2 Şubat 2013 Cumartesi

Samsunlu Bir Hanım Yazar: Fazıla Atabek





Fazıla Atabek (1914-2002), İstanbul'da doğan, Samsun'da yetişen, yazarlık ve gazetecilik yıllarını burada geçiren, Samsun'un kültür sanat dünyasında önemli yeri olan bir yazardır. Eserlerini Samsun'dan aldığı ilhamlarla oluşturan yazar hakkında bugüne kadar bir araştırma yapılmamıştır. Yalnızca birkaç antolojide çok kısa biçimde biyografisine yer verilmiştir. Atabek, eserleriyle döneminin ünlü edebiyatçılarından (Nihat Sami Banarlı, Behçet Kemal Çağlar, Kerime Nadir, Prof.Dr. Abdülkadir Karahan) takdir ve teşvik görmüştür.

Yazarın, Unutmak İstediğim Mazi (1950), Kader Mahkûmları (1951), Defterimi Kapıyorum (1961) adlı ilk ikisi Hürriyet gazetesinde tefrika halinde kalan üç romanı; Bir Gecenin Masalı, Vedâ Çiçekleri adlı iki hikâye kitabı; Hatıralar, Pencerem, İçimdeki Arkadaşım, Kırık Çizgiler adlı dört şiir kitabı mevcuttur.

Bu bildiride yazarın biyografisi hakkında gerek Samsun gerekse İstanbul çevresinden ulaşılan bilgiler sunulacak; tefrika halinde kalan romanları da dahil olmak üzere adı geçen eserleri tema ve üslup açısından incelenecek, yazar hakkında genel bir değerlendirme yapılacaktır.

Fazıla Atabek, 1912-20.03.2001 yılları arasında yaşamış, ömrünün büyük kısmını Samsun'da geçirmiş,  hayatı boyunca Samsun'un edebiyat, sanat ve kültür etkinliklerinde etkili olmuş, Samsun'un kültür çevresi tarafından Fazıla Abla olarak kabul görmüş bir isimdir. Birinci Dünya Savaşında şehit olan Hüseyin adlı bir binbaşının ve eşinin şahadetinden sonra ömrünü Fazıla ve Behiç adlı iki çocuğuna adayan Feryal adlı fedakâr bir annenin kızıdır.

Bir asker kızı olması dolayısıyla Kuvay-ı Milliye ruhu ile yetişir. Samsun'da 1314 yılında Merkez İnas adıyla kurulmuş olan ve adı sonradan Bozkurt olarak değişen ilk kız okulunda okumuştur. Bankacılık, vekil öğretmenlik gibi görevlerde de bulunan ve hayatı boyunca evlenmemiş olan Fazıla Atabek ömrünü kültür ve sanata adamıştır. Kardeşi Behiç Atabek'le beraber Samsun Halkevi'nin çıkarmış olduğu 19 Mayıs adlı dergide yayınladıkları şiirlerle ilgi çekerler.

Samsun kültür ve sanat çevreleri tarafından Fazıla Abla olarak kabul edilen Fazıla Atabek'in, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Halkevinin ve partinin her etkinliğinde adı geçer. Şiirleri ve hikâyeleri gazete ve dergilerde yayınlanır, edebiyat çevrelerinde adı duyulur. Edebiyat ve sanatla ilgili bütün toplantılarda aranan isimdir. Dergi çıkarma, şiir dinletileri, sanat ve kültür programları hazırlama gibi etkinliklerde düzenleme işlerinin başındadır. 1 Onun kişiliği ve Samsun'daki etkisi hakkında yakın arkadaşlarından Turhan Uzunhasanoğlu şunları söyler: Samsun'un yetiştirdiği müstesna isim, renkli sima, her dalda faaliyet gösterebilen, bir kentte zor bulunan çok yönlü bir kişilikti. Atatürk ilkelerini samimiyetle benimsemiş bir Cumhuriyet kadınıydı. Sanatsal faaliyetleri organize eder, konuları paylaştırır, programı yapardı. Çok dürüst, ağırbaşlı, Osmanlı tipinde bir kadındı. Her taşın altından çıkardı. O her şeyi bilirdi, biz gazeteci olmamıza rağmen pek çok bilgiyi ondan öğrenirdik. Ne belediyede, ne de siyaset dünyasında herhangi bir görevi yoktu ama fahri olarak pek çok görevi vardı.

Biz Fazıla Abla ile Samsun'da pek çok şeyi denedik. Halkevlerinin kapandığı yıllarda halkevlerini adeta yeniden canlandırdık. Görüş olarak Kemalistti. CHP’ye de Halkevlerine de sempatisi oldu. Fakat kemikleşmiş değildi, diğer görüşlere de açıktı. Tarafsız ve mantıklıydı bu sebeple de dediğini yaptırırdı. Doğru olanı yapar, haysiyetli bir insandı. Her çevrede sözü geçerdi, kimse onu kırmazdı. Samimi konuşurdu. Samsun gazetesini beraber çıkarıyorduk... Vefalı bir dosttu, arar sorardı. İstanbul’a gittikten sonra da bizlerle bağını koparmadı. Telefonla görüşürdük, bu görüşmeler yarım saati aşardı. Bence Fazıla Hanım'ın Samsun'a en büyük hizmeti Atatürk’ün Samsun’a geldiğinde kaldığı evi/müzeyi belediyenin başka yere taşımasına karşı çıkarak, müzenin orada kalmasını sağlamak olmuştur. Yine o yıllarda Samsun'da Galatasaray, Fenerbahçe gibi adlara sahip amatör futbol takımları vardı. Stadyum kara Samsundaydı ve maçların sonunda çocuksu durumlar ve tartışmalar yaşanıyordu. Bunun üzerine Fazıla Abla, Bir kampanya açayım, bayanları maça gitmeye teşvik edeyim böylece maçlarda kavga, küfür bitsin. dedi ve Beden Terbiyesi ile anlaştı ve bayanların stada bedava girmesini sağladı. Bir defa da maça ben gittim. Kadınlar bir yere toplanmış, oturuyorlar. Fazıla Abla bu hanımlar stada dağılsalar daha etkili olmaz mı dedim, Fazıla Abla da O da zamanla olur diye cevap verdi.

Nihat Sami Banarlı, dönemin sözü geçen edebiyatçılarındandı. Liselerde edebiyat derslerinde onun hazırladığı kitaplar okunuyordu. Yedigün dergisinin birinci kapağının arkasında seçtiği şiirleri yayınlardı ve her şair orada olmak isterdi. Nihat Sami işte bu sayfaya Fazıla Atabek'in şiirlerini koymuştu. Sedat Simavi, Yedigün dergisini kapattı, Hürriyet'i çıkardı. Gazete o gün için 30.000 baskıya ulaşıyordu. Yedigün Dergisi, Hürriyete dönüşünce elinin altındaki imza sahibini değerlendirmek istemiş ve Fazıla Hanım'ın romanlarını tefrika etmişti. Kerime Nadir tipinde bir romancıydı, Halide Edip gibi değildi. Zaten gazetelerde Kerime Nadir'in tarzındaki romanlar tefrika ediliyordu çünkü halk bunları anlıyordu.

İstanbul'da yaşadığı yıllarda onu ziyarete gittim. Eski bir konakta tek başına oturuyordu ve yalnızlığını da evinin içinde beslediği horozuyla gidermeye çalışıyordu. Ziyaretine gittiğimizde bizi salmak istemezdi. O yıllarda yeni ün kazanan bir film artisti Fazıla Hanım'ın şiirlerinden birini kendi adıyla yayınlanır. Fazıla Hanım bu durum karşısında çok üzülür ve şiiri yayınlayan dergiyi arar. Mesele, genç artistin annesiyle beraber Fazıla Hanım'a gelip özür dilemesiyle kapanır. Fazıla Hanım genç artisti affeder ama uzun yıllar bu  olayı dilinden düşürmez.

Son yıllarda kendisine abla diyemedim daha çok Fazıla Hanım diye hitap ettim. Çıkardığımız dergilere niye yazı göndermediğini sorduğumda gözlerinin iyi göremediğini söyledi. Ölümünden bir hafta önce Samsundaki evini ADD'ye bağışlamıştı fakat arada bazı sorunlar çıktı. Bu işlerle ilgili görüşmek üzere İstanbul'a gitmeye niyetlendik ama o bir hafta içinde vefat haberini aldık. Fazıla Hanım, İstanbul’da vefat ediyor, Samsun’a getiriliyor ve müzenin önünde üç beş kişiyle cenazesi kaldırılıyor.

Samsun Musiki Derneğinden arkadaşı Hasan Aslan da Fazıla Atabek'i şu cümlelerle tanımlar: Siyaset üstü bir duruşu vardı. Cumhuriyet kadınıydı. Çok zarif ve espriliydi. Çok güzel bir dili vardı, ağzından adeta bal akardı. Bir konu açıldığında o konuyla ilgili üç saat konuşabilirdi. Her cümlesiyle insanın içini aydınlatırdı. Dostlarını çok seven, riyasız ve samimi bir insandı. Hayata hep tutunmuştur. Tevazu kültürünün yaşayan örneği idi. Musîki Derneğindeki arkadaşlarımızla cemiyetten çıkınca çatkapı evine giderdik. Sade eşyalardan oluşan ve ortada bir sobası bulunan son derece mütevazı odasında bize çay demlerdi. Evinde asla lüks eşya yoktu ama kendi ruhu zengindi. Geçmişten gelen bir sürü anekdotlar anlatırdı.

Arkadaşları Fazıla Atabek'i ve hayatını bu cümlelerle anlatıyor. Bir şair ve yazarı yakından tanıyabilmenin diğer bir yolu da onun bizzat kaleminden çıkan, duygularından ve düşüncelerinden oluşan eserlerini okumak ve incelemektir. Bu amaçla Fazıla Atabek’in öncelikle Hatıralar (Ahali Matbaası, Samsun 1946), Pencerem ( Samsun İl Matbaası, 1947), İçimdeki Arkadaşım (Ahali Matbaası Samsun, 1957) Kırık Çizgiler (Baha Matbaası, İstanbul 1975) adlı şiir kitapları incelenmiş ve bu şiirlerin genelinde şöyle bir şair profili ile karşılaşılmıştır:

O, şehit babaya ve erken yaşta vefat edip giden bir erkek kardeşe olan hasretini, şehit eşi olan ve iki yetimini tek başına büyütmek zorunda kalan bir kadının, annesinin hayat çilesini ve yalnızlığını anlatan bir şairdir. Şiirlerinde ağırlıklı olarak işlenen konu özellikle sonu ayrılıkla bitmiş ya da hiç başlamamış karşılıksız bir aşktır. Romantik akşamların, gecelerin sevdalısı şair, sevdiği ve birkaç güzel gün geçirebildiği o meçhul
sevgilisini penceresinin önünde beklerken yaşlanan, yalnızlaşan, hatıraların sıcak kucağına bir parça mutluluk bulabilmek için sığınan, bir yandan da yıllardır beklediği o meçhul sevgiliye sitemler gönderen bir âşıktır. Bir halk şairi tavrı ve tarzıyla aşkını manilerle, türkülerle, şarkılarla da ifade eder:

Hatıralar onun sığındığı huzurlu bir limandır. Hatıraları; çocukluğu, gençliği, annesi, mahallesi, aşkı ve mutlu yaşadığı sayılı günlere aittir. Şiirlerinde acımasız hayat, vefasız ya da karşılıksız aşk sebebiyle melankolik, ümitsiz, küskün bir tavrın izleri görülür. Bu tavır sonucunda sanatı, edebiyatı ve kalemini en iyi arkadaşı olarak kabul eder. Yaşlılık, yalnızlık ve ümitlerin boşa çıkması da pek çok şiirinde işlenir.

Babasının şehit oluşu, ardından erkek kardeşini kaybedişi, bir türlü gelmeyen meçhul sevgili, şiirlerinde zaman zaman isyana ve Allah'a sitemler göndermesine sebep olur.

Bireysel konuların yanında toplumsal konular da onun kişiliğinin bir yansıması olarak şiirlerinde yer alır. Atatürk'ü milletin atası olarak görür ve onun ölümü karşısında yaşadığı sarsıntıyı şiirlerinde dile getirir. Köye ve köylülere karşı sevgisi, ülkenin siyasetçileri ya da Behçet Kemal Çağlar gibi şairleri hakkındaki duygu ve düşünceleri, ülkenin ve Samsun'un siyasî sorunlarıyla ilgili eleştirileri; Samsun, Ankara ve İstanbul gibi mekânlara karşı duygularını şiirlerinde bulmak mümkündür.

Onun şairliği hakkında Pencerem adlı şiir kitabının yayınlanmış olması dolayısıyla Nihad Sami Banarlı şu değerlendirmeyi yapar: Mektubunuzun ancak birinci kısmına ve bu sayfalarda cevap vermek zorundayız. İkinci kısım için bugünkü şartlarımız maalesef herhangi bir vaatte bulunmayı mümkün kılmamaktadır. Zarif Pencerenize bakarak orada yılların hazırladığı bir şiir söylemek kolaylığı ile karşılaştık. Bu küçük, fakat değerli şiir mısraları ve bu mısralarda Türkçe'nin güzel bir seslenişi vardır.

Lâyık mısın acaba bunca fedakârlığa
Değerin var mı dersin biçtiğin paha kadar

Gibi sade ve kolay söylenilmiş, samimi mısralar bu gerçeğin ifadelerindendir. Eğer siz şiir söyleye söyleye geride bıraktığınız yıllar içinde, bir manzumede her mısranın bir kıymet olduğunu ve her mısranın en az öteki mısralar kadar işlenilmiş ve güzel söylenilmiş olması gerektiğini düşünerek işe başlamış olsaydınız, bugün yazılarınızın etrafında daha zengin bir sanat hâlesi bulunacaktı. Nesir lisanınızda da yine yılların olgunlaştırdığı bir ifade güzelliği vardır. Biz Pencereniz dolayısıyla, sizi tebrik etmeyi zevkli bir vazife sayıyoruz.

Fazıla Atabek'in hikayeleri de son derece romantik ve hassas bir üslupla kaleme alınmıştır. İlk kitabı Bir Gecenin Masalı 3 hikâyeden oluşur. Kitapla aynı adı taşıyan birinci hikâyede Hasret adlı genç ve güzel ebenin kendisine sırılsıklam âşık olan kasabanın eşrafından Ömer tarafından kaçırılması ve bu kaçırılma olayının aşka dönüşmesi anlatılır. Adıyar’ın Aşkı adlı hikâye ise köy kızı küçük Adıyar'ın aşkına sadakati ve fedakârlığından doğar. Yol Arkadaşı adlı hikâyede de Karadeniz’e giden bir gemide tesadüfen karşılaşan öğretmen Vefa ve yüzbaşı Sedat'ın evliliğe dönüşen yol arkadaşlıkları anlatılır. Nihat Sami Bir Gecenin Masalı adlı hikâye kitabını şöyle değerlendirir: Bir Gecenin Masalı, memleketimizin bağrındaki kız kaçırma vakalarının belki en masumu, hatta menfî yoldan müspet ders veren iyi bir örneğidir. Güzel isimli kahramanınız Adıyar'ın Aşkı, biraz romantik, fakat asîl yürekli Türk kızları için örnek bir fazilet numunesidir. Herhalde bu mütevazı kitapta toplanan hikâyelerinizin üçü de sizden daha güzel hikâyeler beklemek şeklindeki güzel ümitlerimizi gerçekleştirecek kuvvette vaitkâr yazılardır. Bu kitabınız için size teşekkür etmeyi zevkli bir vazife sayıyoruz.

İkinci hikâye kitabı Veda Çiçekleri'nde 11 hikâye yer alır. Veda Çiçekleri adlı ilk hikâyede onbeş yıl süren karşılıksız bir aşk konu edilir. Kendisi ile Mektuplaşan Kadın adlı ikinci öykü ise, hayat tecrübesi olmayan muhafazakâr bir aile kızının çapkın bir heykeltıraşa âşık olması, ondan gayri meşru bir çocuk dünyaya getirmesi, ana babası ve âşık olduğu bu adam tarafından terk edilmesi, bütün bunlara rağmen heykeltıraşı ıstıraplı bir zevkle sevmeye devam etmesi anlatılır. Çoban Aşkı, üvey anası tarafından on bir yaşında şehre evlatlık verilen ve burada beş yıl boyunca kötü bir hayat süren, analığı öldükten sonra köyüne geri dönüp çoban olan bir kızın öyküsüdür. Çoban kız, kendisi gibi çoban bir gence âşık olur ama delikanlı askerlik bahanesi ile çoban kızı terk eder. Kız da kendini ırmağa atar. Amele Kız’ adlı hikâyede amele bir kızın tasviri ve bu güzel kızın amele oluşuna duyulan acı anlatılır. Gözlüğünün Camlarında, hikâyenin kahramanı çocukluk yıllarında okula giderken tütün fabrikası önünde karşılaştığı çirkin fakat zarif ve de yaşça kendisinden çok büyük bir adama karşı duyduğu hisleri ve çocukluk özlemini anlatır. İsimsiz Muharrir, edebiyat dünyasında yer edinmenin yetenekle değil etkili bir çevre ile mümkün olduğunu işleyen bir hikâyedir. Fazıla Atabek’in yakın arkadaşlarından Nuri Cerit’e ithaf edilmiş olan Arkadaşlık adlı hikâye, iki arkadaşın hayatını konu almaktadır. Çalıkuşu'ndaki Feride ve Munise karşılaşmasını hatırlatan Ömer'in Hikâyesi; akıllı, sevimli bir köy çocuğu olan Ömer’in çalışmak zorunda olduğu için okuyamaması ve öğretmeninin bu durum karşısında çaresiz kalışını anlatır. Kalbimin Yüz Karası'nda eniştesiyle yaşadığı aşk yüzünden önce hapse sonra geneleve düşen bir kadına, yeni tanıştığı ve âşık olduğu bir erkek evlenme teklif eder. Fakat kadın bu erkekle evlense de mazisinin unutulmayacağını bildiği için intihar eder. Bir Hatıra Defterinden bir olayın anlatımından çok sevgiliyle beraber geçirilen, kaval sesinden, su sesinden ve
deniz sesinden oluşan mehtaplı bir gecenin tasviridir. Ayşe'nin Köyü, Samsun'un Çarşamba Karaoğlan köyünden yetişen öğretmen Ayşe'nin hayatının ve dolayısıyla köy hayatının güzelliklerinin hikâyesidir.

Görüldüğü gibi Fazıla Atabek'in hikâyeleri en fazla aşk teması üzerinde gelişmektedir. Kadın ve Anadolu insanı da bu hikâyelerin etrafında döndüğü diğer unsurlardır. Nihat Sami Banarlı, Fazıla Atabek'in hikâye üslubunu şu cümlelerle değerlendirir: ‘Hikâye yazarken Türk dilinin tabii ahengine; güzel, doğru ve zevkli akışına sadık kalan ağırbaşlı lisanınız muvaffakiyetinizin şüphesiz ilk âmilidir. Sizi yerli ve millî hikâye edebiyatımıza, her türlü yapmacıklardan uzak, güzel hikâyeler hediye eder görmek bizi sevindirmiştir.

Yazarın ilk romanı Unutmak İstediğim Mazidir. 18 Ağustos 1950’6 Ekim 1950 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesinde tefrika edilmiştir.  Doktor Emin, orduevinde ki bir baloda hikâyeleri herkes tarafından merak edilen Arap bir albay ve onun eşi Şeyda ile karşılaşır. Bir yıl sonra bazı tesadüfler sonucu bu aile ile dost olur. Hatta kalp hastası olan Şeyda'nın tedavisiyle ilgilenir. Şeyda ölmek üzere iken Doktor Emin’e herkesin merak ettiği hikâyesini, unutmak istediği mazisini bir iç hikâye olarak anlatır. On üç yaşına kadar mutlu bir hayat sürmüş olan Şeyda'nın hayatı annesinin hastalanmasıyla değişir. Bundan sonra okula devam edemez ve hep hastalıklarla uğraşır. Yirmi yaşına geldiğinde de babası hastalanır. İstanbul'a taşınırlar. Orada çocukluk arkadaşı ve ağabey bildiği Şefikle karşılaşır. Şeyda, Şefik'i sevmektedir. Fakat Şefik'ten beklediğini bulamaz.

Babasının ölümünden sonra yatılı bir okulda memur olur. Orada Aziz adlı bir öğretmene âşık olur ve bütün hayatını ona adar. Aziz uğrunda pek çok fedakârlıkta bulunur. Fakat ondan beklediği karşılığı bulamaz. Tesadüfler sonucunda karşılaştığı Arap albayla evlenerek mazisini unutmaya çalışır.

Kader Mahkûmları, uzun yılları kapsayan olay zamanına sahip bir romandır. Sara, eşi Namıkla dört yıldır evlidir ve aynı evde Cahide ve Hale adlı iki genç görümceyle yaşamaktadır. Günün birinde Namık, akrabası olan İskender Naci'yi sınavlara çalışabilmesi için bu eve getirir. Fakat geçen zaman içinde iki genç görümce İskender'e âşık olurlar fakat karşılık göremezler. Öte yandan İskender Naci ile Sara arasında yakınlaşma olur. Bu arada Sara'nın kızı Müjde dünyaya gelir. Cahide’nin sebep olduğu olaylardan sonra İskender evden ve Sara'dan ayrılmak zorunda kalır. Yıllar geçer İskender Naci artık dünyaca ünlü bir profesördür. Sara'nın Kızı Müjde de başarılı bir üniversite öğrencisidir ve adını da Musikar olarak değiştirmiştir. İskender Naci ile Musikar arasında yaş farkına rağmen büyük bir aşk doğar. Gelişen olaylardan sonra Sara kızına talip olan kişinin yıllar önce sevdiği adam olduğunu öğrenir ve intihar eder. Musikar ile İskender Naci evlenir.

Defterimi Kapıyorum, Emel adlı genç bir öğretmenin hayatını anlatır. Emel'in ilk okuduğu roman  Çalıkuşu'dur ve bu romandaki karakterin hayatına benzer bir şekilde farklı yerlerde öğretmenlik yapar. Pek çok talibi olur ama o ahlaksız bir adam olan Haluk'u sever ondan da beklediği karşılığı bulamaz. Yaşadığı bu karşılıksız aşk ve bunun sonucunda düştüğü durumlar onu hem mesleği hem de içinde bulunduğu kasaba çevresi dolayısyla zor duruma düşürür. Başka bir yere tayin istemek zorunda kalır. Gittiği yerde de kaymakam, Emel’e âşık olur. Haluk'u bir türlü unutamayan Emel, kaymakamın evlenme teklifini kabul etse de sonra bu kararından vazgeçer ve kaymakamın intiharına sebep olur. Belli bir zaman geçtikten sonra kasabanın ileri gelenlerinden İzzet adlı evli bir adamla aralarında piyano dersleri dolayısıyla bir yakınlaşma olur. Bu yakınlaşma büyük bir aşka dönüşür bu sırada Emel hastalanır ve tedavi için yurt dışına gider. Yaşadığı aşkın doğru olmadığını düşünerek intihar eder.

Bu roman benim, Hürriyet Gazetesi'nde tefrika edilen üçüncü romanımdır. Çalışmalarıma ışık tutan, bana güç veren ve büyük destek olan kıymetli edebiyat tarihçimiz çok muhterem Nihad Sami Banarlı'ya, okurlarımın huzurunda teşekkür etmeyi kutsal bir görev sayıyorum. Defterimi Kapıyorum, Doğan Kardeş Matbaacılık Sanayii A.Ş. Basımevi, 1972, s. 5.

Fazıla Atabek, üç romanında da bazıları karşılıksız bazıları da meşru olmayan aşklar sonucu hayatları mahvolan insanları ve özellikle genç hanımları anlatmıştır. Romanlarda şaşırtıcı tesadüfler ve aşırı duygusallık dikkat çeker. Kişiler aşkları uğruna inanılmaz fedakârlıklarda bulunurlar hatta intihara kadar giderler. Bu özellikleri sebebiyle Atabek’in romanları popüler roman olarak değerlendirilmelidir. Romanlarda özellikle aşka, genç kız kalbine, aile sevgisine, Anadolu hayatına, toplumsal baskıya, öğretmenliğe dair pek çok detay ince bir hassasiyetle işlenmiştir.

Fazıla Atabek'in eserlerinde Samsun ya bir kahramanın memleketi, ya seyahat edilmekte olan bir mekân olarak yer alır. Kader Mahkûmları adlı romanın da yer alan ve Musikâr'ın arkadaşlarından biri olan Metin hem Anadolu'ya hem köylü sorunlarına ilgi duyan, bu konularda konuşmalar yapan aktif bit gençtir.  Musikâr ile Metin arasında geçen şu karşılıklı konuşma adeta Fazıla Atabek'in Samsun'a ait düşünceleridir:

Musikâr Metin'e sorar:

---Sen Karadenizli imişsin öyle mi?
---Öyle neden sordun?
---Hiiç Cihan söyledi de? Nerelisin?
---Samsunluyum.
---Benim süt halam da samsunludur.
---Kimler derler söyle bakalım belki tanış çıkarız?
---Danişmentlerdendir.
---Evet, Samsun’un en eski ve asil ailesidir Danişmentler. Hatta Samsun'un onlar tarafından kurulduğu söylenir. Aşağı yukarı sekiz dokuz yüzyıllık mazileri vardır.
---Samsun nasıldır, güzel midir?
---Benim memleketim olan yer hiç çirkin olur mu? Tıpkı bana benzer şipşirin bir kasabadır. Samsun  hakikaten güzel bir şehirdir çocuklar. Memleketimdir diye söylemiyorum ama Karadenizin incisidir kâfir.

Hatta Behçet kemal Çağlar bir yazısında Samsun koyunda sabah Canan koynunda sabaha benziyor.? der.  Tabii güzelliğinden başka şehircilik bakımından da fevkalade bir taksimatı vardır. Fakat ihmal edilmiştir.  Layıkıyla bir imar görse yok mu? Memleketim hakikaten seçme vilayetler arasındadır. Sonra geniş bir  ziraat sahasıdır. Verimli bir toprağı vardır. Hinterlandı geniş, kendini her hususta besleyebilen bir şehirdir.

---Halkı nasıldır? Hepsi sana mı benzer?

---Hepsi bana benzemez. Çünkü kozmopolit bir şehirdir. Yerlisi çok azdır. Lakin herkes yaşayışını ayarlamış, muhitini benimsemiştir. Sonra karadan ve denizden nakil vasıtasına sahip oluşu, memlekette pek az şeye ihtiyaç duyuruyor. Nasıl anlatayım muzuna varana kadar geliyor. Bütün o havali ile mukayese edecek olursak, en faal, en gözü açık vilayet olarak gösterilebilen şirin bir Anadolu parçasıdır.?

Bunun yanında Samsun'a ait sorunlar ve bunların çözüm önerileri de onun gazete ve dergilerde çıkan yazılarının konusu olur. Samsunda Açılan İlk Kız Okulu, (Hayat Tarih Mecmuası, Temmuz 1970, S.6, s. 33-34. ) Hızır İlyas Günü Efsanesi, (19 Mayıs Samsun Halkevi Dergisi, Mart- Nisan 1946, S.74.)

Şiirlerinin bazıları bestelenmiş olan ve hem hikâyelerinde hem de romanlarında pek çok şarkıdan alıntılar yapan Fazıla Atabek'i Behçet Kemal Çağlar, ?Büyük aşkların ve imanların anlayışlı hayranı olarak  tanımlar ve onun sanatını şu cümlelerle değerlendirir: Şiirlerinizi daha kuvvetli, nesrinizi daha kıvrak  buluyorum. Anadolu gerçeklerini aksettiren mısralarınız kadar, cümleleriniz de bence birer şiir.  Anadolu'dan, sizin gibi şair ruhlu bir kadından beklenen daha girift sesler getireceğiniz günleri hasret ve ümitle bekliyorum.  Fazıla Atabek’in Samsun için yazmış olduğu bir şiirle konuşmama son veriyorum.


En Kıymetli Sevgiliye

Unutamadığım,
Kopamadığım.
Hasretiyle yandığım
Ve ipsiz bağlandığım
Sevdiğimce sevildiğim
Ana, baba, kardeş, bacı bildiğim
Koynunda büyüdüğüm
Adıyla övündüğüm,
Hilal yüzlüm,
Kara gözlüm.
Sendedir sende gönlüm
Seninle başlar ömrüm
Sende gelecek sonum
Vefalım, sevgilim,
Canım Samsunum.


Hikâyeleri
Bir Gecenin Masalı, Samsun İl Matbaası 1948.
Veda Çiçekleri Ahali Matbaası Samsun 1957

Şiirleri
Hatıralar (Ahali Matbaası, Samsun 1946),
Pencerem ( Samsun İl Matbaası, 1947),
İçimdeki Arkadaşım (Ahali Matbaası, Samsun 1957
Kırık Çizgiler (Baha Matbaası, İstanbul 1975)

Romanları
Unutmak İstediğim Mazi (18 Ağustos 1950 - 6 Ekim 1950 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesinde tefrika edilmiştir.)

Kader Mahkûmları (2 Aralık 1951-28 Şubat 1951 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesinde tefrika edilmiştir.)

Defterimi Kapıyorum 1961 yılında Hürriyet gazetesinde tefrika edilmiştir. Doğan Kardeş Matbaacılık Sanayii A.Ş. Basımevi tarafından 1972 yılında basılmıştır.

/ Şeyma BÜYÜKKAVAS KURAN 
02 Şubat 2013

17 Aralık 2012 Pazartesi

Açıkbaş Ömer Efendi








ÖMER ŞEVKİ ALTUNİÇ (KARAKULLUKÇU) 1295/1880-1950


Ailesi ve Doğumu
Nakşibendî şeyhlerinden Açıkbaş Ömer Efendi namıyla meşhur, Ömer Şevki Altuniç (Karakullukçu) [1] 1295/1880 senesinde [2] Artvin’in 10 km. doğusunda yer alan eski adı Tolgum olan Salkım’lı köyünde [3] Mustafa Efendi ve Hava Hanım’ın çocukları olarak dünyaya gelmiştir.

Mustafa Efendi’nin Osman, Ömer ve Ahmed adında oğulları, Asiye ve Hatice adında kızları dünyaya gelmiştir. Ahmed çocukların en küçüğüdür ve Samsun’da dünyaya gelmiştir. Mustafa Efendi köyde geçimini tarımcılıkla sağlardı.[4]

Hicreti
Ailesi, 1878-79 Osmanlı-Rus harbinde[5], Rusların Artvin’i işgal etmesinden sonra Anadolu’ya hicret ederek Samsun’a, [6] yerleşir. Samsun’da geçimlerini sebze yetiştirerek sağlarlardı.

Ömer Şevki Efendi, İlköğrenimini tamamladıktan sonra liseyi Canik idadisinde okumuştur. 1312/1897 senesinde (17 yaşında iken) Canik Mektebi [7] İdadiye Mülkiyesi diplomasını (şahadetnamesini), Pekiyi (aliyyü’l-a’lâ) dereceyle almıştır. [8] 1322/1907 de ise (27 yaşında iken) idadi diplomasını (şahadetnamesini) zayi sebebiyle tekrar çıkartmıştır.[9]


Öğretmenliği 
Ömer Şevki Efendi 1988-1908 yılları arasında İdadide Fransızca ve Edebiyat öğretmenliği yapmıştır [10]. 10 yıllık bu sure içerisinde kaç sene öğretmenlik yaptığını kesin olarak bilememekteyiz. Ancak beş-yedi sene kadar yaptığı tahmin edilmektedir. Fransızcasının çok ileri olması sebebiyle Fransız, konsolos ve papazlarla görüşerek onlara Türkçe öğretirken, kendi Fransızcasını da geliştirmeye devam etmiştir. Hatta şehirde zengin aileler çocuklarına özel Fransızca dersleri aldırırmış.

Ömer Şevki Efendinin tayini, sebebini bilmediğimiz bir nedenden ötürü Trabzon idadisine yapılır, ancak o buna kızarak Trabzon’a gitmez ve öğretmenlik mesleğinden istifa eder. Artık bundan sonra sebze komisyonculuğu yapan kardeşi Ahmed Efendi’nin yanında ortak olarak ticarete başlar. Daha sonra Maarif Nezareti hatasını anlayınca tekrar Samsun’da göreve başlayabileceğini söylemesine rağmen, O kabul etmez.


Ticari Hayatı 
Ömer Efendi, kardeşiyle birlikte sebze komisyonculuğu işini büyüterek, araziler satın alarak yarıcılarla (ortakçılar) çalışmaya başlamışlardır. Sebzeciliğin borsasını fiili olarak uygulamışlardır. Onlar fiyat belirlemeden esnaflar fiyat vermezlermiş. Esnaflar, ‘Pazarcıbaşı hele bir fiyatları açıklasın’ derlermiş. Civar köylerden sebzelerini getirip bırakanları gündüzün satarlar akşama da paralarını teslim ederlermiş. Belli bir zaman sonra Samsun’da Kasaplar caddesinin bir ticari merkez haline gelmesini sağlamışlardır. Ömer Efendi kendi bahçelerinden sebzeleri alıp dükkâna kadar götürür ve bundan da hiç yüksünmezmiş. İşçilik yapan yakınlarına, ortakçılarına parası olanlara ‘şuralardan arsalar alın, ileride buralar çok değerlenecektir’ dermiş.


Evliliği ve Aile Hayatı 
İlk evliliğini Ali Efendi ve Aliye Hanım’ın çocukları olan 1308/1893 doğumlu Fatma hanımla 1325/1909 yılında gerçekleştirir. Bu evlilikten önce bir kız çocuğu dünyaya gelir ve fazla yaşamaz, bu sebeple nüfusa kaydetmezler. Sonra ikinci çocukları Mahmut Şevki Altuniç 1328/1912 dünyaya gelir. Mahmut Şevki 7 aylık iken 1329/1913’ta annesini kaybeder.

İkinci evliliğini [11] Samsun müftüsü Hasan Efendi’nin kızı 1303/1888 doğumlu Hava hanımla gerçekleştirir [12]. Bu evliliğinden sırasıyla Neziha Hanım 1335/1919; Zehra Hanım 1336/1920, Abdullah Efendi (Doktor) 1340/1924, Mustafa Fevzi 1926[13], Emine 1929 dünyaya gelmiştir. Böylece Ömer Efendi’nin üç oğlu ve dört kızı olmuştur.

Ömer Efendi ev halkına karşı çok müşfik idi, çocuklarının eğitimleriyle yakından ilgilenir, gerektiğinde derslerine de yardımcı olurlardı. Özellikle kız çocukların okutulması yönünde çevresindekilere hep telkinde bulunur ve teşvik ederdi. Bu sebeple kız çocuklarını en az lise mezunu, erkek çocuklarını da üniversite mezunu yapmıştır. Akşamları evde çocuklarıyla oturur tatlı tatlı sohbet eder sonrasında da odasına çekilirdi. Yemeğe düşkün değildi ve sofrada yenmeyen ekmek ve yemeklere “bereketli” ekmek, yemek diyerek yerdi. Günlük siyasi gelişmeleri gazetelerden takip ederdi. Geceleri sabahlara kadar ibadet ve zikirle meşgul olur, yatağında yatmazdı. Bir keçesi vardı, onun üzerinde ibadet eder, belki de üzerinde uyurdu. Yatsı namazlarını ve teravihleri evinde bacanağı olan Hafız Mahmud Danışman’ın imametiyle kılarlardı.


Tasavufî Hayatı 
Tasavvufî hayatı Hacı ferşat efendi ile tanışmasından sonra başlamıştır.[14]  1921-25 yılları arasında İstanbul’da,  Gümüşhânevî dergâhının dördüncü halifesi, postnişini olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi’nin yanında iki defa halvet yaparak sulûkunu tamamlamıştır.

Hilafet sonrası Samsun’da irşad görevlerine başlayan Ömer Efendi’ye, Samsun ve ilçelerinden, Karadeniz nahiyesinden pek çok müridi ziyaretlerine gelir; onların manevi gelişimine katkıda bulunurlardı. Tekkeler kapatıldığı için müridlerinin manevi eğitimlerini evinde yaptığı haftalık sohbetlerle; Hatme Haceganı ise Fener’deki bağ evi ile bazı talebelerinin evinde yaparak müridlerinin yetişmesini sağlardı.

Kendileri şeyh olduğu için göz önündeydi. Bu sebeple takip edilir, gözetlenirdi. Hatta şehir dışına çıkması yasaklanmıştı. Bir defasında Hopa’ya kızının yanına gitmek istediğinde çok zor şartlarda kısıtlı olarak izin verilmiştir.

Pek çok talebe yetiştiren Ömer Efendi’nin meşhur talebeleri arasında, Halim hoca, Cemil Hoca, özellikle de Sulucalı Ali Efendi ile Mustafa Bağışlayıcı’yı sayabiliriz. Şehir dışından gelen misafirlerin Ömer Efendi ile bağlantı kurmasını Mustafa Bağışlayıcı sağlar, onları ağırlar ve Ömer Efendi ile tanışmasını sağlarmış.

Ömer Efendi insanlara nasihat eder, tatlı tatlı konuşurdu. Kendisi istişare edilen, tavsiyeleri dinlenen bir kişiydi. Hiç kızmaz sinirlenmez, işleri itidalle yoluna koyardı. Esnaflar arasında problem çıktığında, O çözermiş. Her haliyle insanlara örnek kişi idi. Şapka kanunu çıkınca protesto mahiyetinde, şapka takmamak için sürekli başını tıraş eder yaz-kış başı açık gezermiş. Yazları çok sıcak olduğu zaman hararetini kesmek için çaya karabiber dökerek içermiş. ‘Dışarısı sıcak içerisini de ısıtalım ki dengeyi bulsun’ dermiş. Aynı şekilde kışın da dışarıda kar olduğunda başını biraz karla sıvazlayarak, ‘dışarısı soğuk içerisini de soğutalım da dengeyi bulsun’ dermiş.

Kendisinden sonra bu manevi vazifeyi, Amasya’nın Suluova’sında imamlık yapan, Ferşat Efendi’nin de Şeyhi olan Kondulu Yusuf Şevki Yücel’in mahdumu olan Suluca’lı Ali Efendi namıyla bilinen Ali Galip Yücel’e teslim eder.


Vefatı 
Ömer Şevki Efendi 25 Mart 1950 senesinde, Cumartesi günü sabah saat 07:10’ da dâru bekâya irtihal eylemiştir. Cenazesi Pazar günü unkapanı’ndaki evinden alınarak öğle namazına müteakip büyük camide cenaze namazı kılındıktan sonra Seyyid Kutbuddin kabristanlığına defnedilmiştir.

Ömer Şevki Efendi’nin cenazesi yurdun dört bir tarafından, özellikle de Karadeniz’den gelenlerle dolup taşmıştır. Öyle bir kalabalık cenaze Samsun’da görülmemiştir. Arapça ezanın yasak olduğu bir dönemde, cemaat cenazeyi evinden mezarlığa kadar yüksek seslerle tekbir getirerek götürmüşlerdir. Hiçbir yetkili de buna ses çıkarmamıştır.

Cenazeye gelenler birbirlerine rüyalarında Ömer Efendi’nin vefat haberini görerek cenazeye geldiklerini anlatmışlardır.

*  *  *
Ömer Efendi’nin hayatını özetleyen kendi dilinden dökülen mısralar*

Başta devlet, dilde himmet, elde fırsat var iken,
Tut elinden düşmüşlerin, sana saadet yâr iken,
Kimseye baki değildir, mülk-ü devlet sim-ü zer,
Bir harap olmuş gönlü tamir etmektir hüner!”


NOT: BU YAZI 14 EKİM 2012 PAZAR GÜNÜ, SAMSUN/CANİK BELEDİYESİ KÜLTÜR MERKEZİNDE SAMSUN MANEVİ BÜYÜKLERİNİ YÂD EDİYOR ADLI PANELDE SUNULMUŞTUR.

_____________________

1
Karakullukçu ailenin künyesi/ünvanıdır ve 1934 soyadı kanunu çıkıncaya kadar da aile bunu resmi olarak kullanmıştır (54 yıl). Şehâdetnâme ve hüviyetlerinde Karakullukçu şeklinde geçmektedir. Ancak Of’lu bir ailenin bu ismi soyad olarak almasıyla, Ömer Şevki Efendi’de Altuniç (içi altın gibi saf, kir pas tutmayan, içi saf olan kişi anlamına gelen bu) soyadını uygun bulmuştur.

2
1295, Rûmî takvime göredir. Buna göre Ömer Efendi’nin doğumu miladiye göre 1880’e tekabül etmektedir. 1295’in Rûmî mi, Hicrî mi olduğuna dair bir işaret olmadığına göre, 7 Kanunusani 1329 ( 20 Ocak 1914) tarihli Doğum Tarihleri Hakkındaki Şûrayı Devlet Kararı’na göre, bunun Rumî sayılması gerekir. Osmanlı Devleti’nde 1840 tarihinden itibaren Hicri(Kameri) ve Mali (Rumi) takvim birlikte kullanılmaya başlamış, bu takvimlerle ilgili 28 Şubat 1917 ve 1 Ocak 1918 tarihlerinde ay ve gün kaydırılmak suretiyle yeni düzenlemeler yapılmıştı.

3
Deriner Barajı ise Artvin’in eteklerinde başlıyor ve birçok köyü etkiliyor. Bu barajdan sonra da 7 köy su altında kalacak. Sadece inşaat halindeki barajlar, Salkımlı (Tolgun) köyünden geriye sadece birkaç ev bırakmıştır.

4
Yeğeni Fikret Altuniç Bey’in anlatımıyla, balları küplere koyan Mustafa Efendi ihtiyaç için balları aldıkça bereketleniyor ve bitme bilmiyor. Şaşkınlık içerisinde olayı hanımına anlattıktan sonra artık balın tükendiğini anlatır.

5
Halk arasında 93 harbi diye bilinen, 1878-79 Osmanlı-Rus savaşı.

6
Yeğeni Fikret Bey, Babası Ahmed Efendi’nin ana rahminde Samsun’a geldiğini bahseder. Babası Ahmed Efendi’nin doğumu ise 1301 (1886)’dır. Burada üç durum söz konusudur; ya 1301 tarihi yanlıştır, ya da Trabzon, Giresun, Ordu taraflarında birkaç sene kalmışlardır. Ya da bu durumların olmaması halidir ki o zaman Ömer Efendi 5-6 yaşlarında iken Samsun’a gelmiştir. Şimdiki Hançerli Mahallesi Ilıca Sokak’a yerleşmişlerdir. Orada 4 dönümlük bir bahçe satın alıp sebze yetiştirerek geçimlerini sağlamaya başlamışlardır.

7
XIX. Yüzyılın sonlarında Osmanlı’da eğitim alanında bir takım düzenlemeler yapılmış, ana hatlarıyla 1869’da Maarifi Umumiye Nizamnamesi ile yenilikler getirilmiştir. Okul çeşitleri ise;
a.
Umumi Okullar; Sıbyan Mektepleri, Ruşdiyeler, İdadiler, Sultaniler, Dâru’l-Muallimi, Dâru’l-Muallimât, Dâru’l-Funûn.
b. Hususi okullar; Müslim, gayri müslim ve ecnebilerin açtıkları okullar.
*Her köyde ve Mahallede bir Sıbyan mektebi; 500 haneli yerlerde Ruşdiye; 1000 haneli yerlerde İdadi; Vilayet merkezlerinde Sultanî; İstanbul’da merkezde kız ve erkek muallim mektepleri ve uygun yerlerde kız Ruştiyeleri.

8
Trabzon Vilayetinin idari yapısı;
1863’te yapılan düzenlemelerle, Trabzon vilayeti (Merkez Trabzon sancağı, Canik Sancağı, Lazistan Sancağı ve Gümüşhane Sancağı) dört sancakla yönetilmeye başlanmıştır. Canik sancağı; Canik (Samsun merkez), Bafra, Çarşamba, Terme ve Ünye’den oluşmaktadır. Her ne kadar yaygın ifade olarak Ömer Efendi’nin Trabzon’da İdâdi’yi okuduğu söylenmiş olsa da (Yusuf şevki Efendi ile irtibatlandırmak için), bu bilgi yanlıştır. Çünkü mezuniyet diplomasında Canik yazmaktadır. O tarihlerde Maarif Nezareti’nin idari yönetimi Trabzon valiliği ve Canik Sancağı şeklinde idi; Canik Sancağında da Sıbyan okulları, Rüşdiye ve İdadiler vardı. Daha sonra Trabzon Valiliği’ne bağlı Canik Sancağının merkezi olan Samsun kazasında 1898’de kız çocukları için İnâs Mektebi açılmıştır.

9
Osmanlı’da eğitim Devre i İbtidâiyye 2 yıl olup, 7 ve 8 yaş gurubudur; Devre i Vasatıyye 2 yıl olup, 9 ve 10 yaş gurubudur; Devre i Âliye 2 yıl olup, 11 ve 12 yaş gurubudur. Sonrasında İdâdiye’ye başladığını varsayarsak 5 yıl olan idâdî’nin ilk 3 yılı Rüştiye son 2 yılı ise idâdi’dir. Sonuç olarak toplarsak 12 + 5 = 17 yaş eder. Zaten Ömer Efendi’nin de idadi şahadetnamesinde “sinnî=yaşı” kısmında 17 yazmaktadır.

10
Bu göreve ne zaman başladığı ve ne zaman istifa ettiği bilinememektedir. Ancak 1898-1911 tarihleri arasında yapmıştır.

11
İkinci evliliği 1329-1334/1913-1918 tarihleri arasında olmuştur.

12
Kayınpederinin vefatıyla ondan miras kalan 3 katlı evine taşınır ve müftünün küçük kızı da onlarla bitlikte yaşar. Müftünün küçük kızı olan Samire muhtemel 1907 doğumludur. Zira Ömer Efendi’nin küçük kızı Emine Hanım’ın açıklamasıyla, müftü efendi vefat ettiğinde Samire Hanım 11 yaşında imiş. Müftü efendi de muhtemelen 1919 ocak ayında vefat etmiştir. Kaynaklara göre 30 ocak 1919’da Yusuf Bahri Uğurlu Samsun müftülüğüne vekaleten atanmış ve 13 sene vekalet etmiştir. Sonrasında ise asalet gelmiş ve 1938 de vefat etmiştir.

13
Tekirdağlı Mustafa Fevzi Efendi’nin vefatından 2 ay sonra oğlu dünyaya gelmiş ve şeyhinin ismini oğluna vermiştir.

14
Hacı Ferşat efendi ile ne zaman tanıştığını tam olarak bilemiyoruz. Ancak, Hacı Ferşat Efendi’nin Samsun’da öğretmenlik yaptığı söylenmektedir. Muhtemelen aynı dönemlerde birlikte öğretmenlik yapmış olabilirler. Şurası kesin ki öğretmenlik yaptığı yıllarda bu gerçekleşmiştir. Tanıyan bir kişi nin anlatımıyla, papyon kravat takar ve çok şık giyinen Ömer Efendi Kasaplar caddesinde yürürken Ferşat efendinin nazarıyla aralarında ülfet başlar ve tasavvufa intisabı böylece gerçekleşir. Bu da tarih olarak 1898-1908 yılları arasında gerçekleşmiştir. Sonrasında ise İstanbul’da Mustafa Feyzi Efendi hilafeti zamanında 2 halvete (1921-1925) katılmıştır.


15
Ali Galip Yücel, 1916-17 yıllarında, muhacirlik zamanında Trabzon’dan Tekkeköy’e kardeşleriyle gelerek yerleşmişlerdir. Samsun’da Ömer Efendi ile tanışır ve onun talebesi olur. Manevi eğitimini onun yanında tamamlar. Büyük Samsun depremi sonrası Ömer Efendi 1943 senesinde Amasya’nın Suluova şehrine imam olarak gönderir.

* Bu metin Cemil amca tarafından, M. Zahid Kotku hocaefendi tarafından baskıya hazırlanan Tezkiretü'l-Evliyâ adlı eserin son kısmına EK olarak ilave edilmiştir.
https://manevimimarlarimiz.blogspot.com/2012/10/ackbas-omer-efendi.html


27 Eylül 2012 Perşembe

Türkiye’nin İlk “Mübadele Müzesi” Alaçam’da Açıldı.


Türkiye’nin ilk mübadele müzesi olma özelliğine sahip Alaçam Mübadele Müzesi’nin açılışı, Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul GÜNAY tarafından gerçekleştirildi.

Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul GÜNAY açılış öncesi yaptığı konuşmada, “Emek veren bütün arkadaşlarıma teşekkür ederim. Bir hatırayı aziz tutmak için çok güzel bir örnek sergilenmiş. Mübadele döneminde Yunanistan’dan gelenlerin Türkiye’de çok sıcakkanlı karşılandığını ancak Yunanistan’a gidenlerin aynı muameleyi görmemiştir.” dedi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözünden hareketle Yurtta sulhun, cihanda sulhun ne kadar önemli bir vecize olduğunu bugün buradan bakınca anlıyoruz. 2012 Türkiye’sinden, 2012 Ortadoğu’sundan, 2012 dünyasından bakınca da bu sözün insanlığı geliştiren en tılsımlı vecize, en derin özdeyiş olduğu anlaşılıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ü zaten çağının ötesine taşıyan ve çağdaşlarından büyük yapan, onun insanlığın geleceğine dair bu güzel fikirlerdir, dedi

Selanik’teki Atatürk Evini yeniden yapacaklarını ifade eden Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul GÜNAY, “1880 ile 1940 arsında hem Balkanları, hem Osmanlı coğrafyasını, hem Türkiye’yi anlatacak. Mustafa Kemal ismi çevresinde bir bilgi merkezi, Atatürk Evi yapmayı planlıyoruz. İnşallah bir yıl içinde tamamlamış olacağız. Atatürk’e karşı gecikmiş borcumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu güzel müze Türkiye’de özel müzeler statüsü içerisinde ilk mübadele müzemiz, Sayın Valimizin şahsında tüm İl Özel idaresine ve emek veren tüm arkadaşlarımıza çok teşekkür ederim, dedi.

Açılışta bir konuşma yapan Valimiz Sayın Hüseyin AKSOY "Bugün Alaçam ilçemizde Kültür ve Turizm Bakanlığımızca onaylı ilk ve tek özelliğini taşıyan mübadele müzesinin açılışında birlikteyiz. Öncelikle bu açılışımızı onurlandıran Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul GÜNAY'a ve beraberindeki heyetine teşekkür ediyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Türkiye genelinde öncülük ettiği eski eserlerin korunması, onlara çeşitli fonksiyonlar verilmek suretiyle, bu binaların yaşatılması anlayışından hareketle, Samsun'da da İl Özel İdaresi olarak bu konuda önemli çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığımız müzenin donanımı anlamında bizlere maddi destek sağlamış ve bu gün açılışa hazır hale gelmiştir. Mübadiller Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında Yunanistan'la Türkiye arasında insanların mübadelesi şeklinde gerçekleşmiş ve bu mübadele sırasında yaşananlar, oradaki kültürlerin değişimi ve bununla ilgili devam eden süreçte bir çok kültürel etkileşimle ortaya çıkmıştır. Bugün bu müzede bu mübadelede yer alan ve Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde olduğu gibi Samsun ve Alaçam'a yerleşmiş olan mübadil nüfusumuz vardır. Bu insanlarımızın o dönemde yaşadıkları ve o dönemle ilgili çeşitli eserlerin yer aldığı müze aynı zamanda o dönemin fotoğraflarında sergilendiği bir müze haline gelmiştir.

Ben bu müzenin bu duruma gelmesinde katkıları olan İl Genel Meclisimize, İl Özel İdaremize ve bu noktada çalışmaları  sürdüren bütün kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ediyorum.

Buraya onay veren ve her türlü desteği sağlayan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY'a ve değerli çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Bu müzemizin kültür turizmine Samsunumuza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum diyerek sözlerini tamamladı.

Törene ayrıca, Samsun Milletvekili Mustafa DEMİR, İl Jandarma Komutanı Albay İsmail ÖZCAN, İl Emniyet Müdürü İsmail TÜRKMENELİ, İl Genel Meclisi Başkanı Mustafa KARAKURT, İlçe Kaymakamımız Sezgin ÜÇÜNCÜ, Alaçam Belediye Başkanı İlyas ACAR ve Kültür ve Turizm Müdürü Yüksel ÜNAL, mülki amirler ve çok sayıda vatandaş katıldı. (18 Eylül 2012)

12 Eylül 2012 Çarşamba

Akbulut Koyu
Akbulut Köyü Kültür ve Sanat Dergisi

Akbulut Köyü Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:1

Akbulut Koyu
Akbulut Köyü Kültür ve Sanat Dergisi
Okumak İçin Fotoğrafa Tıklayınız

Alaçam Meslek Yüksekokulu

Tarihçemiz:
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Senatosunun 19.02.2009 tarihli kararı ile Alaçam Meslek Yüksekokulunun açılmasının kabulüne ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına teklif edilmesine karar verilmiştir.

Yüksek Öğretim Kurulunun 25.03.2009 tarihli yazısı ile Alaçam Meslek Yüksekokulunun açılması uygun bulunmuştur.
Misyonumuz:
Alaçam Meslek Yüksekokulu ara eleman yetiştirmek amacıyla güncel eğitim ve öğretim tekniklerinden yararlanıp teorik ve pratik uzmanlık becerisi kazandırmayı, iş dünyası ile çeşitli kurum ve kuruluşların ihtiyacı olan nitelikli insan gücü ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla, her türlü kaynağı etkin kullanarak; üretken, araştırmacı, kendine güvenen, toplumsal değerlere saygılı, sosyal ve kültürel yaşama katkı sağlayan, mesleki bilgi ve beceriye sahip ve sürekli değişen koşullara uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmeyi görev kabul etmiştir.
Vizyonumuz:
 Evrensel, akademik ve etik değerlerden ödün vermeyen bir yönetim anlayışına sahip, çağdaş mesleki eğitimin gerektirdiği birikime hakim, bilimsel yönü güçlü ve analiz yapabilen elemanlar yetiştirme konusunda markalaşmış, yetiştirdiği elemanları iş dünyası tarafından tercih edilen, sürdürülebilir eğitim sistemine sahip, yeniliklere açık, katılımcı, ulusal düzeyde rekabet edebilir, lider bir yüksekokul olmaktır.

Akaryakıt İstasyonuna Alaçamlılardan Kırmızı Kart

Alaçam
Yazı güzel
Kışı güzel
İlkbaharı
Güzü güzel

Alaçam
Doğal güzellikleriyle
Tarihi dokusuyla
Konaklarıyla
Geyikkoşanı'yla
Sahili ve deniziyle
Kasap üstü etiyle
Enfes pidesiyle
Kızlan Yaylası'yla
Yaşanacak bir belde
21 yıldan bu yana
Alaçam'a gelir giderim
Hafta sonu tatili için
Samsunluların önünde
Şahane bir fırsat
Ama bu yönleriyle
Henüz kendini tanıtamamış

Geçenlerde
Alaçam merkeze
İlçenin kalbine
Akaryakıt istasyonu
Kurma talebiyle
Belediyeye
Başvuru yapılıyor
Belediye meclisinde
Bazı üyeler
İlçeye tehlike saçacağını
Derhal reddedilmesini
Bazı üyelerse
Komisyona havalesini
İstiyorlar
Yapılan oylamada
6 evet 6 hayır çıkıyor
Talep komisyona gidiyor
Meclis üyelerinin
Bu farklı yaklaşımının
Takdiri Alaçamlılarındır.

Alaçamlılar
Parti ayrımı yapmadan
Akaryakıt istasyonuna
Hayır diyorlar
Talep oybirliğiyle
Reddediliyor.
İşte örnek alınacak
Güzel ve şirin Alaçam

Bu arada yeri gelmişken
Alaçam’ın yerel önderleri
İz bırakmış belediye başkanları
Nami KÖK ve Mustafa KARAAĞAÇ’ın
İsimlerini anmadan geçmek
Onlara haksızlık olur.
Onlar Alaçam’ın 
Unutulmayacak
Siyasi portreleridir.
Saygıyla hatırlıyoruz.

/Şakir DEMİRCİ
12.09.2012