” (Müzik Ansiklopedisi, 4.cilt, Sanem Matbaası, Ankara, 1985)



İsmet Nedim, o yıllarda öylesine popüler olmuştur ki, basında Zeki Müren mi, İsmet Nedim mi tartışmaları almış başını gitmişti. Terazinin bir kefesinde güçlü sesi, değişik yorumu, birbirinden popüler besteleri, bir erkeğe yakışır ağırbaşlı tavırları ve yaptığı yeniliklerle İsmet Nedim (Saatçı), öbür kefesinde ise, yine güçlü sesi, süslü-püslü sahne giysileri ve “efemine” tavırlarıyla Zeki Müren. O zamanlar TV yok. Ses Sanatçılarının sanatlarını icra edebileceği en önemli iki mekan; radyo ve gazinolardır.

Bunların da en ünlüsü, Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’a ait Maksim Gazinosu, assolisti Zeki Müren’di. Yanılmıyorsam yıl 1966. Zeki Müren o sene çalışmayacağını söyleyerek, kendisini naza çeker. Bunun üzerine Fahrettin Aslan, İsmet Nedim’i Ankara’dan İstanbul’a davet eder. O zamanlar Türk Sanat Müziği 4-5 sazla icra edilmektedir. İsmet Nedim, klasik sazlarımızın yanına akerdeon, çello, piyano, timbal, gitar vs. gibi batı müziği enstrümanlarını da ekleyerek, ansiklopedide de belirtildiği üzere “Çok Sazlı Türk Müziği” dönemine de öncülük etmiştir.

Davet üzerine 20 kişiden oluşan orkestrasıyla İstanbul’a gelen İsmet Nedim hemen provalara başlar. Durumu öğrenen Zeki Müren müthiş kıskançlık krizine girerek, çalışmama kararını geri alır.  İki arada bir derede kalan Fahrettin Aslan, ağırlığını Zeki Müren’den tarafa koymak mecburiyetinde kalır. İsmet Nedim, çok geçmeden tayinini Ankara Radyosu’ndan İstanbul Radyosu’na aldırır. Maksim’den daha alt düzeydeki gazinolarda da program yapmaya başlar. Birkaç kere yılın ses sanatçısı, birçok kez yılın bestecisi seçilir.

Besteleri, o zamanın insanları, özellikle de gençleri arasında adeta marş haline gelir. Çoğu da film müziği olarak kullanılır. Bunlardan biri yani “Sarı Gülüm Kokmaz mı” adlı bestesi, eşimle bizim de ortak şarkımız, sembolümüz, parolamız olmuştu.  Adına dernek (İsmet Nedim’i Sevenler Derneği-1965) bile kurulan İsmet Nedim’in besteleri, “Eski köye yeni adet getiriyor” düşüncesiyle İstanbul Radyosu’nda yasaklanır. Bunu gururuna yediremeyen İsmet Nedim, “Ne haliniz varsa görün” dercesine, radyodan istifa ederek Berlin’e yerleşir.

Dünya müzik devi Almanlar, hemen ona sahip çıkarak, Müzik Doçenti (Music Dozent) unvanı verirler. Türk gençlerini yetiştirmek üzere, öğretim üyesi olarak Kreuzberg’deki iki konservatuarda işe başlatırlar.  İsmet Nedim, Berlin’de 20 sene kadar çalıştıktan sonra emekli olur. Zeynep hanımla mutlu bir evliliği olan İsmet Nedim, Dilara(33) ve Dilruba(31) adlı iki kız çocuğu babasıdır.

Yılın bazı bölümlerinde İstanbul’da, bazılarında da Berlin’de ikamet eden İsmet Nedim, rahmetli Yıldırım Gürses, Güneri Tecer ve Ziya Taşkent’e hocalık yapmış, sinema sanatçılarının sahneye çıkmasının moda olduğu yıllarda Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik’e de dersler vererek, ellerinden tutmuştur. 

Bugüne kadar yaptığı plakların sayısını hatırlayamadığını söyleyen İsmet Nedim, sadece iki kaset yapmış, 1980’den sonra da sahneye çıkmamıştır. TRT yıllar sonra, günah çıkarmak kabilinden Berlin’e bir ekip göndererek, bir saatlik bir program (Taş Plaktan Bugüne -20.Ocak.1989) yapmıştır. Bu arada bu olaya ilişkin ilginç bir anımı da araya sıkıştırmak istiyorum

Berlin’de yapılan çekimlerde kullanılan bir şarkının, montaj esnasında bozuk çıktığı anlaşılır. İsmet Nedim’in bu iş için Türkiye’ye gelmesi imkânsızdır. Hemen benim adres ve telefon numaramı TRT ekibine verir. Hatalı bölüm, bendeki mevcut kasetten düzeltilerek program kurtarılır.

İsmet Nedim’le ilgili bilgilere burada son verirken; sevgili eşimin hastalığı esnasında evimize ve hastaneye kadar gelerek bizleri yalnız bırakmayan, cenazesine de katılarak acımıza ortak olan değerli İsmet ağabeyimin muhterem eşi sevgili Zeynep Hanım’a (İsmet Nedim bu sıralarda Berlin’de olduğundan cenazeye katılamamıştır) teşekkürü bir borç bilirim.

Sanatçı ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler isteyen dostlarımız beni arayabilirler.

Dilerseniz, İsmet Nedim’in popüler olmuş yüzlerce bestesinden, bugünlerde benim ruh dünyamı en güzel yansıtan “Boş Çerçeve”nin sözlerini vererek yazımıza son noktayı koyalım:

Bırakma ellerimi
Bırakma yalnız beni
Son defa seyredeyim
O yaşlı gözlerini.
***
Artık bülbül ötmüyor,
Gül dolu pencerede.
Yalnız hatıran kaldı,
Boş kalan çerçevede.
***
Aşkların en güzelini
Çılgınca sevenini
Yalnız sende bulmuştum,
Yalnız senin olmuştum.
***
Artık bülbül ötmüyor,
Gül dolu pencerede.
Yalnız hatıran kaldı,
Boş kalan çerçevede.


/Seyfullah Çiçek

27 Haziran 2014 Cuma

Nostalji...


Samsun Sahili

Çıkmışız bir kayık sefasına.
Kürek çekiyoruz Samsun'a doğru.
Ne önemi var yılın ve yılların!...
Biz geliyoruz ya Samsun'a.
Neredesiniz ey Samsunlular!...
Biz göremiyoruz ama
Siz görüyorsunuz.
Neredesiniz?
Samsun nerede?



Lİon Çikolatası Reklamlarında  Çarşamba Köprüsü



26 Haziran 2014 Perşembe

Alaçam’a Vefa...


Alaçam’a Vefa...

1993 Yılının Eylül’ünde geldiğim Alaçam'dan 2014 Haziran’ında ayrıldım. Yaklaşık olarak 21 yılı aşkın bir süre Alaçam'da görev yaptım. Yani çeyrek asra yakın bir zaman dilimini, diğer bir ifade ile ömrümün en verimli ve en güzel dönemini Alaçam'da geçirdim. Geldiğim günden ayrıldığım ana kadar aynı görev aşkıyla hizmet etmeye çalıştım. Alaçam'ın bütün mahallelerinde, bütün köylerinde yeri ve zamanı geldiğinde bulunmaya çalıştım. Gülkaya’sından Toplu’suna, Doğankent’inden Akgüney’ine, Pelitbükü’nden , Soğukçam’ına.....

Nerede bir okul varsa orayı ziyaret etmeyi görev bildim. Alaçamlının yeri geldi düğününde, yeri geldi cenazesinde, bayramında, seyranında, iyi gününde, kötü gününde hep yanında olmaya çalıştım. Sizinle bir dost, bir arkadaş, bir can oldum...

Alaçam'dan ayrılacağımı söylediğim günden beri aldığım tepkiler beni ziyadesiyle mutlu etti. Amacım şu gök kubbede hoş bir seda bırakmaktı, onu da bırakabildiğimi hissettim. Huzurlu ve mutlu yaşadığım Alaçam'dan, mutlu ve hüzünlü bir şekilde ayrıldım. Alaçam halkının, dostlarımın ve sevgili öğrencilerimin göstermiş olduğu teveccühe gözyaşlarımla teşekkür ettim.

Değerli dostlar; Sizlerden ve Alaçamdan ayrılmam mümkün değil. Ben o topraklara sevdiklerimi, dostlarımı, öğrencilerimi defnettim. Onları rahmetle yâd ediyorum. Ben oralara sevgimi, gönlümü verdim. Alaçam benim için sonsuz bir aşk oldu. Orada bulunduğum süre içerisinde Alaçam için her şeyin en güzelini yapmaya çalıştım. Ancak görevimin bitmediğini düşünüyorum. Bundan sonra da Alaçam için tarafıma verilecek olan her türlü görevi emir kabul ederek yerine getirme çabası içinde olacağım.

Sevgili Alaçamlılar, değerli arkadaşlarım, canım öğrencilerim; Bu sizlere bir veda değildir. Mevlana diyor ki; ''Vedalar gözleriyle sevenler içindir, gönülden sevenler asla ayrılmazlar.'' Ben de sizlere veda etmiyorum ama Alaçam'a da bir vefa borcumun olduğunu düşünüyorum. Eğer varsa, ben herkese hakkımı helal ediyorum. Orada yaşayan herkese sevdikleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve huzur dolu uzun bir yaşam diliyorum. Daha güzel günlerde buluşabilmek ümidiyle Allaha ısmarladık diyor selam ve saygılarımı sunuyorum...

/Mustafa TAŞAN
Alaçam Çok Programlı Lisesi Öğretmeni
Türk Eğitim-Sen Alaçam İlçe Başkanı

18 Haziran 2014 Çarşamba

Osmanlı Devleti Hizmetinde Yahudiler

Yahudiler Osmanlı döneminde askerinden müzisyenine, dansçısından doktoruna, İttihatçısından sanatçısına kadar devletin çeşitli kademelerinde hizmet verdiler. Bunlardan birisi de, Adliye işlerinde Muiz Zeki Albala (Samsun Ticaret Mahkemesi Başkanı) idi.


Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı´nda 

yüzlerce Yahudi bu topraklar için savaşarak öldü


Eski Meslekler

16.yüzyıldan itibaren gelişme gösteren Safed ve Selanik kentleri hazır giyim eşyalarının imalat sanayine borçluydular. Yün, Makedonya ve diğer Balkan ülkelerinden ithal ediliyor ve Edirne üzerinden Marmara limanları dâhil olmak üzere ihraç ediliyordu. İplik bükümü evde kadınlar tarafından, kumaş dokuması atölyelerde gerçekleşiyordu. Kumaş boyama işi, eski zamanlardan beri bir Yahudi mesleği idi. 1638’de IV Murat huzurunda yapılan bir geçit töreninde bulunan esnaflardan bahseden Evliya Çelebi, Yahudilerin icra ettiği bazı mesleklerden söz eder: Tesviyeciler(kalıpçılar), inciciler, kuyumculuk tesviyecileri, kibrit asidi hazırlayıcıları gibi… Baron de Tott da Yahudilerin domuz kılı ile yapılan her nevi eşya, fuluar(çuha vs. basmaya mahsus alet), fener imalatı ile uğraştıklarını belirtmekte. Ayrıca devletin vergilerinin harçlarının, resimlerinin ve tekellerinin tahsilâtında da Yahudiler görevlendirilmişti… Keza acentalardaki Yahudiler alım ve satım işlerinden ve mümesillikten sabit komisyonlar da alıyorlardı.

18. yüzyılın sonlarına doğru giderek bozulan Osmanlı maliyesi, yabancı elçiliklerin elindeki kapitülasyonlarla rekabet etmek için Osmanlı vatandaşı gayrimüslimlere ticari ayrıcalıklar ve vergi muafiyetleri sağlayan beratlar satmaya başladı. Ancak bunlardan özellikle Ermeni ve Rum vatandaşları yararlandı ve Yahudilerin sosyo-ekonomik statülerindeki gerileme bu olanaktan fazla etkilenmedi.

 Esasen İmparatorluktaki Yahudilerin çoğunluğu  hiç de sanıldığı gibi zengin değildi. Bilakis tekstil sektöründeki işçilerin çoğu fakir kadınlardı. İthal ürünleri pazarlayan Yahudilerin çoğu bunu taşradan takas usulü ve cüzi kârlarla gerçekleştiren küçük esnaftı. Safed, Kudüs ve Hebron gibi Filistin kentlerindeki Yahudiler ise İmparatorluğun diğer yerlerinden gönderilen ianelerle (haluka) geçimlerini sürdürecek kadar fakirdiler.

Yahudilerin maddi ve manevi kalkınmasını amaç edinen Evrensel Yahudi İttifakı (Alliance Israelite Universelle) adlı 1860’ta Paris’te kurulan örgüt sayesinde Akdeniz Havzası’nda tarım okulları ve çıraklık kuruluşları alanında yapılan çalışmalarda birçok meslek dalında eğitimli Türk Yahudi’si yetişti. Bu meslekler arasında; terzilik, tenekecilik, şekercilik, ayakkabıcılık, saatçilik, berberlik, sandıkçılık, halıcılık, badanacılık, fotoğrafçılık, tipografyacılık, fıçıcılık, vb bulunmaktaydı.

Ayrıca AIU kökenli olmayan meslekler de vardı. Örneğin özellikle o yıllarda Edirne’de en yaygın iş kolu olan Türk usulü terzilik, sobacılık, çilingircilik, camcılık, fırıncık, duvarcılık, kumaş boyacılığı, sigara kâğıdı imalatçılığı, ibrikçilik, bıçakçılık, şeritçilik, kalaycılık, mermercilik, cilacılık, hırdavatçılık, tütün imalatçılığı gibi az meslek dalında da Yahudiler faaliyet göstermekteydi. Ancak AIU okullarından mezun olanların yaklaşık üçte birinden fazlası kötü bir ekonomik düzeye sahiptiler ve zanaatkârlığın  dışında daha çabuk  fırsat sağlama olasılığı olan ticarete yönelmişlerdi. Ne var ki ekonomik gücü belirgin olan İzmir’de dahi 5000 Yahudi aile reisinin sadece onda biri dükkân ya da kendi el işini yürütebileceği bir mekâna sahipti.

Diğer basit meslekler arasında ‘staniadores’adı verilen kişilerin yaptığı mutfak ve tencere kapları parlatmacılığı, suculuk ve Balat ile Hasköy arasında insanları bir kıyıdan diğerine taşımayı gerçekleştiren kayıkçılık, yorgancılık gibi işler de vardı. Bu gibi mesleklerden olanlara ‘alt tabaka’ gözüyle bakılmıştı ve bu meslekler zamanla ortadan kayboldu. Keza bugünkü itfaiyeciliğin yerini tutan ve Yahudilerin de rağbet ettiği tulumbacılık doğal olarak tarihe karıştı. Cüzzi sayıda Yahudi gayrimenkul değerler alım satımı(borsa) ile ilgilenmiş fakat Osmanlı Bankası’nın moratoryuma girmesi ile  birçok sarraf  ve mübayacı iflas etmiştir.

Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarının çoğu İstanbul’da olan dokuma sektöründe yer alan elbise, çamaşır, kravat, gömlek, şapka ve şemsiye yapımında Yahudi kuruluşları da mevcuttu(Anjel, Sigala,Yeşula…gibi).Mesela Yeşula gömlek ve kravatta ünlüydü. Ayrıca pijama işi de yapıyordu. İzmir’de

Moiz ve Avram Antibi kardeşlerin fanila fabrikası 1879’un dokuz büyük firmasından birisiydi. Moiz Robeno ise İstanbul Fincancılar’da perdecilik konusunda bir liderlik sağlamıştı. Halen çoğu kişinin hafızasında olan Lazzaro Franco adlı ünlü mefruşat mağazası 1860’da kurulmuştu.

Yahudiler, Avrupalılarla temas konusunda başta gelen aracılardı. Mali meselelerin çözümünde de ilk akla gelen kişilerdi. Yahudiler gümrük işlerinde de ustaydı. Yabancı tüccar ve kaptanlar gümrük işlerini halletmek için Yahudilerden yararlanıyorlardı. Venedikliler ve Osmanlılar arasında barışta veya gerginlik durumunda Yahudiler aracılık yapıyorlardı.

Yahudiler Osmanlı döneminde tarımla da meşgul olmuşlardı.1907’de Manisa’daki Yahudiler bağcılıkla ilgilenmişler,19.yüzyılın başlarında Jacop H. Politi adlı bir Yunanistan göçmeni Yahudi, Manisa’daki çiftliğinde kök boyası bitkisi ekmiş,1896’da Alliance Israelite Yafa’da bir tarım okulu açma fermanı almıştı.1904’te alınan bir fermanla aynı kuruluşun Akhisar’da kurduğu 28.000 dönümlük bir çiftlikteki tarım okulu, çevre köylere de  bu konuda bilgi sağlamıştı. Göçmen Yahudiler, Aydın ve Eskişehir’de çiftçilikle uğraşmışlardır.

Devlet hizmetinde Yahudiler

 Yahudiler Osmanlı döneminde askerinden müzisyenine, dansçısından doktoruna, İttihatçısından sanatçısına kadar devletin çeşitli kademelerinde hizmet verdiler. Kanuni Sultan Süleyman’ın hekimi Yasef  Hamon’un oğlu Moşe Hamon, I.Selim’in hususi tabibi de  olmuş  ve Mısır seferine katılmıştı. Kanuni döneminde tabiplik yapmış olan Yasef Yahya ve Avram Mirgas’tan Yasef Yahya, İran seferine katılmış ve savaş alanında ölmüştü. Salamon Abenyaeş, III. Murat’ın, Portekiz kökenli Daniel Fonseka ise III. Ahmet’in danışmanlığı  görevlerinde bulunmuşlardı.

Ayrıca birçok Yahudi tabip subay Osmanlı ordusunda görev yapmıştı. Örneğin İlya Kohen, Humayun  ve Bahriye hastanesinde Koramiraldi. Koramiral İsak Molho Bahriye Sıhhiye Müfettişi, Korgeneral Jak Nisim Selanik’te operasyon reisiydi. Ayrıca daha birçok albay  altı rütbelere sahip Yahudi doktorlar da vardı: Albay İlyas Bey Modyano (Selanik),Yarbay İsak Bey Levi (Üsküp),Binbaşılar; Jak Bey Yeruşalmi (Deniz Hastanesi Baş Eczacısı), 1877-1878 Rus Harbi’nde Gazi Osman Paşa’nın hizmetinde bulunan Avram Bey Galimidi, Bahriye Yüzbaşısı Sami Bey Günsberg (Atatürk’ün ve İsmet inönü’nün  diş hekimi),vb…

Esasen Yahudilerin tıp alanındaki katkıları daha çok daha eskiye dayanıyordu. Örneğin; Salamon Natan Eskenazi, Eliezer Eskendari Benveniste(1582), Naftali Ben Mansur da Osmanlılara tıp alanında destek vermişti. Eliezer Eskendari Mısır valiliği yapan Sinan Paşa’nın doktoruydu.

 Daha önceki Osmanlı dönemlerinde Yahudilerin askeriyeye katkısı yalnız tıp alanıyla sınırlı kalmamıştı. Örneğin; Yahudi asıllı Halil Paşa (David Pace), III. Murat ve III. Mehmet dönemlerinde yaşamış ve Sedaret Kaymakamlıkları’nda  bulunmuştu. Diğer bir Yahudi asıllı Paşa Macar Mahmut’tu. Kırım ve Karadağ savaşlarında albay rütbesiyle yararlık göstermişti. Yahudiler tarafından ‘Tersane Hahamı’ olarak bilinen ve II. Mahmut zamanında yaşamış olan Hoca İshak Efendi de İslam’ı seçmişti. 1815’te Mühendishane-i Berri Hümayun’da matematik öğretmeniydi.  Hoca İshak Efendi, Matematik, Fen, Bahriye konularında 10 eser bıraktı.

Çanakkale ve Kurtuluş  Savaşları’nda isimleri tespit edilemeyen çok sayıda Yahudi bu topraklar için savaşarak öldüler.1314 ‘tevellüt’lü Bursalı Salamon Baruh,174. Alay’da 7. Bölüm Takım Komutanıydı ve İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştı. Bahriye Binbaşısı Yasef Gabay ise Ertuğrul Faciası(1892)kurbanlarından idi. Anafartalar’da  ve Şark Cephesi’nde binlerce yaralıyı tedavi etmiş olan tabip Yüzbaşı H.Bensusen’e Enver Paşa’nın mührünü taşıyan bir madalya belgesi ve madalya verilmişti. Kore’deki başarıları nedeniyle 1954’te ‘Bronz Star’ alan üç teğmen arasında Hayim Benbasat da vardı.

Osmanlı Yahudilerinden konsolos veya konsolos vekili olarak görev yapmış olanlar arasında yer alan bazı isimler şunlardır: Nissim Gürcü(Napoli,1896), İsrael Kohen(Cenevre 1896), Moiz Hananel(Sunna,Triyeste,1896), Nissim Roditi(Napoli, Marsilya, Batum, Anvers, Patras,1899-1900), Makro Kohen (Cenova,Cenevre,Nis,1901-1904), Cemil Gürci(Şira ve Köstence),Wolf Lövenson(Köstence,1912)…

Yahudiler, dışişleri kadar adliye, maarif, maliye ve belediye gibi etkin alanlarda da görev yapmışlardı. Fethi Franko Bey 1893-1896 yılları arasında Osmanlı İstatistik Umum İdaresi’nin müdürlüğünü yapmıştı. Avram Farhi, Matbuat Müdürlüğü, Boston Şehbenderliği, İsak Taranto Harbiye Nezareti Dava Vekilliği, Avram Badi Ticaret İşleri Müdürlüğü, David Molho Divan-ı Hümayun Mütercimliği, Jak Abravaya Muhaberat-ı Ecnebiya Danışmanlığı yapmışlardı.1933’te Atatürk tarafından Portekiz Konsolosu olarak tanınan akrabam Jak Jose Abravanel(1906-1993) ölümüne dek Portekiz İstanbul Fahri Başkonsolosu olarak görev yaptı.

Diğer devlet kurumlarına gelince: Hilal-ı Ahmer ve Kızılay’da 1896’dan itibaren hizmet veren çok Yahudi vardı. J.Kastro kurucularındandı. Kurucu ve yöneticiler arasında ayrıca A.Benzonana, A.Kastro, Mme Fernandes, Hayim Nahum, Vitali Kamhi, Avram Amato bulunmaktaydı.

Adliye işlerinde Heskiel Gabay (Üsküdar Hâkimi), Muiz Zeki Albala (Samsun Ticaret Mahkemesi Başkanı, Siroz Savcısı, Manastır Merkez Savcısı…), İsak Ferera (İstanbul Resmi Okulları Fransızca Müfettişi)

İstanbul Darülfünun (Üniversite)şubelerinde; Tıp: Pepo Akşoti, Samuel Abravaya Marmaralı, Koramiral Elyas Kohen, Hukuk: Mişon Ventura, Moiz Kohen, Leon Şönman; Edebiyat: A. Galante, Yakub Habib(Metafizik); Fen: Dr Samoil Sion

Yüksek Mekteplerde Yahudiler

Harbiye, Hendese-i Mülkiye, Yüksek Ticaret, Darülmuallimin, Maliye mekteplerinde birçok Fransızca, Fen vb öğretmeni),Veteriner Mektebi’nde ve Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde Ordinaryüs Prof. Samoil Abravanel. Orman, Tarım ve Ticaret Hizmetlerinde çalışanlar arasında; Nisim Acıman Manastır Vilayeti Orman Müfettişi ve İsak Levi, Adana Vilayeti Tarım Müfettişiydiler.

Sağlık Hizmetleri

Yüksek sağlık kurullarında, karantinada, akıl hastanesinde birçok Yahudi doktor görev almıştır. Bu arada Balkan ve Çanakkale Savaşları’na katılan ve eczanesinde ilaç imalatını (Gabay müstahzaratı)gerçekleştirenlerden biri olan Eczacı İsrail Gabay (1890-1873) ve Eczacı Alber Mazon’u (1900-1972)zikretmek gerekir. Mazon 1926 yılından itibaren laboratuarında beğeni kazanan birçok ilaç üretmişti.

Posta ve Telgraf Hizmeti

Davit Sarfati (Beyrut Telgrafhanesi Müdürü) Eliya Romano (Rodos Postahanesi Müdürü) sayılabilir. Akrabam rahmetli şair Berta Özgün Brudo’nun amcası Nahman Varon 1915 yılında Zonguldak PTT Müdürü idi. Rus donanması kenti top ateşine tutarken, menzil dâhilinde olmasına rağmen vazifesinden ayrılmayarak İstanbul’u telgrafla haberdar etmiş ve Türk donanması Rus gemilerini kovmuştu. Varon Efendi bu nedenle madalyayla onurlandırılmıştı.

Osmanlı Meclis-i Mebusan da yer alan Yahudiler mevcuttu. Avram Acıman Birinci Mebusan Meclisi’nde İstanbul’u temsil etmiş; Menahem Salah, Bağdat; Daviçon Levi,Yanya; Ziver Efendi de 1877’de Saraybosna vekili olmuştu. 1908’in İkinci Mebusan Meclisi’nde ise Vitali Faraçi, İstanbul; Emanuel Karasso, Selanik; Nesim Mazliyah, İzmir; Hazkiya Sason Bağdat mebusu idiler. Daviçon Karmona  ve Behor Eskenazi Ayan Meclisi’ndeydiler. Müderris Mişon Ventura, mütarekenin Mebusan Meclisi’nde İstanbul Mebusluğu yapmıştı. İttihat ve Terakki Gazetesi’ni yönlendirenler arasında bulunan Mazliyah, Meclis-i Mebusan’a üç kez girmişti.

 Diğer bir İttihatçı Albert Ferit Aseo’ydu; Jön Türklerle yakın ilişkisi vardı. Keza İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayınladığı Fransızca ‘Meşveret’ gazetesinin yazarlarından Albert Fua ve Jön Türk hareketine  ilk katılanlardan biri olan Emanuel Karasu’nun (Karasso) isimlerini de zikretmek gerekir. Rafael Benuziyu Selanikli Jön Türklerdendi, eczacıydı ve haberleşmeyi sağlıyordu. Makaleleri ‘İttihat ve Terakki’ ve ‘İttihat’ gazetelerinde yayınlanan Ruso, bu konudaki makalelerini ‘Girit’i Vermeyiz’ başlığı altında yazmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına ve ayrılıkçı hareketlere karşı çıkmıştı. Jön Türk hareketlerine katılanlar arasında Avram Galante de vardı. Rodos’taki faaliyetler arasında yer alan Galante,1904’te Mısır’a kaçmak zorunda kalmıştı. Araştırmacı ve tarihçi Galante T.C Büyük Millet Meclisi’nde  yedinci dönem milletvekilliği yapmıştı.

 Devlet polis teşkilatında görev alan Yahudiler de olmuştur. Örneğin 1880’de Alanya’da doğan Samuel Efendi; Serez Hâkimliği, Üsküdar Mutasarrıflığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Adli Şube Makamlığı’nda görev aldı ve Emniyet Müdürlüğü yaptı. Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın katillerinin yakalanmasındaki baskını yönetenlerden biriydi ve yaralanmıştı. Daha sonra Siyasi Şube’nin başına geçmişti. Uzun süre İzmir Pasaport Polis merkezinde amir olarak çalışan Rafael Çikurel Efendi ise, Beyoğlu Polis Merkezi’nde görev almıştı.

Görüldüğü gibi Osmanlı dönemindeki Yahudiler siyasal alanda çok faal olmuşlardı. Cumhuriyet döneminde bu etkinlikler, önce milliyetçi, sonra dinci akımların etkisiyle giderek azalmış ve eser düzeye indi.

/ Yusuf BESALEL
18 Haziran 2014

20 Nisan 2014 Pazar

Alaçamlı Şair Mustafa YÜKSEL



“PAMUK DEDE” ŞİİRLERİYLE VATANDAŞLARI BİLİNÇLENDİRİYOR
22.07.2013 17:24

SAMSUN (İHA) - Samsun’da yaşayan ve ‘Pamuk Dede’ olarak bilinen Mustafa Yüksel (81), sigara, kumar ve alkol konularında yazdığı şiirleri 1 TL karşılığında satıp, gelirini camilere, okullara ve yetimlere bağışlıyor.

Alaçam ilçesi Sogukçam köyünde ikamet eden Mustafa Yüksel (81), 18 yıldır şiir yazıyor. Yazdığı şiirleri dağıtarak sigaranın, kumarın ve alkolün zararlarına insanların dikkatini çekmeye çalışan Yüksel, bu zamana kadar çok sayıda şiir yazdığını söyledi. Kötü alışkanlıklara karşı vatandaşları uyaran Mustafa Yüksel, “Bu şiirlerimi vatandaşları bilinçlendirmek için yazıyorum. Yıllardır bu tür işlerde yer almaktayım. 1 TL karşılığında sattığım şiirlerimin gelirlerini camilere, okullara ve yetimlere bağışlıyorum” dedi.

Yüksel’in yazdığı sigara konulu şiirin ilk dörtlüğü ise şu şekilde:
"Gençlikte sigara ile poz yaparsın/Annen içme dedikçe, atıp tutarsın/ Yaş 50’yi geçince yatağa yatarsın/ Zararlıdır gençler, içmeyin sigara"
'Pamuk Dede' şiirleriyle vatandaşları bilinçlendiriyor

8 Nisan 2014 Salı

İsminin Menşei

Samsun’un eski ismi Amisos’tur. Bunu İyonyalılar (Miletliler) kurmuşlardır. Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince yeni bir şehir kurmuşlar ve bu şehre Samsun ismini vermişlerdir. Samsun ismi Selçuklu Türklerinin verdiği özel bir isimdir. Eski ismi Aminos ile ne kelime olarak ne de mânâ olarak ilgisi yoktur. Türkler şehre Samsun, idârî taksimat bakımından da sancağa “Canik ili” demişlerdir.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Tarihi Çeşmedeki Yazı Dikkat Çekiyor


Samsun Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi Araştırmacısı Emine YILMAZ'ın incelediği CANİK DEVGERİŞ KÖYÜ nde bulunan eski çeşmenin duvarındaki yazı dikkatlerden kaçmıyor:  YILMAZ eski çeşmenin duvarında ''SADECE YÜZÜNÜ DEĞİL, GÜNAHLARINI DA YIKA'' İfadesinin yazıldığını diğer karamanca yazılarında incelendiğini belirtiyor.


Samsun Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi Araştırmacısı Emine YILMAZ 'Karaman Türklerinin Hristiyan dinine mensup olanları Karamanca adıyla anılan Türkçenin grek alfabesi ile yazımını kullandılar tıpkı Türkçeyi Arap alfabesi ile yazmak olan Osmanlıca gibi' diyor.